
| Kategori : / MUHTELİF ŞÂİRLER VE ŞİİRLER | Okunma sayısı : 401 |
Nerdesin Şevketli Sultan Hamid Han,
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına...
Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan!..
Bizdik utanmadan iftirâ atan,
Asrın en siyâsî pâdişâhına...
"Pâdişah hem zâlim, hem deli..." dedik,
“İhtilâle kıyâm etmeli...” dedik;
Şeytan ne dediyse biz "Belî..." dedik;
Çalışdık fitnenin intibâhına.
Tahkîre yeltenip tâc ü tahtını
Denedi bu millet kara bahtını,
Sınadı sillenin nerm ü sahtını...
Rahmeyle sultânım, sûz-ı âhına!..
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sâde deli değil, edepsizmişiz:
Tükürdük atalar kıblegâhına!..
Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fenâ,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıkdı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!..
Bunlar halkı didik didik etdiler,
Katliâma kadar sürüp gitdiler.
Saçak öpmeyenler secde etdiler...
Bir âsî zâbitin pis külâhına.
Bugün varsa yoksa ....... .....
Şöhretinde herkes fuzûli dellâl,
Âlem-i mânâdan bak da ibret al
Uğursuz tâlihin şu gümrâhına...
Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lânetle anılan cebâbirenin
Rahmet okutdu bu en küstâhına.
Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldânın şen sabâhına.
Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türk’ün rûhu zorla âsi göründü,
Hem Peygamber’ine, hem Allâh'ına...
Sen hafiyelerle dem sürdün ancak,
Bunlar her tarafa kurdu salıncak...
Eli yüzü kara bir sürü alçak
Kemend atdı dehrin mihr u mâhına...
Bu itler – nedense – bana salmadı,
Bahalıydı başım, kimse almadı,
Seyrandan başkaca iş de kalmadı
Gurbet ellerinin bu seyyâhına...
Hoş oldu cilvesi Cumhûriyet’in,
Tadı kalmamışdı Meşrûtiyet’in,
Deccala zil çalan böyle milletin
Bundan başka çâre yok ıslâhına...
Lâkin sen Sultân'ım, gavs-ı ekbersin,
Âhiretden bile himmet eylersin...
Çok çekdi şu millet, murâda ersin:
Şefâat kıl şâhım, meded-hâhına!..
Rızâ Tevfîk Bölükbaşı
Lûgatçe
istimdâd: Medet ve yardım istemek.
şevketli: Ulu, yüce.
bârigâh: İzinle girilecek yer, huzur, makam.
lâhza: An, kısa zaman parçası.
beli: Evet
intibâh: Uyanmak.
ervâh: Ruhlar, canlar.
sehpâ-yı kaza: Îdam sehpası.
cebâbire: Zâlimler,
şeb-i yeldâ: En uzun gece
meded-hâh: Yardım bekleyen.
tahkîr: Hakir görme, hakaret etme
nerm ü saht: Yumuşak ve sert
ridâ-yı diyânet: Dînin örtüsü
fuzûli dellâl: Boşboğaz tellâl
dehrin mihr u mâhı: Devrinin güneşi ve ayı
saçak öpmek: Sarayda bayramlaşma merâsimine katılan büyükler, padişahın tahtından sarkıtılmış saçakları öpmek.