
| Kategori : TASAVVUF / TASAVVUF VE TARÎKATLAR | Okunma Says: 1034 |
Köprüler, rehberler ve klar
Molla Abdullah lâhî’ye (Kuddisesrruh) ait Zâdü’l-Mütakîn - Hak Âklarnn Az adl eserin, Tvnet’in elan idrak etmekte olduumuz Ramazan aynn iftar ekrann Mâverâünnehir’e kurmasndan hemen önce, Ketebe tarafndan yaynlanmasnn güzel bir tevafuk olduunu belirtmeliyim.
Zira lahî, Semerkand’la Selanik Vardar Yenicesi, dier bir ifadeyle Anadolu hattnda Mâverâünnehir ile Balkanlar arasndaki deerli köprülerden biridir.
Köprü iki ayr yakay birletirir, müstakil mekanlar birbirine balar, uza yakn klar, yol zorluunu kolayla tebdil ederek mesafeyi ksaltr ki, lahî de bu manadan bir mecazdr.
öyle ki:
Doum tarihi tam olarak bilinmeyen Hazret, o zamann Germiyan Beylii’ne ait beldelerden Kütahya’nn Simav kasabasnda domutur. Bu sebeple Simâvî nisbesiyle de anlr.
lk örenimini Simav’da tamamlayp, stanbul’a gelerek Zeyrek Medresesi’ne devam eder. Hocas Mevlânâ Ali et-Tûsî ile birlikte Horasan’a gider. Burada tasavvufa meylederek, sûfîlerle oturup kalkmaya balayp zahir ilimlerden souyunca, yolu ayn tecrübeyi yaam olan Hâce Ubeydullah Ahrâr’a (Kuddisesrruh, v. 1490) varr.
Herat’ta iken görütüü Mevlânâ Molla Câmî’nin (Kuddisesrruh) Nefahâtü’l-Üns’ündeki ifadesiyle, manada Üveysî olduu halde, “…Hakikatin tahsilini ve tarikatn tekmilini” Hâce Ahrâr’dan tamamlar. câzetini de ondan aldktan sonra Buhara’ya geçer. Bahâeddin Nakibend’in (Kuddisesrruh) mezarnn yannda dokuz erbain çkarncaya kadar ibadet ve tefekkürle megul olur.
Semerkand’a döndüünde Hâce Ahrâr ona irat yeri olarak Anadolu’yu gösterince, Simav’a dönerek ilk dergâhn kendi memleketinde kurar. Molla Câmî’nin kelimeleriyle “Bu suretle Hâcegân (Nakibendiyye) tarikatnn sesi Anadolu vilayetlerinde yaylmaya” balayp, “Tarîk-i hâcegân avazesi vilayet-i Rum’da münteir” olur.
Fatih Sultan Mehmed’in stanbul’a davetini ihtiyatla karlar ve srar üzerine Semerkant’tan Anadolu’ya birlikte geldii Hâce Ahrâr’n müritlerinden Emîr Ahmed Buhârî’yi (Kuddisesrruh, v. 1516) stanbul’a gönderir, kendisi ise Fatih’in vefatndan sonra Kazasker Çelebi Muhyiddin’in srar üzerine stanbul’a gelip, örenim gördüü -o günlerde metruk olan- Zeyrek Medresesi’nde ikamet etmeye balar.
Her geçen gün daha da yaylan öhretine bal olarak çevresindeki kalabaln artmas üzerine sakin bir yer arayna girer ve Evrenoszâde Ahmed Bey’in teklifi üzerine uzaklkta bulunan Vardar Yenicesi’ne giderek, bu beyin yaptrd hankâha yerleip, vefatna kadar burada yaar ve yine buraya defnolunur (v. 1491).
Evliyâ Çelebi’nin, Hazretin Simav’daki makamndan bahisle “misk, amber ve abir kokusundan insann dima kokulanr.” deyiindeki gibi, lahî’nin Semerkand ile Yenice arasndaki seferinden de Mâverâünnehir evliyalarnn ilim, edep ve hâllerinden bir mecaz olan bu kokular Osmanl corafyasnda yklmaz, eskimez, deeri tükenmez köprüler gibi uzanr. Bu yanyla Hazret, bu köprünün hem bizzat kendisi hem mimar hem de rehberidir. Ulemâ, füzelâ ve evliyaullahn kymetlerini bilerek bildirenler de yine rehberin rehberi olduklarna göre, onlarn braktklar eserlerde de bu köprünün klar gibidir.
lâhî’nin Zâdü’l-Mütakîn adl eserinin Ketebe Yaynlar arasndan imdi okurlarna sunulmasn Ramazan’la ilikilendirince güzel tevafuk olarak nitelememin nedenleri özetle bunlardr.
Zâdü’l-mütâkîn, lâhî’nin Vardar Yenicesi’ne gittikten yazd Türkçe eserdir. Kitab yayna hazrlayan Abdürrezzak Tek, Önsöz’ünde kitabn muhteviyat ve uslûbu hakknda u bilgileri verir:
“Hak âklar için yazlan bu eserde (…) çeitli tasavvufi kavramlar ve meseleler yer alr. eyh lâhi, konular belli bir plan dâhilinde deil, daha ziyade konuma üslubuyla yazmtr. Amac ise tasavvufî terbiyeye yönelen kimselere seyirleri boyunca dikkat etmeleri gereken hususlar belirtmek ve bir anlamda onlara manevi rehberlik yapmaktr.” Hazret bu çerçevede sâlikleri eriat esasnda terbiye etmi, bu terbiyede tarikat müessesesinin yeri, ilevi ve deeri konusunda -terimler sözlüü de oluturarak- onlar aydnlatmtr.
Ayrca, Zâdü’l-mütâkîn dili yani Türkçesi bakmndan da deerli bir eserdir. Hazret, halkn meylindeki ziyâdelii gözeterek Türkçeyi seçtiini söyler ki, bu ayn zamanda onun Türkçe’nin o devirdeki özelliklerinin, kelime hazinesinin tespiti bakmndan ilgililerinin dikkatlerine havale ettii ilave bir kymettir.
Ramazan bitmeden bu eserini okuyarak, Abdullah lâhî’nin terbiyesinden pay almak tâlibin kârnadr.
Yazar: Ömer Lekesiz |
16-04-22 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||