
| Kategori : / PORTRELER | Okunma Says: 1013 |
Mehmed Âkif Ersoy, Türk edebiyat tarihine “slam airi”, “stiklâl airi”, “Vatan airi”, “Millî air”, “Camideki air” gibi sfatlarla geçmi olsa da bu nevi isimlendirmeler onu bütün cepheleriyle tanmak, anlamak için gerekli fakat yeterli deildir.Onun hakknda bugüne kadar yaplan birtakm kolayc yorumlar da benzer ekilde Âkif’i bir bütün olarak kavrayabilmemizin önünde engel oluturmaktadr. Yaad müddetçe samimilikten ayrlmadan, inand gibi yaam, yaad gibi yazm ve sanatn hayatnn mihveri klm bir edip olarak Mehmed Âkif’in airlii onun kimliinin asl veçhesini tekil eder. airliinin esasn oluturan amillerin banda da üphesiz aruz vezni vardr. O, yalnzca bütün iirlerini aruzla yazd için deil, müstakil bir “Türk aruzu” meydana getiren dört airden biri olmasyla da dikkat çeker. Aruzun son büyük airleri kabul edebileceimiz Tevfik Fikret, Ahmet Haim, Yahya Kemal Beyatl’yla beraber Mehmed Âkif, bu ölçüyü yabanc bir alet olmaktan ‘bütünüyle’ çkarmlar ve Türkçeye has bir ahenk unsuru hâline getirmilerdir.
Türk airleri, yirminci yüzylda kullanm yaygnlaan serbest vezni saymazsak; tarihte temel iki iir ölçüsü kullanmlardr: Hece (parmak hesab) ve aruz. Banarl’ya göre, “Dilde ve sanatta millî üslûbun teekkülü bir milletin yaayp yayld vatan topraklarna baldr. Ayn yurtta yaayan; kökleri ayn kültüre, ayn tarihe bal topluluklarda, dier topluluklardan açk farklarla ayrlan bir ‘millî karakter’ meydana gelir” (Banarl, 1997: 49). Bu cümleden olarak her iki ölçü de Türklerin millî ölçüsü seviyesine yükselmitir. Tanr Dalar ve çevresinde yaayan cedlerimizin dili bozkrn sert havasna uygun olarak ekillenmiti; yani gürbüz, tok, genelde kapal ve sert hecelerden oluuyordu: Aç! gel!, kr!, ko!, dur! gibi... Sesleri birbirine çok benzeyen bu tip hecelerden oluan bir dilde tabi olarak ahenk bu hecelerin saysyla salanr. Türklerin iirde kullandklar ilk vezin bu sebeple hece vezniydi. Anadolu’ya geldiklerindeyse slam’n etkisiyle Arap ve Acem edebiyatlaryla kurulan ilikilerden dolay aruz veznini benimsemi ve gittikçe artan bir yaygnlkla kullanmlardr. Aruz, iirde uzun ve ksa hecelerin ahenkli diziler biçiminde istiflenmesinden doan bir vezin sistemidir. lkin Arap edebiyatnda kullanlm, sonra Fars ve Türk edebiyatlarna geçmitir. “Arûz ilmini sistemli bir izah ekline kavuturan, bu arada vezin ve kafiye ile daha dorusu bir bütün halinde nazmla ilgili stlahlarn çounu tespit ve tarif eden Halîl b. Ahmed (ö. 175/791) olmutur” (Çetin, 1991).
lk defa Kutadgu Bilig’de karmza çkan aruzun Türkçeye intibaknda yer yer zorluklar yaansa da Yunus Emre, Fuzûlî, Nedîm, eyh Gâlib gibi usta airlerin iirlerinde ilenerek millî bir âlet haline gelmitir. Âkif’in bu vezni kullanmasnda aruzun tarih içinde kazand bu hususiyetin pay büyüktür. Esasnda Mehmed Âkif hece veznine de kar deildir; hatta heceyle yazlm pek çok güzel iir okuduundan bahseder. Bu mesele ile ilgili fikrini örenmek isteyen Hasan Basri Çantay’a karlk olarak; “Hayr hayr, vezin bir ölçüdür. o ölçüye intibak edebilmekte ve iir yazmaktadr. Ben hece vezniyle çok güzel eserler okudum. Söz hâyîde olduktan sonra onu aruza çeksen de botur, heceye kosan da” (Çantay, 1966: 79) demitir. Bugün Türk airinin aruzdan uzak kalmasn da yadrgamamak gerekir. iir bir ina faaliyetidir; esas malzemesi olan ‘kelime’lerdeki deime ve buna bal olarak dildeki müzikalitenin farkllamas airi yeni imkânlar aramaya zorlar. Türk iirinin ‘aruza veda’s- n, kaybettiimiz uzun heceli kelimelerimizin yokluunda aramak lazm gelir. Sonradan Tanpnar, Necip Fazl gibi airlerin ‘hece’de aruzun sesini bulmaya çalmalar bahsettiim zaruretlerin neticesidir.
Mehmed Âkif’in aruzla ilikisine geçmeden onun dil hakkndaki düüncesine bakmamz gerekir. Tanzimat’la balayan Türkçenin sadelemesi vetiresinde Âkif’in salam bir dil telakkisi gelitirdii görülüyor. 8 Mart 1912 tarihli Sebîlürreâd’da yaymlanan “Edebiyat” balkl yazsnda öyle diyor: “Evet, eskiler gibi Arapça, Acemce düünülüp yahut yeniler gibi Franszca, Almanca tertîb eyleyip Türkçeye ondan sonra nakl olunan yazlara kar gücümüz yettii kadar hücum edeceiz” (Düzda, 1997: 184). Âkif, henüz çocukken ‘hem babam, hem hocam’ diye niteledii babasndan ilk dinî terbiyesini alm, Arapça ve Farsçay örenmi; mülkiye yllarnda Franszcaya da en zor metinleri dahi anlayabilecek seviyede hâkim olmutur. Dier taraftan anadilinin bütün ivelerini de (divan, tekke, halk, tanzimat, servet-i fünun, medrese, sokak vs.) biliyor ve yer yer iirlerinde kullanyordu.
Âkif’e her ey denilebilir, fakat mutaassp denilemez. Hayatnn hiçbir döneminde taassuba saplanmamtr. Balarda bir ‘ümmet airi’ iken stiklâl Harbi’yle birlikte millet ve milliyet görüleri de deimi, tabir yerindeyse giderek bir slami Türk milliyetçisi olmutur. Bu tavr eserlerine de yansmtr. “Ebediyyen sana yok, rkma yok izmihlal” ve “Sözü salam, özü salam adam ol, rkna çek!” msralar milliyet tartmalarnn youn olduu bir dönemde onun Türklüüyle övündüünün açk iaretleridir.
Mehmed Âkif’in iir estetii aruzdan ayr düünülemeyeceine göre iirlerini bir bütün hâlinde, kronolojik olarak incelemek ve bu yolla onun iir dünyasna girmek daha dorudur. Onun iirine yöneltilen balca eletiri, nazm nesre fazlaca yaklatrmas ve sokak azn iire sokmasdr. Bu tenkit ‘saf iir’ açsndan doru kabul edilebilir, fakat Âkif realist bir airdir. Elbette onun realizmi Fransz realizminden çok farkldr; “Her ne demisem görüp de söylemiim” diyen biri olarak o, kaba gerçekçi deil, uurlu bir müahit olarak realisttir. Öte yandan edebiyatmzda bir ilk olarak aruzla gerçekçi hayat sahnelerini manzum hikâye tarznda söylemeye muvaffak olmutur ki bu hayli zor bir itir. Aruzun konuma diline intibâknda onun kadar baarl olabilmi airimiz yoktur. Orhan Okay, “iirin dndaki edebî türlerde kurmaca erisi yükselirken iirde sfra doru yaklar” (Okay, 2013: 101) der. te Âkif bu sfr noktasndan hikâye anlatmay bilmitir.
Onun sanat hakknda yanl anlaldn düündüüm bir nokta da udur: “Ne tasannu bilirim, çünkü ne sanatkârm” ya da “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” gibi msralar Âkif’in airliiyle ilgili bir kinaye yahut teca- hülüarifane olsa gerektir. Sanki bu msralarda ‘iirimden, sanatmdan baka silahm yok’ der gibidir. Bir taraftan çplak gerçei söylerken, dier yandan onu iir cümlesi hâline koyup bir de bununla tahkiye yapmak sanat deil de nedir? Merhum Kaplan Hoca da ayn görütedir: “Türk edebiyatnda onun kadar içinde yaad devri bütün teferruat ile gören ve gösteren baka bir air yoktur, denilebilir. Safahat, adeta, muayyen bir nokta-i nazardan tasvir edilen bir manzum romana benzer” (Kaplan, 1998: 174).
Mehmed Âkif gençlik yllarnda yazd iirlerinin çounu Safahat’a almamtr. Gazel tarznda yazd bu iirlerde Muallim Nâcî etkisi çok açktr. Mülkiyede hocas da olan Nâcî, devrin önemli airlerindendir. 1905 ylnda yazd ve ilk Safahat’a giren “Hasbihâl” adl iiri Nâcî etkisinin o yllarda hâlen devam ettiini gösterir (Düzda, 2007: 45):
Ey bülbül-i ter-zebân-i irfan
Dem-beste nevâlarnla vicdan
Hem safvet-i rûh olan o âvâz
Oldukça harîm-i canda demsâz
Ayn yllarda Âkif üzerinde tesiri olan dier airler irazl Hâfz, irazl Sâdî ve Abdülhak Hamit Tarhan’dr. Safahat’n henüz yaymlanmad bu döneme ait iirleri onun form/ekil araynn, asl iir estetiine hâlihazrda uzak olduunun ispatdr. Hamit’in Makber’inden izler tayan “Bir Mersiye” iirinin hemen her msrasnda bu tesir kuvvetle hissedilir (Düzda, 2007: 97):
Ey aslna iltihâk eden nûr
Sensin, bana her tarafta manzûr
Olsan da zilâl içinde mestur
Bir ân deilim o lem’adan dûr
Estetiin asl mevzuu ‘güzellik’tir. Edebiyatta güzel olan ‘söz’, sözün de en rafine biçimi iirdir. iire bizi çeken eyse ahenktir. Her air kendi merebince türlü ahenk unsurlar kullanr. Aruz vezninin iirin ahengine salad faydalardan Türk airleri bol miktarda istifade etmilerdir. skender Pala’ya göre, “Denilirdi ki, müzik nasl sesteki ahengi konu alrsa, aruz da nazmn ahengini konu alr; müzikteki notalarn temelini oluturan ses deerleri (dörtlük, sekizlik, onaltlk...) portede nasl belli bir gaye ile sralandnda beste oluursa, iirde de ksa ve uzun hecelerin ritmik bir sra ile dizilileriyle ses ahengi oluur. Bu yüzden aruza “iirin musikisi” demek mümkündür” (Pala, 2003: 61, 81).
Aruzun iirdeki ilevi ahenkle snrl deildir, iirin konusuyla da ilikilidir. Her devirde o devrin artlarna uygun vezinler kullanlmtr. Yukarda aruzu sistemli bir ilim hâline getirdiini söylediim mam Halil, adna tef’ile denilen kelimelerin (Fâilün, Mef’ûlü gibi) bir araya gelmesiyle oluturduklar vezinlere ve bunlarn türevlerine ‘bahir’(deniz) adn vermitir. “Mehmed Âkif’in, en çok kulland aruz bahirleri ‘hezec’ ve ‘remel’dir (Tansel, 1973: 159). Hezec kelimesi “güzel sesle gazel, ark, türkü ve benzeri eyleri söylemek” anlamna gelir ve genellikle didaktik, felsefi ve mistik iirlerde kullanlmtr. Türk edebiyatnda ‘hezec’ bahriyle yazlan iirlere ve airlerine baktmzda Âkif’in iir geleneimize olan ball ortaya çkar. “Meselâ hezec bahri, Mevlânâ Celâ- leddîn-i Rûmî’nin Dîvân- Kebîr’i ile Nedîm ve Abdülhak Hamit’in iirlerinde ilk sray, Yahya Kemal’de ikinci, Muallim Nâci’de dördüncü sray alr. Ayrca Türk edebiyatnda mesnevi tarznda yazlan eserlerin en ünlüleri arasnda yer alan Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn’u, eyh Galib’in Hüsn ü Ak’ ve Abdülhak Hamit’in Makber’i hezec vezniyle nazmedilmitir” (Topuzolu, 1998). Remel ise ‘hasr örgüsü’ anlamna gelir. Fâilâtün/Feilâtün tef’ilelerinin tekrarlarnn yaratt seri telaffuzdan dolay seri yürüyü anlamndaki ‘hervele’ kelimesiyle de ilikilendirilmitir. Türk iirinde kahramanlk, at, iftihar gibi temalar bu vezinle ilenmitir. Ferîdüddin Attâr’n Mantku’t-Tayr’, eyyad Hamza’nn Yûsuf u Züleyhâ’s, Âk Paa’nn Garîbnâme’si, Ahmedî’nin skendernâme’si, Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ (Mevlid) bu bahirle yazlmtr. Fevziye Abdullah Tansel, Âkif’in bütün iirlerinde kulland aruz kalplarn titizlikle incelemi ve u sonuca varmtr:
“Mehmed Âkif’in, basit kalplarla krk sekiz, mürekkep kalplarla otuz dokuz, muhtelif vezinleri bir arada kullanmak suretiyle yazlm krk sekiz iiri bulunmaktadr. airimizin, en çok basit kalplar kulland anlalr; bunlardan ekserisi, felsefi ve didaktik manzumeleriyle, hüzünlerinin, bedbinliklerinin birer ifadesi demek olan iirlerinde rastlanan, ‘hezec’ bahriyledir. ‘Remel’ bahrini ise hikâye ve kt’alarnda kullanmtr” (Tansel, 1973: 166).
Mehmed Âkif, Bülbül, Secde, Leylâ, Gece, Hicran gibi içli, hüzünlü iirlerini aruzun ‘hezec’ bahrine ait Mefâ’îlün/ Mefâ’îlün/ Mefâ’îlün/ Mefâ’îlün kalbyla; stiklâl Mar, Âsm Hasta, Seyfi Baba, Köse mam, tiraf, Resmim çin, Süleymaniye Kürsüsünde gibi manzum hikâyelerini ve cokun iirlerini ise ‘remel’ bahrine ait Fe’ilâtün/ Fe’ilâtün/ Fe’ilâtün/ Feilün kalb ile yazmtr.
Âkif, 1911 ylnda iirlerini Safahat adyla topluca neretmitir. Bu ilk kitaba hususi bir alt isim vermemi, sonrakilere ise yine Safahat üst balyla srasyla Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkn Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatralar, Âsm ve Gölgeler ismini vermitir. Bu yedi kitapta toplam 108 iir bulunmaktadr. Bunlarn 44’ü birinci Safahat’ta, 41’i Gölgeler’dedir. Hakkn Sesleri ve Ha- tralar’da 10’ar iir bulunmaktadr. Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde ve Âsm ise müstakil birer manzumedir.
Birinci Safahat’la birlikte Âkif’in iir estetiinin realist yönünün olgunlat hemen hissedilir. Bu kitapta bulunan sosyal muhteval manzum hikâyeleri ona Türk edebiyatndaki hakl öhretini daha ilk anda salamtr. Küfe, Meyhane, Mahalle Kahvesi, Hasta ve Seyfi Baba iirleri bu kitapta öne çkan ve çok sevilen iirleridir.
kinci kitap olan Süleymaniye Kürsüsünde, kitaba adn veren camideki bir vaaz eklinde tertip edilmitir. Âkif, birinci Safahat’tan sonra manzum hikâyelerine ara vermi, bir taraftan telif ve tercüme dinî makaleler yaymlarken, dier taraftan Türkiye merkezli bir slam birlii ideali dorultusunda iirler yazmtr. kinci kitabn özeti olarak kabul edilebilecek msralar unlardr (Düzda, 2007: 180):
Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu...
Bir bu toprak kalyor dînimizin son yurdu!
Bu da çinendi mi, çinendi demek er’ -i mübîn;
Hâk-sâr eyleme ya Râb, onu olsun... - Âmin!
Üçüncü kitap, Hakkn Sesleri, 1913 ylnda yazlm iirlerden oluur. Bunlarn, “Pek Hazin Bir Mevlîd Gecesi” ve “Hadis-i erif” isimli iki hadis tefsiri dnda tamam ayet tefsirleridir. Âkif samimi bir Müslüman olarak fikirlerini Kur’an ayetleri nda duyurmay seçmitir. Karamsardr; fakat içinde iman nurunun parldad bir ümidi de hiç kaybetmez. Yûsuf suresinin 87. ayetinin tefsirine u msralarla balar (Düzda, 2007: 194):
Âtîyi karanlk görerek azmi brakmak...
Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.
Dördüncü Safahat, Fatih Kürsüsünde 1913-1914 yllar arasnda yazlmtr. Eserin muhtevas ve teknii tpk ikinci Safahat gibidir; mekân bu sefer Fatih Camii’dir, vaiz yine kürsüdedir (Düzda, 2007: 262):
Düer düer yine kalkarsnz, emîn olunuz...
Demek ki birlii te’min edince kurtuluruz.
O halde vahdete hâil ne varsa çineyiniz...
Bu ayrlk da neden? Bir deil mi her eyiniz?
Beinci Safahat, Hatralar’n basm tarihi 1917’dir. Âkif, bu süre içinde Msr, Berlin ve Necid seyahatlerini yapmtr. slam dünyasnn hâli onu fazlasyla üzmütür. Umumiyetle bedbin görünür. Peygamber sevgisini duyurduu msralar onun dinî lirizminin en güzel misalleridir (Düzda, 2007: 334):
Çkan yüreklere hüsran m, merhamet mi gerek?
Demir nikâbn kaldr mezâr- pâkinden;
Bu hasta ruhumu artk ayrma hâkinden!
Nedir o me’ale? Nûrun mu? Ya Resûlallah!
Beinci ve altnc Safahat’lar arasnda Mehmed Âkif kemiyette az, keyfiyette ise esiz iki iir yazar. lki Hasan Basri Çantay’a, ikincisi kahraman Türk ordusuna ithaf edilmitir. Her ikisi de Taceddin Dergâh’nda yazlan bu iki iirin ilki “Bülbül” adn tar. Bursa’nn igal edildiine dair haberlerin gelmesi üzerine Âkif olanca hüznüyle kaleme sarlr ve Türk iirinin yüz ak olacak krk alt msralk aheserini vücuda getirir (Düzda, 2007: 457):
Ne zillettir ki: Nâkus inlesin beyninde Osmân’n;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâd Mevlâ’nn!
Ne hicrandr ki: En evketli bir mâzî serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
kinci iirse Millî Mücadele’nin zafer nian, büyük Türk milletinin hürriyetinin ilan olan “stiklâl Mar”dr:
Ebediyen sana yok, rkma yok izmihlâl:
Hakkdr, hür yaam bayramn hürriyet;
Hakkdr, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Âkif’in iir estetii dalga dalga yükselir. lk iirlerinde görülen adal terkip ve tamlamalar giderek yerini sade ve fakat millî ruh üflenmi kelimelere; birletiinde epik birer destana dönüen msralara brakmtr. Altnc Safahat olan Âsm, 1924 ylnda tamamlanr. Çanakkale ehitlerinin mezarlarn tasvir ettii bölümde Âkif bir kez daha lirizmin zirvesindedir (Düzda, 2007: 413):
O demir çenberi gösünde krp parçaladn;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâm adn;
Sen ki, a’sâra gömülsen taacaksn... Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey ehîd olu ehîd, isteme benden makber,
Sana âgûunu açm duruyor Peygamber.
1933’te Safahat’n son kitab Gölgeler yaymlanr. 1918-1933 yllarnda yazlm iirleri barndran bu kitap dierlerinden farkldr. Âkif son yllarnda manzum hikâyeden ve epik iirden uzaklam; kendi içine dönmütür. Bu kitapta bulunan ve her üçü de 1926 ylnda yazlm olan Gece, Hicran ve Secde iirleri onun iir estetiindeki büyük deimenin ipuçlarn verir. Fevziye Abdullah Tansel’e göre bu üç iir bir bütünlük arz eder ve vahdetivücut felsefesinin tefsiridir (Tansel, 1973: 129). Msr’da kald süre boyunca Âkif memleket hasretinin tesiriyle romantiklemi, idealizminin ve realizminin yerini mistisizm almtr (Düzda, 2007: 478):
Brak, hâsir kalan seyrinde mi’râcm devâm etsin;
Rükû’um yerde titrerken, huû’um Ar’ titretsin!
lâhî! Serserî bir damlanm, yetmez mi hüsrânm?
Brak, tasn da cotursun u vahdet-zâr îmânm.
Âkif, 1926’dan vefat ettii 1936’ya kadar hemen hemen iir yazmay brakmtr. Aruzun dier büyüklerinden Fikret ve Haim kendisinden evvel vefat etmitir. Türk aruzu bir süre daha Yahya Kemal’in iirinde yaamaya devam edecektir. Mehmed Âkif Ersoy, yalnzca salam karakteri ve vatanseverliiyle deil, Türk iirine getirdii yeniliklerle de edebiyat tarihimizde kendisine has bir yer edinmitir. iiri içten da, sonra tekrar içe dönen bir seyir takip etmitir. iir estetiinin idealist, realist ve mistik devrelerinin her birinde Türkçenin ve aruzun en güzel örneklerini vermeye muvaffak olmutur. Son yllarnda, bütün bir ömrünü harcad iir kitab Safahat için u ktay yazmtr (Düz- da, 2007: 481):
Arkamda kalrsn, beni rahmetle anarsn
Derdim sana baktkça, a biçâre kitabm.
Kim derdi ki: Sen çök de senin arkana kalsn
Uruna harâb eylediim ömr-i harâbm.
KAYNAKÇA
Yazar: Mustafa Atikebaþ |
04-04-22 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||