
| Kategori : / MÜLÂKÂT | Okunma Says: 800 |

Yolu açmas lazm…
Yolu açmas anlamnda… Dorusu Hoca’da hem örnek olmak, hem mutkin olmak yani iini iyi yapmak, ehliyet, hem de öncü olmak anlamnda ciddi bir birikim vard. Çünkü devaml urard.
Mesela çok ilginç… Yine benim taaccüp ettiim, hayret ettiim bir ey… Hoca’nn bir radyosu vard… Sürekli… Fakültede tabii çalmas çok zordu… Çünkü kaps devaml açk olduu için biz Hoca’ya kzardk ama Allah insan en iddial olduu yerden imtihan eder… Biz de o duruma dütük biraz… “Güzin Ablalk” derdi buna Hoca… “Hocam Güzin Abla m oldunuz?” derdi… (Gülüyor…) nsanlar dertlerini yazard… Hoca’nn odas, dertli insanlarn gelip… Hoca’nn bir ey yaptndan deil ama dinleyip onlar rehabilite ediyordu bir tür… Tabii orada çalamyordu… Ya kitap okuyordu ya radyo dinliyordu… Radyoyu… Girerdim… Allah Allah! Garip bir dil… Bizim bildiimiz bir-iki dil canm… Hoca, gününü, özellikle fakültede iken saatlere bölerdi böyle… Ve her saat, baka bir radyoyu dinlerdi. O dili devaml canl tutmak için… Anlatabiliyor muyum?
Dil, unutulur. Dil dediin biraz haindir, yani ihmal edersen gider… Onu Hoca çok söylerdi… Unuttuu diller de vardr Hoca’nn bu nedenden dolay… Mesela Malayca’y çok iyi de konuurdu ama konumasn unuttu. Uzun süre ihmal ettii için…
Radyoda bulamadysa…
Radyoda bulmadysa… (Gülüyor…) Evet…
Dolaysyla, mutkin olmak, iini iyi yapmak anlamnda da bunu çok gördük. Böyle güzel hatralar geliyor aklma…
Eyvallah… Hususiyetine dair sormu olaym Hoca’nn… Radyo deyince Hoca’nn, sizin denk geldiiniz ya da dikkatinizi çeken müzikle ilikisi balamnda söylüyorum…
Çok güzel! Evet... Hoca, bir müzik hastas canm… Yani zaten Hoca’nn müzik kula güçlü olduu için dil kabiliyeti de güçlü… Ben, bunu kendi çocuklarmdan da biliyorum. Müzik kula iyi olann dil örenme kabiliyeti, özellikle duyma, duyduunu anlama kabiliyeti çok gelikin oluyor. Hoca, kaliteli müzii tüm kaytlardan bamsz olarak dikkate alrd. Yani her türlü müzie açkt. Diyelim ki Bat klasik müzii yannda ran müziine, ondan sonra Türk müziine filan… Klasik Türk müziine falan çok eydi… Devaml müzik dinlerdi Hoca zaten… Tabii… Ve büyük müzisyenlerin hayatlarn da bilirdi, okurdu…
Hoca’nn sanatlarn çeitli alanlar ile irtibat vard… iir yazard… Devam etmedi ama hatta bizim Mehmet Sabri Genç, örencisi, onun bir iir kitabn da yaynlad. “Deniz ve Kâif” diye bir iir kitabn da yaynlad. Devam etmedi fakat iire de merak vard, airlere de merak vard…
Bu entellektüel meselesinden unu da söyleyeyim. Hoca, açk uçlu bir insan olduu için mesela kendi dönemindeki tüm entellektüellerin, entellektüel kabul ettii aydnlarn, yazarlarn toplantlarna giderdi. Necip Fazl’ndan Nurettin Topçu’suna… Tabii… Cemil Meriç’inden… Ne bileyim, o dönemde tüm sol cenahn, sosyalist cenahn, Marksist cenahn, Kemalist cenahn… Neyse… Hepsinin… Dizginlenemez bir merak olduu için “Bunlar ne anlatyor?” gidip dinlerdi… Ve biz Hoca’dan çok dinledik, birebir bu tür hatralar… simlerini tek tek saymaya gerek yok… O kinci Yeni’nin en önemli airlerini mesela… Birebir hem tanmtr hem de güzel iirlerinden bahsederdi… Dolaysyla bu sanat… Hem müzik, hem iir, hem edebiyat…
Mesela Hoca’nn biz, hatrlyorum, birinci snfta… 85’te… Bize… Benim en önemli hatralarmdan biri de odur. O zaman tabii akll tahta yok. Tebeirle yazyor… lk dersimiz Perembe günü… Felsefe öncesi düünü… 85, Perembe… Ekim…
Hatrnzda m?
Tabii, tabii… lk ders… Çünkü çok etkilendiim bir dersti. Niye? O zaman doçentti Hoca, yeni doçent olmutu. Bize kitap yazd… “Okumamz gereken kitaplar…” Tabii bizim üniversitede bir tecrübemiz yok. Etrafmzda kimseye de sormamz.
unu zannettim ben: “Tüm bu kitaplar alnacak… (Neredeyse 20’nin üstünde kitap var orada…) Tüm bu kitaplardan sorumluyuz derste…”
Dedim ki; “Yav iimiz ne kadar zor! Bu üniversite ne kadar zormu!”
Hâlbuki hiçbir Hoca öyle bir kitap tavsiye etmedi bize… (Gülüyor…) Ben gittim, tüm o kitaplar aldm. Hepsini de okudum. Sonra unu örendim: Meer o kitaplar, dört yl boyunca, bizim genel kültür olarak, ders için deil de bilmemiz gereken kitaplar…
O kitaplardan biri neydi biliyor musunuz? Ahmet Hamdi Tanpnar’n “XIX. Yüzyl Türk Edebiyat Tarihi…” Felsefe bölümü birinci snf örencisi… Ama Hoca bunu yazarken bunu Türkçe açsndan okuyacaksn… Çünkü iyi bir düünür, iyi bir felsefeci, dilini iyi bilen insann yapabilecei bir itir.
Yani kendi edebiyat ve kendi tarihi…
Yani onun dolaynda… Onun Türkçe açsndan çok baarl bulurdu, Tanpnar’… yi Türkçe sahibi müellifleri önerirdi. Hiçbir ideolojik kampna bakmakszn… Nazm Hikmet’i de önerirdi, Cemil Meriç’i de önerirdi… Nurullah Ataç’ da önerirdi mesela… Türkçeyi iyi kullanan insanlar olarak bunlar söylerdi…
Tabii, dil konusunda da çok ayr hassasiyeti var ama eyi de sormak isterim… Bu soruyu Hoca’ya soramadm, sormadm tabii ama… Turgut Cansever’e ben denk gelemedim Hocam. Fakat sonrasnda Turgut Bey’in çevresindeki her kimle oturduysam ayn soruyu sordum: “Hoca’nn masasnda eksik olmayan ne vardr?” diye… Herkesle ilgili (bir) husus olduu söylendi…
imdi müzik bahsini konuurken Teoman Hoca’nn acaba var mdr masasndan eksik olmayan?
Benim gördüklerimle snrl bir ey söyleyebilirim. Belki olu Deniz Bey’e sormak lazm… Ama atflarndan hareket ederek söyleyebilirim. Hoca’nn bir kere masasndan eksik olmayan; Platon ve Aristoteles… Bu bir… Kenara koy onu… kincisi… Bizim eye geldiimiz zaman Gazzali… Mesela Hoca, Gazzali’yi çok önemserdi… Kant… Ondan sonra… Mesnevi… Hoca, iyi bir Mesnevi okuyucusudur… Farsça okurdu Hoca…
Farsça da?
Tabii, tabii… Farsça bilirdi ve okurdu… Sonradan unuttu zannediyorum… Unuttuu diller var çünkü baz...
Çok ilginç… Yerli dilleri örenmiti Hoca… Kabile… Kzlderili dediimiz Amerikan… Tabii, birkaç kabilenin dilini merak saiki ile örenmiti… Öyle çok ilginç anlar var… Bir gün oturuyoruz… Emniyet’ten aradlar… Snrda bir Afrikal yakalanm. Bir dil konuuyor, bilmem ne dili, hatrlamyorum bile… Mütercim lazm. Hoca’nn böyle bir öhreti de vard… Hoca’y aradlar… Biz de orada oturuyoruz, odada… Bilmem ne dili… Hoca, tabii hakl olarak dedi ki; “Ben bunu ilk defa duyuyorum…”
Svahili falan deil yani? (Gülüyor…)
Hayr, hayr… Büyük diller deil… Çok yerel bir dil. Fakat merak dediimiz ey budur ite… imdi Hoca, “Bilmiyorum” dedi, kapatt ama… Bu dil ne? (Gülüyor…)
Onu bile örendi demeyin…
Örenmedi ama oturdu onu baya bir aratrd. Çünkü bana da birkaç vazife verdi o çerçevede de ondan biliyorum… Yani Hoca’nn öyle bir merak vard… Eer onu örenmeye deer bulsa örenirdi. Emin olun… Büyük bir ihtimalle deer bulmamtr ki vazgeçmitir. (Gülüyor…)
Hoca’y o zaman öyle anlyorum Hocam… Çok devasa bir merak duygusu… Diri tutan…
Evet… Ama Hoca’nn… Zonguldak’a fahri doktora için gittiim zaman bana denizi gösterdi… te benim merakmn kökeni budur… Deniz. Deniz gibi ufuk… Ne var ötede acaba? Yani… Onun için ilk yapt ey bir gemiye atlayp denize açlmak olmu… Hoca’nn bir deniz tutkusu var… O “Deniz ve Kaif” de oradan geliyor zaten… Deniz onda… Çöl… Ayn ekilde hep bir merak tahrik eden, merak boandran bir etki uyandrm… Tabii inanlmaz bir merak… Ama hatrla… Merakla korku olmazsa biz bu varlk okyanusuna açlmaktan korkarz… Ya da varlk çölü… Hangisi houna gidiyorsa… O merak ve korku bizi yönlendiriyor tabii… Dolaysyla Hoca’nn o dil merak da bununla alakal, bu genel merak duygusu ile alakal üphesiz…
Afrikal tutuklanan arkadan sorgulanmasna yardm etti… Afrikal’nn deil mi? Günün sonunda… (Gülüyor…)
Evet… (Gülüyor…) Yani oradan bile bir yere varabilir miyim meselesine gidiyor… Çünkü biz derslerde bazen öyle dillere atf yapard ki… “u kelime, bu dilde, bu anlama gelir…” Bildiimiz bir dil deil yani… Yerli dili, mahalli bir dil… Oradan balantlar kurard… Hoca, etimoloji ile felsefe yapan biri deildi… Bizi de uyarrd o konuda… “Yani etimoloji çok önemlidir, bir kültürün varl idrak etmedeki kökenler çok önemli fakat oraya taklp kalrsanz felsefi problemi, o halis felsefe sorusunu gözden kaçrrsnz… Etimoloji, bize sadece felsefi sorunu idrak etmede, o kültürün o felsefe problemine bakndaki imkânlar verir. Yoksa felsefe problemi, o kültürün, o dilin bizatihi kendisinden daha yukarda olan bir sorudur. Arapça da bakabilirsiniz buna, ngilizce de bakabilirsiniz… Önemli olan orada… Etimoloji yaparken ya da etimolojiye giderken kültürün o felsefe problemi olan ilikisini tespit edersin. Yoksa dorudan felsefe probleminin kendisi ile irtibat daha üst bir çabay gerektirir.” derdi. O açdan ben de etimolojiye çok dikkat ederim. Kavram meselelerine ama etimolojiye taklp kalp da felsefi bir sorunu çözmek tek bana ksrlatrc bir eydir. Bir süre sonra sizi dolap beygiri gibi dolatrmaya neden olabilir. Hatta baz filozoflar da bata Heidegger olmak üzere bu açdan biraz eletirirdi. Özellikle ilk dönemlerinde… Sonradan daha farkl kanaatleri oldu Heidegger’e ilikin ama… Hatrlyorum, ilk dönemlerde felsefi meseleleri etimolojiye bomas dolaysyla Heidegger’i eletirdiini hatrlyorum. Böyle bir taraf vard Hoca’nn… Evet…
Belki ikinci bölümde Hocam… Hoca’nn vefat dolaysyla etrafndan dönen… Tartma deil tabii ki de… Birkaç tane akl evvel, kendini bilmezin…
Ondan önce… Hoca’nn hocaln da konumamz lazm…
Evet, oraya ikinci bölümde gireriz… Sizin için de uygunsa…
Buyurun…
Ben yine Hoca’nn ahsiyeti… ini ciddiye almas dolaysyla, yaptklarn ciddiye almas dolaysyla ciddiye alnan tavrn biraz daha konualm istiyorum. Yine sizin anlattnz bir ey… Hoca’nn Dekartç[3] olduuna ilikin… (Gülüyor…)
Evet… Ben rahmetli Turgut Cansever Hoca için yazdm yazda bu cümleyi kullanmtm… “Ancak kendisini ciddiye alan bir insan urat alan da, konuyu da ciddiye alr.” Kendine sayg duyan bir insan, urat konuyu da saygn klar.
Bu, Hoca için de geçerli… Zaten birkaç insan tandm ben… Tabii, muhakkak çok vardr ülkemizde… Ama benim irtibat kurduum biri Turgut Hoca’dr, biri Mehmet Genç Hoca’dr, biri de Teoman Hoca’dr… Bir hocamz daha var… (Benim kendime örnek aldm anlamnda söylüyorum. Çok hoca vardr üphesiz.) Allah selamet versin, salk versin, afiyet versin.
Bu, son derece önemli… Hoca, yapt ie sayg duyan bir insan…
Söylemeyecek misiniz?
Yok, onu söylemeyeceim imdi… Belki houna gitmez hocamzn… Ama Allah selamet versin, uzun ömür versin, salk versin… Örneklii eksik olmasn. Hakikaten örnek alyorum ben hocamz kendimize.
Hoca’nn böyle bir özellii var… Yapt ie sayg duymak… Sayg duyduu için titizlik… imdi, titizlik gerçekten epistemik bir kaynaktr. Siz bir ite ne kadar titizlenirseniz, o i kendisini size o kadar verir. Anlatabiliyor muyum? Yani nüfuz etme kabiliyetinizi arttrr. Hoca’nn öyle bir eyi vard. Dolaysyla, Hoca’nn o ahsiyet özellikleriyle alakalyd.
Anlattnz zaman Hocam, sizin Hoca’y Dekartç zannetmeniz…
O, öyle… O, Hoca’nn hocalyla alakal bir konu… Biz tabii… Hoca’nn dersleri efsane! Bunlar hiç anlatmaya gerek yok. Kimse saate bakmaz. Yani…
Ayakta anlatr… Belki de burada o sahneyi de söylemek lazm bilmeyenler için…
Ayakta anlatmaz… Hoca, teatral anlatr. Yani devaml hareket halindedir ve örencilerle temas kurar. Burada bunu ben temsil etsem, gülebilir arkadalar yani… Ama o kadar sahici elektromanyetik bir alan olutururdu snfta… Yani öyle deil: Bir çizgi çizip, örencileri o çizginin ötesine koyup kardan seslenen insan deil… Örencilerin içine giren bir insan. Amfide devaml yürü ama bu yürümek de öyle yapay bir ey deil. Yeri gelir sradaki bir örenciye eilir, ona anlatr dersi. Herkes oraya dikkat kesilir. Tam bir teatral… Mesela Hoca’y buraya getirsek, ders anlatsa, üç saat sonra u eyalarn hiçbiri yerinde kalmaz! O eyalar kaldrr, onu örneklendirir, fakat o srada yürümütür. Onu oraya koyar. (Yerlerini deitirir.) Anlatabiliyor muyum? Hoca’nn onun için böyle sahnede ders vermesi risklidir. Çünkü i yükünü çok arttrr Hoca… Hizmetliler ya da oradan sorumlu insanlar o eyalar tekrar yerine koymak zorundadr. (Gülüyor…) Deil mi? Yani Hoca’nn ders anlatmas böyle bir eydi.
eyi biliyorum Hocam ben… Yakn zamana kadar Zeytinburnu Belediyesi’nde bir dizi ders yapt…
Ama Hoca’nn biraz yallk, salk problemi olduu dönemler…
Ona ramen Hocam… 2 saat ayakta…
Tabii… imdi Hoca ilk ameliyatn oldu. Boaz kanseriydi Hocamz. Ben, ziyaretine gittiim zaman çok üzüldüm. Yani Hocamz bu vartay atlatamaz diye düündüm açkças… te arkadalardan rica ettik. Dua edelim, hatim indirelim eklinde… Bir ay sonra Hoca beni arad. “hsan” dedi, “Bana ders koy” dedi eyde… “Felsefe bölümünde ben ders vereceim.”
Ben o zaman anladm, Hoca dirilmek istiyor. Ve emin ol, üç saat ayakta, o ameliyattan birkaç ay sonra ayakta ders anlatrd Hoca ve derslere hiçbir zaman, bizim tam tersimizde… Hoca’y o konuda örnek alamadk. Derslere kravatsz girmezdi. Yani o klasik dönemin alkanlklaryla ceket-kravat-pantolon… Yani takm elbise vard…
Tabii, Hoca’nn öyle bir özellii vard. Ayakta, son derece teatral, bir elektromanyetik alan oluturan… Hoca’nn tabii, ders disiplini entellektüel olmakla alakal… nsan olduu için hayatn içinden… Yeri geldiinde bir taksi oförüne, yeri geldiinde bir siyasi meseleye atf yaparak konuyu çerçevelemesi çok önemli… Bir anlatya dönütürüyordu her eyi… Bir anlat… O anlat da bir organiklik oluturuyor. Sizi çekiyor bir vakum gibi… Anlatabiliyor muyum? Böyle bakyorsunuz. Yani öyle, çok amiyane bir örnek ama bir maç düünün; ne zaman gol olacak diye böyle bakyorsunuz. O an vardr ya? (Ben maç seyredemem açkças da.) Onun gibi seyrediyorsunuz. Fakat bunu seyrederken konuya odaklanyorsunuz. Onu da söyleyelim, Hoca’nn hareketlerine deil. Onun için biz Hoca’nn derslerini hiç unutmazdk. imdi o mesele de…
ey de var ya Hocam. nsan ancak çok iyi anladnda iyi anlatabilir.
Tabii… Feynman’n m, Einstein’n m, imdi tam hatrlamyorum ama “Bir konuyu iyi anladysanz” diyor, “onu ilkokul çocuuna da anlatrsnz, bir profesöre de anlatrsnz.” Anlamann ölçütü budur. Feynman’ndr zannediyorum. Bunu, evet Hoca da söylerdi.
imdi burada u var yalnz. Bir eyi iyi anlatmann bir art var. O da udur: Örendiklerinizi, malumat olarak aldklarnz tevessül edeceksiniz dedik ya geçen… Kendinize mal edeceksiniz.
Hoca, tüm felsefeyi kendisini icat etmi gibi anlatrd. (Gülüyor…) O terkip, o inai tutum, o sentetik yap, o anlaty oluturan eydir. Yani Hoca, bilmedii, kafasnn basmad, anlamad zaman onu hikâyesine katmazd. Anlatabiliyor muyum? nai bir kafas vard yani… Kendisi o srada ina ederdi konuyu… Ayn konuyu baka bir zaman sorun, baka bir ina ile karlarsnz. Onun için Hoca belki ayn eyleri anlatrd ama inalar farkl olduu için, örgüler farkl olduu için hep farkl film ortaya çkard. te bu konuyu kendisine mal etme, o temessülle son derece alakal… Bakn bunun örneini ite senin dediin ey veriyor bize…
imdi… Üçüncü snftayz, Yeni Ça Felsefesi Tarihi… Hoca’nn dersi öle üzeriydi… Sonra akama baka bir ders var… Çada Felsefe Akmlar… Hoca Descartes’i anlatyor bize… Ben de o srada Nietzsche’nin Descartes eletirilerini okumuum… Örenci nedir yani? Hocay zor durumda brakacak… Öyle… Snfn hani… Felsefeye bilinçli gelmi bir grup arkadatk zaten… Hoca, Descartes’i anlatrken bir yere geldi… Ben, el kaldrdm. Nietzsche’nin eletirisini söyledim. Nietzsche’ye atf yaparak…
Hoca, “evet” dedi, “Descartes u anda çok ar bir sa kroe ald” dedi. (Gülüyor…) “Ama yklmad henüz…” falan… Esprilerle…
Öyle bir anlatyor ki… Ben sorular soruyorum, itiraz ediyorum… Baka arkadalar (da)… Sanki karmzda Descartes var ya!
“Bu kadar da niye önemsiyor ki?” dedik yani… Hoca, Dekartç m acaba? Bilmiyoruz tabii, Hoca’y artk örenci olarak tanyoruz. Henüz daha çra olmu deiliz. imdi, Hoca bunu hissetti… Herkes, Allah Allah (bir aknlk halinde)…
“Çocuklar” dedi, “Ben, u anda size Descartes’i anlatyorum. unu düünmem lazm: Descartes, bunu nasl cevaplard? Önemli olan budur” dedi. “Yani, ben u anda Descartes’im” dedi. “Descartes’i eletirmek ayr bir konu, benim Descartes’le ilgili kanaatim ayr bir konu… Kant’ anlatsam bu ekilde anlatmam lazm. Nasl cevap verebilir bu sorularla? Zaten felsefe sistemlerinin en önemli özellii budur” dedi. “Bir kere kurulduktan sonra, kendinden sonraki durumlara ilikin, filozof yaasa nasl cevap verirdi? Mesela Descartes’i alp 20. yüzyla getirsek sorulara nasl cevap verir? Dekartçl siz güncellemek istiyorsanz Descartes’in yöntemini… Bunu yapmanz lazm…” Bunun (ders anlat biçiminin) gerekçesini verdi bize…
ardk tabii ama bu olay burada kalsa beni çok etkilemez de… Akamki derse gittik. Snfta bir arkadamz vard, Wittgenstein’ çok seven, Wittgenstein’n Tractatus’unu ezberlemi, Tractatus etrafnda yazlm metinleri okumu, hatta Almanca bilmedii halde Almancasn ezberlemi bir arkadamz… Var böyle insanlar… Çok kötü sktrd Hoca’y ama hem Tractatus’dan alnt yapyor hem Türkçesi’nden… O zaman zannediyorum Oruç Auroba’nn tercümesiydi herhalde alnt yapt… te, baka kaynaklardan alnt yapyor… Bunald Hoca…
Dedi ki; “Ne beni sktryorsun? Öyle demi ite, ne yapaym yani? Git, kendisine sor!”
imdi biz bu ikisini mukayese edince Hoca’nn direncini gördük gerçekten. Hocaln (gördük). Konulara olan vukufiyetini, ciddiyetini gördük. Titizliini gördük. Bu da bizi etkileyen hadiselerden biridir. Ben bunu daha baka mecralarda da anlatmmdr.
O açdan titizlik, iini ciddiye almak, sayg duymak, bir süre sonra sizin de ciddiye alnmanz ve size de sayg duyulmasn, yaptnz ie de sayg duyulmasna neden oluyor. Ben bunu rahmetli Turgut Hoca’da da, Mehmet Genç Hoca’da da, Teoman Hoca’da da gördüm açkças... Bir ekilde beraberliim olan insanlar…
Bu örnekler dnda Hocam, ey var mdr? Siz de -buradasnz diye tam rahat söyleyemiyorum belki ama…- Hocasnz. Hocalk yapyorsunuz çok uzun yllardr. Teoman Hoca, size Hocalk yapt. Hoca’dan en belirgin, böyle alp da kenara koyduunuz, gene Hocal balamnda, bir ey var mdr, bu anlattklarnz arasnda?
Bir insan, tabii kendisine özdetir. Hiçbir insan, dierine özde olamaz. Hoca da bunu istemez zaten. Onun için taklit iyi bir ey deil. Hoca, taklidi hiç sevmezdi. Ben, Hoca’nn taklit edilmesi taraftar deilim. Ama Hoca’nn örnek alnmas anlamnda…
Ben, bunu arkadalarma, genç arkadalarma söylüyorum… Ben, böyle gördüm diyorum. Ben saklamam.
-“Niye Hocam böyle yapyorsunuz?” (diye soruyorlar.)
-“Biz Hocamzdan böyle gördük” (diye yantlarm.)
Çünkü bazen yaptklarmz anlamyor gençler… Çünkü bizim dönemimiz deil. Yeni bir kültür… Yetimi genç arkadalar farkl bakyor olaylara… Bazen benim yaptklarm anlamlandramyorlar… “Biz Hoca’dan böyle gördük” diyorum ben bunu…
Benim etrafmda bulunan, yetitirdiim, yetimesine katkda bulunduum tüm genç arkadalarn muhayyel örnei Teoman Hoca’dr. Çünkü söylerim ben de… Saklamam.
Hoca’nn ders anlatma üslubu kendine has… Onu siz ancak, oradan faydalanabilirsiniz… Çünkü o, Teoman Dural; siz, hsan Fazlolu’sunuz. Yusuf Genç’siniz falan… Yani…
Ama bu örnek alma durumu… Tabii ki bizim önümüz açan, nasl davranacamza ilikin bize kap aralayan bir yap elbette…
Tavra ilikin…
Tabii, tabii… Diyelim ki Hoca’nn Türk milletinin ve devletinin varlyla problemi var. Benim birinci ilkemdir mesela, ben bunu Hocamdan aldm. Ehliyet meselesini Hoca’dan aldm. Ben de genç arkadalarla mesleki bir birliktelik kurmak istediim zaman bunlara dikkat ediyorum. Onlarn hiçbir görüüne bakmam!
Eyvallah… Benim gözlediim kadaryla sizde de hikâye oydu… Yani örencilerinize geriye dönüp “Bak, benim admlarm dnda hiçbir yere basmayacaksnz!” gibi bir ey söylemiyorsunuz.
Ahlaki deil o! Tabii, Hoca bu konuda uyarrd. Teoman Hoca… imdi Hoca’nn insanln sürekli vurguluyorum. Yaamn içerisinde bir insan…
imdi, biz yeni asistan olduk. Hoca, bir yerde konferans verecek. Bakn… imdi genel adet nedir? “Bölüm bakannz, doktora Hocanz neredeyse, siz de oradasnz.” deil mi? Ben de gittim. Daha yeni ama… Genciz… Beni gördü toplantda… Çktktan sonra beraber döndük…
Dedi ki; “hsan, niye geldin konferansa?”
“Hocam, gelinmesi gerektiini düündüm” dedim.
(Hoca:) “Merak m ettin? Bir ey örenmek için mi geldin? Yoksa hani Hocamdr...?”
Dedim; “Valla Hocam, hepsi var tabii ama tabii ki genel anlamyla Hocamza…”
“Bir daha gelme!” dedi, “in-gücün var senin olum. Senin iin-gücün yok mu? Bir ey öreneceine inanyorsan… Bunlar zaten ben size anlatyorum. Bu, genel bir konuma… Bir konferans… Sakn kendini bu ekilde mecbur hissetme!” dedi.
Bu da çok önemlidir. Ben de bunu aynen takip ederim. Hakikaten, bir baktm etrafma; tam bir diktatöryel rejimler var! Küçük küçük… Küçük tanrcklar var etrafta… nsanlarn ahsiyetlerini törpüleyen, kiiliklerini törpüleyen, onlarn özne olmalarn sakatlayan tutumlar var akademide... Çok!
Sadece akademide de deil…
Akademiyi ben biliyorum… (Dierlerini) bilemem… (Akademide) çok fazla ama! Yani, örencinin, evlenmesine kadar ondan izin almasn bekleyen… Yani bunu art koan… Bu çok yanl bir i…
Örencinin yazaca yazy, konuaca konuyu belirleyen… Bunlar çok yanl eyler! Biz, Hoca’ya “Falan yerde ders vereceim, bir kurum benden ders istiyor” dediimizde, “Ben senin sekreterin deilim” dedi. “Sen bir devlet memurusun… Burada bir iin var. Bunun hakkn vermek kaydyla, senin özel hayatn beni ilgilendirmez” demiti. Ben, bunu aynen uyguluyorum. Bunlar, yanl eyler…
Yani; “Kitabm hangi yayn evinden bastracam?”, “ Ben izin vermeden, kitabn basma!” gibi, pek çok… nsan…
Sonra diyoruz ki; “Efendim, ya bu gençler, bu Hocalar, niye yetitikten sonra, belli bir yere geldikten sonra, pespaye durumdalar?”
E, omurgalarn krmsn!
Adam, diklenip ufka bakamyor ki!
Bakn, yeri gelmiken onu da söyleyeyim o zaman… Hoca’nn tüm asistanlar sorumlu insanlardr…
Hocam burada duralm… Reklam için sktryorlar beni. Reklamlardan sonra hem Hoca’nn düüncesini, düünce tarihimizdeki yerini…
Ama bunu cevaplayacam…
Buradan da devam edelim… Evet… Reklamlardan sonra burada olacaz. Teoman Dural’y konumaya devam edeceiz. Sorularn Peinde…
Yazar: Ýhsan Fazlýoðlu ile mülâkât (Derleyen Muhammed Negiz) |
10-01-22 |
||
| E mail: dunyabizim.com | Tweet | ||