
| Kategori : / DÝL KALESÝ | Okunma Says: 603 |
Zaman zaman “sosyal medya”da baz felsefe terimleri ile ilgili yazmalar, tartmalar oluyor. Altk, anlak, bilinç, eytiim, saltk, us, tin, tikel, tümel…vs. vs.Bu kelimeleri kullanmaya al(trl)m olanlardan bugüne kadar “yahu bu kelimeler nereden çkt? Felsefe tarihimizde yeri var m? Büyük felsefecilerimiz, fikir adamlarmz bu kelimeleri kulland m?” sorularn sorana pek rastlamadm. Aksine, itiraz edilince bir savunma bir direnme, aarsnz.
Felsefe ile münasebetimiz hayli eski, fakat bu kelimelerin dilimizde bir geçmii yok. 1941 yl bizim için felsefenin balangc, “milad” olabilir mi?
Eer bu kelimeleri kabul ediyorsanz, 1941 balangçtr ve ondan öncesi yoktur!
1941’de resmen bir komisyon kurulmu: “Felsefe ve Gramer Terimleri Komisyonu”. te bu komisyon yukarda zikredilen kelimeleri ve daha nicelerini yapm, yani uydurmu. Zaman zaman türkçe kökleri, ekleri ve kelime türetme usûllerini hiçe sayarak yapmlar bu ii. Mesela, tikel cüz’i (partiküler) karl uydurulmu. Türkçede “tik” diye bir kök yok. Sözlüklerimizde bir tek “tik” var, o da franszcadan geçmi olan “irade d meydana gelen ve tekrarlayan kas hareketi”. Yine dilimizde -el, -al diye sfat yapan bir ek yok. Devir Millî ef devri: Biz yaparz olur!
Komisyonun nasl çaltna dair baz “katlmc”larn beyanlar var: “Bizi dâvet ettiler. Her ey hazrlanmt, bize tasdik etmek dütü!” Komisyonun devrin Maarif Vekili’nin basks, diktesi altnda çalt anlalyor. O srada stanbul Üniversitesi’nde felsefe doçenti olan Macit Gökberk anlatyor: “1941 ylnn ubatnda felsefe terimlerini hazrlamak üzere, felsefe bölümündeki bütün öretim üyesi arkadalarla Ankara’da Millî Eitim Bakanl’na çarldk. Biz oraya oturulacak, konuulacak, tartlacak diye gittikdi. Ama gittiimizde önceden hiç düünmediimiz bir durumla karlatk. Bütün terimler daha önce hazrlanm, listeler yaplm ve Bakanlk’tan da dille ilgisi olan olmayan birçok kii üye alarak kurula getirilmiti. Bir terimden söz ediliyor; bakanlk eden kimse de ‘kabul edenler, etmeyenler’ diyor ve o terim tabiî büyük çounlukla kabul ediliyordu. Bizim de oylarmz hiçbir defasnda bir rol oynamad.”[1]
Felsefe terimlerimiz için ne kadar “felsefî” bir balangç deil mi?
Konu yakn tarihin bilinmezleri/görülmezleri arasndadr. Neden bilinmez/görülmez? En bata merak yoksunuyuz! Burada keskin bir lâf etsek yeri var: Merak yoksa felsefe de yok! Ortalk felsefeci kaynyor, diyeceksiniz. Onlar ne yapyor öyleyse? Tefelsüf ediyor!
Osmanl’dan Cumhuriyet’e devreden iki mühim ilim ve fikir adam, Fuat Köprülü ve ekip Tunç merakmz zail edecek eyler söylüyorlar. Türkiye’de edebiyat tarihi, medeniyet tarihi ve hatta türkçe denilince ilk akla gelen isim Fuat Köprülü’dür. 1945’te bu ilerin nasl yapldn gayet net ifadelerle anlatyor:
“Âlimler, münevverler, mütefekkirler ve profesörler çalarak oy birlii ile hazrland’ deniliyor. Bu ilerle uraanlar az çok bilir ki, kararlar önceden verilmi, emre itaatten ayrlamayacak komisyonlara bunlar tasdik ettirilmi, münakaa ve tenkide asla imkân braklmamtr.”
“Köprülü, dardan konuuyor”, denilebilir. Elbette müahedeye, bilgiye dayanan bir konuma. Kendisi de bir “dil devrimi maduru”. lk dil kurultaynda iler sarpa sarnca evinden apar topar alnp Dolmabahçe Saray’na getirilmi, “ikna edilmi” ve ertesi gün Ebedî ef’in karsnda bülbül gibi akm! Onu imdilik bir kenara brakalm, asl iin içinde olanlar ne diyor? Ona bakalm.
Bu komisyonun mehur ruhiyatç, felsefeci bakan, devrinde sahasnn en tannm ahsiyetlerinden Prof. Dr. M. ekip Tunç’dur. ekip Tunç, on yl sonra Cumhuriyet muhabiri Ferdi Öner’e mülakat veriyor, mülakatn haberi 10.7.1951 tarihli gazetede yaynlanyor. ekip Bey, söyle söylüyor: “Senelerce evvel, bu uydurma terimlerin okul kitaplarna sokulmamas tezini cesaretle ortaya atmtm. Fakat günün birinde zamann Maarif Vekili tarafndan tehdide uradm.”
Bilmem ki felsefede “felsefe ve korku”, “felsefe ve tehdit” diye bahisler var m?
Dünyann neresinde felsefe dili felsefeciler korkutularak, tehdit edilerek kurulmutur?
Dünyada felsefe dili devlet otoritesi tarafndan tanzim edilen baka bir ülke var m?
Dil ve korku…
“Dil ve devrim” ibaresinde devrimin yerine “korku” konulabilir.
Devlet dili, devletin dayatt dil!
Devlet’in hayatmza 2. Mahmut’la, bilhassa Tanzimat’la karmaya balad gerçei üzerinde pek durulmaz. imdi eitim denilen “maarif” ileri, o zamana kadar (Enderun hariç) tamamen vakflarn ve ahslarn üzerinde idi. Mektep ve medrese kendi programn kendi yapar, müfredatn kendi tayin ederdi. Elbette gelenek vard, çerçeveyi gelenek çizerdi. Büyük bir deime mecburiyetinin kapya dayand bir zamanda sadece gelenek üzerinden dönüüm mümkün olamazd belki. Gelenekle yenilii ayn yapda birletirmeyi tecrübe etmek yerine, ekseriya geleneksiz (köksüz) yeni tercih edildi. Devletin maarif ve ilim sahasna müdahalesi böylece balad. imdi bu bize olaanm gibi geliyor. Halbuki bu iin olaan ancak devletin çerçeve çizmesidir; sistemin kurulmas ve çaltrlmas devletin ii olmamaldr.
Devlet’in ilme, maarife müdahalesi Merutiyet’le artt, Cumhuriyet’le son haddine vard. Hani mutlakyetten merutiyete, cumhuriyete geçi hürriyet ve demokrasi kavramlar etrafnda anlatlmaz m? Bu geçilerin sonunda ilmin ve maarifin patronu külliyen Devlet oldu. Devlet, tevhid-i tedrisatla bir eitim ve öretim tekeli kurdu. o noktaya vard ki, binlerce yllk yaayan dilimizi tanzim etmek için “devrim” yapt. Bunun “ardil-öztürkçe” adlandrmalar altnda yapld günlerde, Devlet gerçekten “muhtar-özerk” Darülfünun’u lavederek yeni bir yüksek öretim kurumuna vücut verdi: Üniversite. Bat dillerinden üniversite kelimesi alnarak tekil edilen yüksek öretim kurumunun örnek alnan batdakilerden fark, “özerk” olmamasdr. Darülfünun’un kapatlmasnn asl sebebi, inklâplara yeterince destek vermemesi idi. Üniversite’ye “ilmi brakn ideolojiye” bakn deniyordu. Üniversite “nklâp dersleri” ile açld!
Üniversite kurulurken sessizce baka bir “dil inklâb” daha yaplvermiti: Tp dilinde latince terminolojiye geçildi, asl dil inklâb buydu. Bu geçi, fizik, kimya, biyoloji gibi temel ilimlerin terminolojisinin deimesi demekti. Böylece Üniversite’nin fen-teknik kesimi latince, sosyal ilimler-edebiyat kesimi “ardil”li olacakt. Asl niyet bu muydu? ahsen bundan emin deilim: Çünkü bu ii yap/tr/anlar, sosyal ilimlerin de belli bir süre sonra latince terminolojiyi geçmek zorunda kalacann farkndayd. Nitekim, Dil devriminin en önde gelen “operatör”lerinden Ahmet Cevat Emre hatralarnda itiraf ediyor:
“Özletirme hareketinin verdii fena netice karsnda ‘birbirimizi anlamaz hale geldik’ kanaatine gelen Gazi, birkaç gün sonra, elinde benim ‘Yeni bir gramer metodu layihas’ Çankaya’da toplanm olan Dil Heyeti’ne gelmi, sert sert beni paylamt: ‘Lisanda inklâp olmaz, diyorsun; seni Fransz âlimleri aldattlar!’ buyurdu ve ilave etti: Daha evvelki kitabnda lisan inklâbndan uzun uzun bahsediyorsun, imdi aksini söylüyorsun.”
“Çekine çekine, ksaca izaha çaltm: ‘Efendim umumî konuma ve yaz dilinde inklâp olmaz, yani milyonlarn kulland kelimeler ve deyiler attrlp yerlerine baka kelimeler kullandrlamaz. Böyle bir teebbüsle ancak birkaç kii arasnda bir ‘argo’ yaratlabilir. Halk gene eski dilini kullanr. Halk için roman piyes, hikâye yazanlar da halkn anlad dil ile yazarlar. Fakat bütün medenî milletlerde hekimlerin, hâkimlerin, avukatlarn, mühendislerin, makinistlerin, askerlerin, siyasilerin kulland terminolojiler vardr. Bunlara ihtisas ve zümre dilleri denilir. Bu terminolojileri almak bizim en büyük ihtiyacmzdr. Arapça stlahlar brakp milletleras terimler almak…ite bizim muhtaç olduumuz lisan inklâb budur.”[2]
Terim yapanlar o yüzden itidalden, makul olandan kaçndlar ve ipe sapa gelmez uydurmalar yaptlar ki, latince terimlerin yolu açlsn.
Bu birinci admdan sonra ne yapldn yine Fuat Köprülü’den aktaralm: “Dorudan doruya Devlet nüfuzuna dayanan Dil Kurumu, uydurduu stlahlar, mütehasss ilim adamlarna cebrî sûrette kabul ettirerek mekteplere soktu. Mektep kitaplar, hiç kimsenin anlamad uydurma bir dille yazdrld. Yava yava ilk mektepten liselere, yüksek mekteplere, fakültelere kadar geniletilen bu cebrî hareketin, memleketin kültür hayatna me’um tesirleri olduu muhakkaktr.”
Fuat Köprülü, devletin ders kitaplar yoluyla dayatt dili “yazma konuma dillerinden büsbütün ayr bir ‘resmî argo’” olarak nitelendiriyor! Argo, yani belli bir gruba veya meslee ait olan ve dil içinde ayr bir kelime haznesi bulunan konuma sistemi…Devlet müdahalesi iin içine Meclis de katlarak geniletilmitir. “Daha ziyade politikaclardan ve dil amatörlerinden mürekkep bir dil heyetinin kurulmas, en salahiyetli akademilerin bile dil ilerinde kat’i hükümler veremeyecei ve sadece teklifte bulunmakla iktifa edecei bir hakikatken Maarif Vekilliinin bu heyetin uydurduu yapma dili mekteplere ve hatta üniversiteye zorla kabul ettirmee kalkmas, bunlar yetmezmi gibi Büyük Millet Meclisi’nin kendisinde bir dil akademisi salahiyeti görerek mektep argosuna uygun yeni bir hukuk argosu meydana getirmesi…”
Köprülü’ye göre, asl mesele, Üniversite’nin “ilmî istiklâl”den (bu kavramn imdiki ‘özerklik’ yerine kullanldn düünebiliriz), yoksun braklmasdr. Üniversite böylece esarete düürülmütür. “Hakikat udur ki, üniversite bata olduu halde bütün yüksek ilim müesseselerimiz, on be-yirmi yldan beri ilmî istiklâlini mütemadi sûrette kaybetmi, ‘disiplinli hürriyet’ maskesi altnda manevî bir esarete dümütür.” 12 yl önce Darülfünun’un yerine kurulan Üniversite Maarif Vekilliinin keyif ve iradesine tâbi, zavall bir vaziyette braklmtr. Tamamiyle keyfi ve ahsî bir ekilde idare edilmitir… “Azil ve nasb, terfi ve terakkileri yalnz Maarif vekillerinin keyfine bal profesörlerden mürekkep bir üniversitede fikir ve içtihad hürriyeti diye bir eyin bahis mevzuu olmayaca pek tabiidir. Böyle bir üniversite, hür ve hakikî bir ilim merkezi deil, sadece hükümetin emirlerini yayan bir propaganda müessesesinden baka bir ey saylamaz.”
Köprülü’nün konuyla ilgili tesbitlerinin onun yüksek ilim ve düünce kudretini yansttn söylemek yanl olmaz. Son yirmi be senede (yl 1945 olduuna göre, Cumhuriyet’ten beri) memlekette ilim hayatnn ciddi bir gelime göstermek bir yana korkunç bir gerileme manzaras arz etmesinin balca sebebi budur. Köprülü konuyu çok net ekilde ifade etmekten çekinmez. Diktatörlerin ilim meseleleriyle ve kültür dâvalaryla ilgilenmesini “felaket” olarak niteler ve Hitler Almanyas ve Bolevik Rusya’nn, bu hususta çok hazin örnekler verdiini kaydeder.
Köprülü, neden böyle konumaktadr? Onun 1932’de arzusu hilafna Dil Kurultay’nn 8. Günü kürsüye çkarlp o güne kadar savunduu fikirlerin zddna konumaya zorlanmas ciddi bir krlmaya yol açmtr.[3] Gerçi Köprülü bu ekilde hem hayatn kurtarm hem de ilmî payesi yükseltilerek ve milletvekili yaplarak ödüllendirilmi, hatta daha sonra Halkevlerinin mehur dergisi Ülkü’nün yönetimine getirilmitir. Bu maddî ferahlk onun manevî yklnn önüne geçememitir. te aradan 13 yl geçtikten sonra hem itiraf hem itiraz mahiyetinde bu kadar açk konumutur.[4]
Köprülü’den Tunç’a
Belki ekip Tunç’un “maduriyeti” Köprülü derecesinde deildir. O zorla getirilip kürsüden konuturularak açkça aalanmamtr. Fakat Felsefe ve Gramer Terimleri Komisyonu Bakanl’na getirilmi, muhtemelen bu iin ilim çerçevesinde konuulup tartlarak sonuçlandrlacan sanmtr. Fakat iin yürütülmesinden bunun böyle olmad anlalm, muhtemelen bu raddede Maarif Vekili’ne, yani Hasan Ali Yücel’e itiraz etmitir. Bu itirazn nasl karland konusunda konumak için o da on yl beklemi, ancak halkn seçimi ile iktidar deiikliinden sonra açklama yapabilmitir.
Bu kymetli hocalar, neden gerektii zamanda gereken tepkiyi gösterememilerdir? Bu konulardan muztarip bir fikir ve edebiyat adam olan Ahmet Hamdi Tanpnar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde roman kahramanlarndan Hayri rdal’n azndan öyle söyler:
“Bilhassa bizim gibi üst üste inklâplar yapm, türlü zümreleri ve nesilleri geride brakan, dolu dizgin ilerlemi bir cemiyette…Siyasî akideler çok defa u veya bu sebeple gizlenen eylerdir. Hiç kimse ortada o kadar kanun müeyyidesi varken elbette durduu yerde, ‘benim düüncem udur’ diye barmaz. Yahut gizli bir yerde barr.”
Bu iki deerli ahsiyet, zamannda gizli yerlerde de barm olabilirler! artlar deiince, açk konumak mecburiyetini de hissetmi olmallar ki, fikirlerini ifade etmilerdir.
ekip Tunç’un sözü edilen mülakattaki ifadeleri onun konuya vukufunu da ortaya koyar:
“Dil Kurumu’nun büyük hatas, bir dilin kelime atomlarndan yapldn zannetmek gibi eski ve hükmü çoktan geçmi bir nazariyeye dayanm olmasdr. Halbuki her dilde ana unsur, kelime deil, cümle yapsdr. Unutmamak lâzmdr ki, dil bir konuma âletidir. Konumada cümle yaplar kelimelere hâkim olmaldr. Onun içindir ki, hiçbir kimse bir dili yalnz o dilin lügatlerini bellemekle ne konuabilir ne yazabilir ne de anlayabilir. Çünkü lügatteki kelimeler, ancak cümleler içinde türlü mânalar, imalar, ifade edebilirler. Görülüyor ki Dil Kurumunun okul kitaplarna soktuu bu kelimeler, bütün dünyann kabul ettii dil prensiplerinin dndadr.”[5]
ekip Tunç, tek parti iktidarnn sona ermesiyle ortaya çkan hürriyet ve serbestlik ikliminde, bugün kurulmas güç bir paragraflk uzun bir cümle ile meramn anlatyor: “Osmanlca dedikleri asrlarca tarihimizle birlikte yurularak günümüze kadar gelmi olan kültür dilimizi hiçe saymakla öünen, ölü gören, ayn zamanda bu tarihî dil yerine ‘öz dil’ denen bir rk dili koymay hayal edenler içimizde ‘dil devrimcileri’ olarak boy göstermekte devam ettikleri gibi ham hayallerine amentü demeyenleri irtica ile damgalyor, dilimizin mukadderatna tek elden kösemenlik etmek imtiyazna sahipmiler gibi her tarafta meydan okumay inklapçlk an sanyor, ileriyi, gelecei, bugünden görmek kerametiyle bütün maziye arka çevirerek ölmü göstermekte devam etmeyi amaz bir (tarzda) güdüyorlar, bütün bu keramet sözde dil alannda halk için bir ilim kurumundan sâdr oluyor.”[6]
“uurlu muhafazakârlk” olmazsa ne olur?
Günümüzde pek fazla hatrlanmayan mühim bir ahsiyet olan ekip Tunç’un “uurlu muhafazakârlk” kavramn ortaya att bilinir. 1950’den sonra DP iktidarnn Maarif Vekili Tevfik leri’nin böyle bir ahsiyet olduundan üphe yoktur. Onun devrinde tek parti devrinin ders kitaplar ile dile müdahalesi izale edilmeye çallmtr. Bu tek parti diktasnn milleti, tarihini, kültürünü hiçe sayarak dayatt inklap olarak adlandrlan ykc uygulamalardan birinin durdurulmas anlamna gelmektedir. Dilde normallemenin edebiyat ve fikir dünyamzn gelimesi üzerinde müsbet tesirleri hissedilmeye balarken bir darbe ile kar karya kalnmtr. 27 Mays 1960 darbesi ile memleket saat ayar otuz yl önceye çekilmi, “türkçe ezan” dayatmas hortlatlmak istenmitir. Bu baarlamamsa da maarifteki slah hamlesi 1960 darbesinden sonra tersine çevrilmi, ders kitaplar dil itibaryla eski haline döndürülmütür. Sonralar da bu irticaî hareketin önüne geçmek, mümkün olmamtr.
O günlerden bugünlere ksa süren istisnalar bir kenara braklrsa, “muhafazakâr” iktidarlar Türkiye’yi yönetmitir. Acaba ekip Bey’in “uurlu muhafazakârlk”la ilgili beklentisinin kuvveden fiile çkamamasn neyle açklayabiliriz?
“Muhafazakârlar” günlük siyasetin peinde dümüler, maarif ve kültür alanlarnda, yani derin siyaset konusunda muarzlarnn at koturmasn, hatta hâkimiyeti elinde tutmasn mühimsememilerdir. Bulunduumuz noktada “deitiremeyen deiir” gerçei hükmünü yürütmektedir.
Türkçe kalesinin bir burcunu kaybettik!
Bu yaz üzerinde çalrken, deerli felsefecimiz, mütefekkirimiz Teoman Dural vefat etti. Onunla son görümemiz Türkçe ûras üzerine olmutu. Sal yerinde olursa muhakkak katlmak istiyordu. Dil konusu umurunda olmayan çok sayda felsefeci yannda Teoman Dural dilinin hakkn veren bir ahsiyetti. Vefatndan ksa süre önce kendisiyle yaplan bir mülakatta (Süleyman ahin, Gerçek Hayat, Türk Dünyas Özel says, Eylül 2021) ilk sözleri: “Türklüün iki sütunu, ana dayana var. Bunlardan biri Müslümanlk, dieriyse Türkçe.”
Rahmetli, büyük emeklerle Kutadgubilik Türkçenin Felsefe-Bilim Sözlüü’nü hazrlamt. Maalesef ilk cildi yaynlanmt; tamamladn, ksa süre içinde yaynlanacan söylemiti; inallah tamam yaynlanr. Allah rahmet etsin, ruhu âd olsun.
[1] Kamus- Felsefe Istlahat Mecmuas, Sunu’u sf. 13-14 (Macit Gökberk Armaan, 1983’e atfen)
[2] ki Neslin Tarihi: Mustafa Kemal Neler Yapt. stanbul, 1960
[3] Fuat Köprülü’nün 1932’de Dil Kurultay’nda konuturulmas ile ilgili safahat daha önce Türkçenin Cenaze Töreni kitabmzda ele almtk: “Türkiye’de ilim ve siyaset”, sf. 145-150, ayrca bkz. https://www.tyb.org.tr/dil-kurultayinin-geciken-kahramani-21471yy.htm
[4] Fuat Köprülü’nün Vatan gazetesinin 1 Ekim 1945, 11 Ekim 1945, 31 Ekim 1945, 29 Aralk 1945 nüshalarnda yaynlanan makaleleri için bkz. Recep Alpyal: Felsefe Dili Olarak Türkçenin Geliim Aamalar ve Felsefe Sözlüklerimiz (1851-1952) C.1 sf. 996-1009)
[5] R. Alpyal: Felsefe Sözlüklerimiz 1, sf. 1169-1170 (Cumhuriyet, 10 Temmuz 1951)
[6] R. Alpyal: Felsefe Sözlüklerimiz 1, sf. 1158 (stanbul Ekspres 18 Mart 1952)
Yazar: D. Mehmet Doðan |
28-03-22 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||