Hakkı Mahmut Soykal'ın ruhuna ithaf olunur.
Seccâden kumlardı... .................................... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı!
Mescit mü'min, minber mü'min... Taşardı kubbelerden Tekbir, Dolardı kubbelere "Âmin!"
Ve mübârek geceler, duâlarımız, Geri gelmeyen duâlardı... Geceler ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı!
Kapına gelenler, ya Muhammed, Uzaktan, yakından- Mü'min döndüler kapından!
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, Muhammed ümmetiydi.
Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hû hû" lara karışsın Âminler... Mübârek akşamdır; Gelin ey Fâtiha'lar, Yâsin'ler!
Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resûl, Nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi, ya Muhammed; Çağlar ne çağlardı; Daha dünyaya gelmeden Mü'minlerin vardı... Ve birgün, ki gaflet Çöller kadardı, Halime'nin kucağında Abdullah'ın yetimi, Âmine'nin emaneti ağlardı!
Hatice'nin koncası, Âişe'nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği, Göklerin resûlüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Rûhunu Allâh'a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke'de bunalırsan Medine'ye göçerdin.
Biz dünyadan nereye Göçelim ya Muhammed? Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyânet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar (Ebû Leheb öldü) diyorlar: Ebû Leheb ölmedi, ya Muhammed; Ebû Cehil, kıtalar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada Mevlid'ine hayran kulaklarımız: Ne adlar ezberledi, ey Nebî, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kabe'ne siyahlar Yakışmamıştır, ya Muhammed, Bugünkü kadar!
Haset, gururla savaşta; Gurur, Kafdağı’nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedar oldu iyi!
Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına. İyilikler getir, güzellikler getir Adem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Tâif'tir, kimi Hayber'dir... Fethedemedik, ya Muhammed, Senelerdir!
Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği!
Bayram yaptı yabanlar: Semave'yi boşaltıp Save'yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman'lar!
Gözleri perdeliyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebi Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hû hû"lara karışsın Âminler... Mübârek akşamdır; Gelin ey Fâtiha'lar, Yâsin'ler!
Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar taşlar, Kâfile kâfile, kervan kervan Şimâle giden yoldaşlar?
Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi... Hakk'ı göremiyen Gözlerdeydi!
Şu kutu, cinlerin mi; Perilerin yurdu mu? Şu yuva-ki bilinmez, Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?- Kuşlarını, bir sabah, Medine'ye uçurdu mu?
Ey Abva'da yatan ölü Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hatıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene hâlâ, Çöller ses verir: "Yaleyl!" susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de, bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebûbekir; Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir!
Ebubekir'de nur, Osman'da nurlar... Kureyş uluları karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali'nin önünde kapılar açılır, Ali'nin önünde eğilir surlar. Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de Hak'kın yiğitleri, şehid olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı; Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı.
Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hû hû"lara karışsın Âminler... Mübârek akşamdır; Gelin ey Fâtiha'lar, Yâsin'ler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan, Ya Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Âdem oğullarına!
Yüreklerden taşsın Yine îmanlar! Itrî, bestelesin Tekbîr'ini; Evliyâ, okusun Kur'an'lar! Ve Kur'an'ı göznuruyla çoğaltsın Kayışzade Osmanlar!
Na'tini Gaalip yazsın, Mevlid'ini Süleyman'lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan'lar! Çarpılsın, hakîkat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır!.. Hacdan döner gibi gel; Mi'raç'tan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanad, rüzgâr kanad; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Ayetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezanlarını Davud okusun!
Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hû hû"lara karışsın Âminler... Mübârek akşamdır; Gelin ey Fâtiha'lar, Yâsin'ler!
|