HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : ÝKTÝBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazýlar
Okunma Says: 403
Yazar: Mustafa Armaðan
Yakup Kadri, Kemalizme dönmeden önce nasýl yazýyordu?

Yakup Kadri, Kemalizme dönmeden önce nasl yazyordu?Cumhuriyet edebiyatnn 1960’lara kadar devam eden kuvvetli akntlarnn Osmanl doumlu neslin eseri olduunu unuturuz. 1884 doumlu Yahya Kemal’den balayn, 1904 doumlu Necip Fazl’a, 1910 doumlu Kemal Tahir, 1914 doumlu Orhan Kemal ve 1915’te doup 1995’te ölen Aziz Nesin’e kadar 20. yüzyl Türk edebiyatnn ar toplarnn ya Osmanl devrinde veya hemen akabinde dünyaya geldikleri ve Osmanl okullarnda okuyarak yetitikleri gerçeiyle yüzleiriz. Böylece Cumhuriyet edebiyat diye bellediimiz dönemin aslnda Osmanl edebiyatnn devam olduu görülecektir.

1889’da Kahire’de domu olan Yakup Kadri ise daha çok Yaban ve Kiralk Konak adl romanlaryla bilinir ve sk bir Kemalist olarak tannr. Ancak özellikle stiklal Sava yllarndaki yazlarnda Kemalist saplantlardan zerre kadar iz bulunmaz, kdam gazetesindeki yazsnda çaraf ve peçe giyen Müslüman kadnlar görünce kendisini igal altndaki stanbul’da vatannda hissettiini yazarak tesettüre güzelleme yapan Yakup Kadri aada okuyacanz yazsnda ahit olduu Ayasofya Camii’nde okunan Mevlid-i erifin kendisini nasl terbiye ettiini anlatrken adeta sonraki kimliiyle alay eder gibidir.

te Yakup Kadri’nin 8 Nisan 1921 tarihli o yazsnn sadeletirilmi hali:

“Dün Ayasofya, Beyazt ve ehzade camileri emsali görülmemi bir cemaatle doluydu. Kadn-erkek, çoluk-çocuk binlerce Müslüman, Eskiehir önünde ehit düen mübarek din ve kan kardelerinin ruhuna ithaf edilen mevlîd-i eriflere itirak için fevc fevc bu mabedlere kouyordu. Biz bu heyecanl izdiham yalnz Ayasofya’da gördük, fakat dierlerini görenler de cami içlerinden avlulara taacak kadar heybetli cemaatlerden bahsediyorlar.

Camilerimizdeki bu tezahürat bize eski zamanlar hatrlatt. Dömeke, Golos gibi zaferlerle taçlanan (1898) Yunan seferinde de böyle sk sk camilerimizde toplanlr, ehitlerin ruhuna mevlitler ithaf edilir, ordu için etkili dualar okunur ve ebedî zafer temenni edilirdi. O zamanlar (Türklük, millet, halk) kavramlar ve bunlar ifade eden dil bizce henüz malûm deildi; bütün heyecanlarmz yalnz dinî mahiyette tecelli ediyordu. Bütün zaferlerimiz birer mukaddes menkbe hâline girerdi. Büyük kumandanlarmzn baarlarn, kahramanlk ve ehametini ancak ilâhî bir tarzda söylerdik; içimizde hissettiimiz manevî kuvvete, ruhanî ferahlamaya esrarengiz eyler karrd. Bundan daha evvelki zafer bayramlarmz görmedim, bilmiyorum, fakat beyaz sakall Abdülezel Paa’nn, yaz çehreli Edhem Paa’nn simalaryla âdeta sembolik bir mahiyet alan o gazâmz, çocukluumun en tatl, en silinmez hatralarndan birisidir.

Mensup olduum milletin kuvvetine güveni, mensup olduum dinin hakikatine iman ilk defa olarak zannederim o zaman örendim. Ondan sonra gençliimiz bir sürü mutsuzluk ve belalar arasnda geçti, hiçbir iyi gün görmedik. Kalbe endie, korku, üphe ve kötümserlik veren zehirli bir hava içinde kavrulup gittik.

çimizden birçoklar imann tamamiyle kaybetti; bazlar bir zillet ve rezalet bata içinde boulup gitti. Kimimiz bo zevkler ve adi hazlar vadisinde teselli aradk. Hülâsa bütün bedbaht nesil böyle perian oldu. Dün birdenbire kendimi o heybetli cemaatin içinde bulur bulmaz sandm ki, yeniden hayata douyorum. On yamdan otuz iki yama kadar geçirdiim uursuz bir devrin bütün etkileri ve bütün izlenimleri birdenbire üstümden syrlverdi; sanki bu devir bir kâbustu ve ben birdenbire bu kâbustan uyanyordum. Gençliimi dolduran bütün o üpheler, tereddütler, imann zayf dütüü o buhranl anlar, birtakm sahte ve ifsat edici bilgilerden hasl olma eytanî irfann stmalar hepsi, hepsi bu mabedin havas içinde, bu cemaatin hararetinde eriyordu. Ar bir hastalktan sonra nekahet devrine girmi bir hasta gibi idim. Hayat, aydnl büsbütün baka bir lezzet, baka bir itiyakla görüyor, hissediyordum. Meer senelerden beri aradm kurtulu ve selâmet yolu, senelerden beri özlediim hakikat ne kadar yaknmda imi! Nafile yere nefes nefese birçok müritlerin peinde kotum; birçok kurtarclarn yolunu bekledim, birçok halâskârlara doru ellerimi uzattm, yllarca yardm istedim!

Rabbime bin kere hamdüsena olsun ki, dünden beri hakikat ve selâmetin “bir cami ile bir cemaat” haricinde bulunmadn biliyorum. Be on senedir, batya uymak için açtmz bütün o konferans salonlarnda, halk zorla topladmz o miting meydanlarnda görülen eyler, iitilen sözler bir hocann okuduu menkbeden ve bu cemaatin sükûtu önünde bana ne kadar yavan, bo göründüler. Meer biz içinden çktmz hakiki âlemi brakp onun yannda (kitaplardan örenilmi sunî bir âlem) icat etmek istemiiz ve bu âlemde hakk, selâmeti aramz; hak ve selâmetin samimiyetinden, sadakat ve samimiyetinden oluan bir hava haricinde yaayabileceini sanmz ve serhadlerimizde askerlerimiz bizi “Allah Allah!” nidalar ile müdafaa ettii srada biz Allah’tan baka eylere inanmz!

Dün ilk defa olarak tam olarak anladm ki, bizim on seneden beri bu halka yaptrmak istediimiz eyler, birer maymunluktan ibaretmi. Niçin hareket noktamz bu “camiler” olmam? Niçin bu “cemaati” bir sokak kalabal hâline sokmaa çalmz? O cemaat ki bütün toplayc kuvvetini dininden alyor, o cemaat ki koca bir ümmetin bir ksmdr ve evi, bark, yurdu, vatan “cami”dir.

Ba askya gelince koup snd, kalbi ferahlaynca gidip topland bir “cami”dir. O, ne millî kulüplerde, ne kültürel konferans salonlarnda, ne de siyasî miting meydanlarnda burada hissettii emniyeti, huzuru, scakl bulabilir.

Aydnlarmz halk kavramn “bat âlemine göre” anladklar için bizim halk da “batdaki tekilât usullerine göre” sevk ve idare etmei düünüyorlar ve bu yolda yaplan tecrübelerin sonuçsuzluunu müahede edince onu “âtl, mutaassp, kabiliyetsiz bir kütle” telâkki eylemek mecburiyetinde kalyorlar. Hâlbuki halk bu aydnlardan oluan snfn dayatt “sunî alafranga” çevrenin haricinde “kendine göre hayatn” yayor. Bu hayat ise derunî bir vecd ile daima uyanktr.

Heyecanlarn, kederlerini, sevinçlerini, öfke ve ferahlamay göstermek için bizim yardmmza ihtiyaç duymuyor; bizim bulduumuz vastalarn ona lüzumu yoktur. Çünkü onun kendine göre etkenleri olduu gibi kendine göre vastalar da vardr. Nitekim dün, aydnlarmzdan hiçbirinin haberi olmakszn camilerimizde vuku bulan toplanmalar böyle kendiliinden olmu, teviksiz, tekilâtsz, srf halkn -ümmetin diyecektim- ruhî etkenleriyle içgüdüsel bir suretle vuku bulmutur.

Dün ilk defa olarak cahil ve âtl bir kütle telâkkî ettiimiz halk, ülkenin aydnlarna baz yüce hakikatlerin srrn öretti. Bunlardan biri “kalbin akldan üstün olduudur”. kincisi “sadakat ve samimiyet, iman ve itikat haricinde kurtulu yolu bulunmaddr”. Üçüncüsü “millet ile ümmet kavramlarn birbirinden ayrmamak lâzm” geldiidir.”

imdi soruyoruz: Hangi Yakup Kadri?

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Mustafa Armaðan
01-10-23
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
Yakup Kadri, Kemalizme dönmeden önce nasýl yazýyordu?
Online Kii: 36
Bu Gn: 57 || Bu Ay: 6.039 || Toplam Ziyareti: 2.929.222 || Toplam Tklanma: 58.620.163