
| Kategori : / PORTRELER | Okunma Says: 607 |

Taradaki çocuklardk. Gençlie yeni adm attmz 1970’li yllarn balaryd. Lise örencisiydik. Dünya dan habersiz, zihin dünyamz, yaadmz ilçe snrlarn aamyordu. Kitaplar severek okusak bile içeriklerini kavramakta zorlanyorduk. Ksacas açlmam tomurcuk gibiydik.
Bir gün canm erik istedi. Bir satcdan biraz erik satn aldm. Satc, erikleri kese kâdna koyarak bana verdi. O zamanlar poetler yoktu, gazetelerden dürülerek yaplan kese kâtlar vard. Eve geldim. Ev deyince, üç arkada ilçede bir oda tutmu ve ailelerimizden uzakta kalyorduk. Arkadalarm da okuldan yorgun gelirler, onlarla birlikte erik yeriz düüncesiyle, cebimdeki son parayla erik almtm.
Erikleri yerken ben kese kâdn da kartrmaya baladm. Hamura bulanm bir iir gördüm. (Kese kâd hamurla yaptrlyordu.) iire kar ilgim vard ve o iiri meydana çkarmaya çaltm. Ne yazk ki birinci dörtlüünden baka dier dörtlüklerini ortaya çkaramadm. iirin ilk dörtlüü öyle idi:
“Bu yamur, bu yamur bu kldan ince
Nefesten yumuak yaan bu yamur.
Bu yamur, bu yamur bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanmaz olur.”
airi belli deildi ve ben ilk defa bu kadar güzel bir iir okuyordum. Kese kâdndan iiri kestim ve ertesi gün lisedeki edebiyat öretmenime iiri götürdüm ve ona sordum: “Hocam, bu iir kimin, çok güzel bir iir?”
Bana hayatm boyunca unutamadm bir cevap verdi:
“Brak o yobaz, sen baka airler oku. O iir Necip Fazl Ksakürek denilen yobazn iiridir.”
Benim hayatm ite o “yobaz” ile deiti.
Uzatmayaym, ben artk Necip Fazl hayran olmutum. Onun kitaplarn bulunduum ilçede bulmak mümkün deildi, ama stanbul’da yaayan daymdan smarlayabilirdim ve öyle de yaptm ve birçok kitaplarna kavutum. Su gibi, hava gibi içiyor, içime çekiyordum satrlarn.
O yoldan devam ederken Sezai Karakoç’la karlatm. Karakoç, Üstad’n örencisi olmakla birlikte farkl bir tat veriyordu zihnime. Dirili’le diriliyorduk ve gelecee emin admlarla yürüyorduk. Ardndan Nuri Pakdil ve “Edebiyat” dergisi. Ayn vadinin ürünleri ve fakat farkl tatlarla tatlanyorduk.
Ve ardndan 1976’da Mavera Dergisi. Cahit Zarifolu, Rasim Özdenören, Erdem Beyazt, Akif nan ve dierleri. Büyük Dou’da, Dirili’te demlenen ruhlar. Her saysn içercesine okuduumuz yllar. “Yedi Güzel Adam” bu dergide kümelenmiti. lk yaz denemelerimiz ve titrek kalple yazlarmz Mavera’ya gönderdiimiz yllar. “Okuyucularla” köesinde Cahit Aabey’in, okuyucularn yazlarna cevabi yazlar, derginin ilk okunduu sayfalard. Tam dört mektup almtm Cahit Aabey’den. O ne güzel, ne kadar mutlu, heyecanl yllard! Cahit Aabey’in mektuplarmza cevabi yazlar, yazlarmzn Mavera’da yaynlan esnasnda duyduumuz duygular!... Dünyay fethe çktmz yllard. Yazar, kalemle fetihlere çkan insandr. Kalbe hitap edenler fatihtir, nefse hitap edenler ise igalci.
Hangi cesaretle bilmiyorum, 1980 Mays’nda Cahit Aabey’e yazdm bir mektupla Mavera ekibini köyüme davet ediyordum! Birkaç zaman sonra mektubuma cevap aldm; Cahit Aabey, “Rasim’le de Erdem ve Akif’le de meseleyi konutuk, önce köyünüze gelmeyi kararlatrdk, fakat Akabe Yaynlarndaki younluk dolaysyla erteledik.” diye yaznca gelemediklerine sevindim, desem abartmam; çünkü ben onlar nasl arlayacaktm?
Rasim Özdenören’in hikâyeleri ve deruni düünceler. “Gül yetitiren Adam” okuyunca uzun müddet kendime gelememitim. Rahmetli babamn yaadklaryla örtüüyordu. Dostoyevski ile ilgili derinlikli yazlar. “Çok Sesli Bir Ölüm” hikâyesinin 1978 ylnda televizyonda yaynlan ve Yücel Çakmakl’nn “Milli Sinema” araylar. Bizi çok heyecanlandryordu.
Bir gün Ankara’da bir çay ocanda Rasim Aabey ile sohbet ediyoruz. Konu geldi bni Arabî’nin mehur eseri “Füsûsü’l Hikem”ine dayand. Rasim Aabey bir cümle söyledi, ben onu hiç unutamyorum ve çok yerinde buluyorum: “Füsûs okurken döner dolar bir “fas”a taklrsn ve hep o fas’ okumak istersin; ite o fas’n özelliklerini tadndandr bu!” (Füsûs, 25 Fas (bölüm)dür ve her fas bir Peygamberin deruni özelliini anlatr. Muhteem bir kitaptr.)
“Yedi Güzel Adam”n son temsilcisi “Gül yetitiren Adam” da ebedi âleme gitti. Rabbim mafiret eylesin.
Bana soruyorlar, sen hangi okullar bitirdin, diye.
Büyük Dou Üniversitesi’ne bal Dirili fakültesinin Mavera ubesinden mezunum, diye cevap veriyorum. Cumhuriyet döneminde bundan daha büyük, daha yerli ve daha evrensel bir okul mu vardr? Ve hâlâ bu “okul” alamamtr.
Bu okuldan mezun olan insanlar hayattalar. Bunlar hayatta olduu müddetçe, Allah’n izniyle korkuya mahal yoktur; çünkü bu insanlarn bütün gayesi Allah’a kul olmaktr. Her ne kadar baz yalama yapanlar çkmsa da ki, her yerde olur, ksm azamisi salamdr. Allah’n yaratc olup olmadnda bir tartma yoktu, fakat insanlarn birçou O’nu Rabb olarak kabul etmiyordu. Bu okul bizi, Rabbimize dost eyledi, insann sadakatinin kime yönelik olacan bildirdi, Elhamdülillah!
Bütün bunlar edebiyatla yaplmaya çalld. Estetii olmayan düünceler zaman içinde sönüp gider. Kur’an’n, fesahat ve belagatta en üstün kitap olduunu unutmamak gerekir. (Fesahat; anlalr bir dille konuma. Belagat; muktazai hale, ortama göre konuma.)
Yazar: D. Ali Taþçý |
28-07-22 |
||
| E mail: haber7.com | Tweet | ||