HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / PORTRELER
Okunma Says: 2239
Yazar: Dr. Ebubekir Sifil
FAZLURRAHMAN'I ÝYÝ TANIYALIM

Fazlurrahman kimdir?

Bat'nn gösterdii bilimsel ve teknolojik sçrama karsnda slam dünyasnn geri kalmasnn en önemli sebeplerinden birisi olarak, bütün kurum ve tezahürleriyle "geleneksel din telakkisi"nin tesbit edilmesi, modernleme maceramzn "meruiyet" temelini oluturan unsurlarn banda gelmektedir.

slam dünyasnda mutlaka bir zihniyet dönüümü yaanmas gerektii noktasn müterek bir zemin olarak paylaan slam modernistleri, bu noktadan itibaren birbirinden gittikçe farkllaan görülere sahip olmulardr. Kur'an'n günümüzde bütün emir, yasak ve prensipleriyle uygulanamayacan, sadece içerdii iman ve ahlak ilkelerinin bugüne hitap edebileceini, dier hükümlerin ise günün ihtiyaçlar ve eilimleri esas alnarak yeniden düzenlenmesi gerektiini söyleyenlerden, Kur'an'n bize genel ilkeler bile veremeyeceini, bizlerin bugün ancak genel ilkelerin tesbiti için Kur'an'n ihtiva ettii hükümlerin arka planna inmemiz gerektii tezini savunanlara; Sünnet'in balayc bir kaynak olarak ancak belirli Hadis kitaplarnn muhtevasyla snrl tutulmas gerektiini söyleyenlerden, Sünnet'i toplumun genel kabulleri olarak görüp, bugünkü toplumun da kendi sünnetini oluturabileceini –hatta oluturmas gerektiini– ileri sürenlere kadar bir dizi görü slam modernizmine kiilik veren yaklamlar olarak belirmektedir.

Bu geni yelpaze içinde Fazlur Rahman'n oldukça kritik ve etkili bir pozisyonu bulunduu dikkat çekmektedir. Özellikle metodolojik (Usul'e yönelik) çalmalaryla dikkat çeken ve arlkl olarak akademik camia arasnda etkili olduu gözlenen Fazlur Rahman, Tasavvuf'tan Hadis'e, Fkh'tan Kelam'a kadar slamî disiplinlerin tümü hakknda yenilikçi/modernist bir yaklamla kelam etmi birisi olarak, kendisinden sonraki modernist fikirlere ilham kayna olmaya devam etmektedir.

Hayat

21 Eylül 1919'da Hindistan'n (bugünkü Pakistan'n kuzeybatsnda bulunan) Hazara ehrinde, dindar bir ailenin çocuu olarak dünyaya geldi. Babas Mevlana ihabuddin, Deobandî (Diyobendî) ekole mensup bir alimdi. Fazlur Rahman, ilk eitimini babasndan aldktan ve –kendi ifadesiyle– 10 yanda Kur'an' ezberledikten sonra medrese eitimine balad. Ailesi 1933 ylnda Lahor kentine tannca üniversiteye gitti. Bir yandan da babasndan ald özel eitimini devam ettirdi ve 1940'ta Pencap Üniversitesi'nden mezun oldu. Ayn üniversitede yapt yüksek lisansn 1942 ylnda tamamlad ve ayn yl bu üniversiteye asistan olarak atand.

1946-1949 yllar arasnda Oxford Üniversitesi'nde doktora çalmas yaparken bir taraftan da slam felsefesi ile ilgilendi. Bu dönem, Fazlur Rahman'n geçirdii zihniyet dönüümü bakmndan bir dönüm noktas olmutur. Bunu kendisi öyle ifade eder: "ngiltere'de Oxford Üniversitesi'nde doktora örenimi yaptktan ve Durham Üniversitesi'nde ders vermeye baladktan sonra, daha önce alm olduum modern eitim ile geleneksel eitimim arasnda bir çeliki hissettim. 1940'l yllarn sonu ile 1950'li yllarn balarnda felsefe çalmaktan doan ciddi bir üphe dönemi geçirdim. Bu, geleneksel inançlarm darmadan etti."[1]

Doktorasn tamamladktan sonra Oxford'da Fars Medeniyeti ve slam Felsefesi hocas olarak ders vermeye balad; arkasndan Durham Üniversitesi'ne, 1958 ylnda da Kanada McGill Üniversitesi'ne geçti. Burada üç yl çaltktan sonra Pakistan'da askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren Eyüp Han'n daveti üzerine Pakistan'a gitti. Eyüp Han'a danmanlk, slamî Aratrmalar Enstitüsü'nde idarecilik ve müdürlük yapt (1961-1968); ngilizce Islamic Studies ve Urduca Fikr-o-Nazar dergilerini çkard. Bu enstitü bünyesinde çok sayda talebeye dersler verdi ve yurtdna gitme imkân salad.

Burada kaleme ald kitap ve makalelerde ortaya att görüler dolaysyla Pakistan ulemasnn büyük tepkisini çekti. Gittikçe artan tepkiler onu 1968 ylnda Pakistan' terk etmeye zorlad. Amerika'ya gitti; 1969 ylnda Chicago Üniversitesi'ne hoca olarak intisap etti ve 26 Temmuz 1988 ylnda vefat edene kadar burada slam Düüncesi Profesörü olarak çalt.

Görüleri

Adna "slamî Çadalama" diyebileceimiz projesi çerçevesinde Fazlur Rahman, bugün slam adna elimizde bulunan ne varsa tartlp sorgulanmas ve yenilenmesi gerektii fikrindedir. Bundan sadece ksmen Kur'an istisna tutulabilir. Onun bu alabildiine ihatal "yenilenme ve deiim" teklifini balklar halinde u ekilde özetleyebiliriz:

1. Kur'an

Fazlur Rahman'n Kur'an tasavvurunu iyi anlayabilmek için önce onun "vahiy" olgusuna baknn kavranmas gerekir. Ancak Fazlur Rahman'n düünce dünyasnda vahyin ontolojik mahiyeti pek açk deildir. slam kaynaklarnda bildirildii ve açkland gibi vahyin hem anlam, hem de lafz olarak Hz. Peygamber (s.a.v)'e bir melek vastasyla intikal ettii konusunda Fazlur rahman'n ciddi üpheleri vardr. Ksaca ifade edecek olursak ona göre vahiy, Hz. Peygamber (s.a.v)'in "kalbine" geldiine göre[2] vahyin bir "d varl" olduunu ve Hz. Peygamber (s.a.v) tarafndan iitilen kelimeler halinde geldiini söylemek doru deildir. Evet vahyin kayna Allah Teala'dr; ama ayn zamanda vahyin kelimelere dökülüü esnasnda Hz. Peygamber (s.a.v)'in belli bir fonksiyonu da vardr. Bu fikri öyle ifade eder: "Sünnîlik, "Kur'an hem tamamyla Allah kelamdr, hem de olaan anlamda tamamyla Hz. Muhammed'in kelamdr" diyecek fikrî yeterlikte deildi. (...) Kur'an salt ilahî kelamdr, fakat ayn ölçüde Hz. Muhammed'in iç kiiliiyle de ayn ölçüde münasebettedir. (...) lahî kelam, Hz. Peygamber'in kalbinden süzülerek dar çkmtr." [3]

Acaba burada Fazlur Rahman, vahyin anlam olarak Allah Teala'ya, lafz olarak da Hz. Peygamber (s.a.v)'e ait bir kelam olduunu mu söylemek istemektedir? Fazlur Rahman üzerine yaplm bir doktora çalmasndaki u ifadeler dikkat çekicidir: "Madem Allah'n ezelî kelam Peygamber'e tamamen bir "d varlk" tarafndan gelmedi veya getirilmediyse, yani bir bakma Allah'n ruhu ile Peygamber'in ruhu bir "ufuk birleimine" girdiyse, o ayn zamanda Peygamber'in sözü olmaz m? Fazlur Rahman'n buna cevab "evet"tir..."[4]

Bu tartmann temelinde vahyi Hz. Peygamber (s.a.v)'e getiren melein ontolojik mahiyeti yatmaktadr. Fazlur Rahman'a göre, Kur'an'da "Rûh min emrinâ" (Emrimizden bir ruh) olarak ifade edilen bu varlk harici ve somut bir varlk olamaz. Çünkü yukarda iaret edilen e-u'arâ ayeti, vahyin Hz. Peygamber (s.a.v)'in kalbine indirildiini belirtmektedir. Harici bir varl olan melein Hz. Peygamber (s.a.v)'in kalbine inmesi/girmesi söz konusu olamayacana göre buradaki "Ruh"a baka bir anlam vermek gerekecektir. Öyleyse o, –Adil Çiftçi'nin tabiriyle– "melek, götür-getirici "dsal bir varlk" deil, Peygamber'in zihninde oluturulan bir dinamik temsilciliktir ve tamamen "soyut"tur..."[5]

Fazlur Rahman'n vahiy anlay balamnda mutlaka zikredilmesi gereken bir dier önemli nokta da, birkaç yl önce Salman Rüdi'nin eytan Ayetleri isimli çalmas dolaysyla gündeme gelmi olan "Garanik hadisesi" ile ilgili görüüdür. Fazlur Rahman'a göre bu hadise tarihen sabittir, onun sübutunu kabul etmek Kur'an'a uygundur. te bu konuda söyledikleri:

"Mekkeliler uzlama önerilerini sunmadan önce, belli bal akidelerde Peygamber ile müzakere yapmak istediler. Eer Muhammed onlarn tanrlarn insan ve tanr arasnda arac olarak kabul ederse ve belki de tekrar dirilme fikrini kaldrabilirse, onlar da Müslüman olabileceklerdi. Tekrar dirili konusunda uzlama olamazd. Arac tanrlar konusunda ise slamî gelenek unlar söylüyor: Habeistan'a göç srasnda, oluum halindeki slamî toplum büyük skntlar içinde iken Peygamber bir kez bu tanrlar lehine konumu, 53. sureden uzlamaya iaret eden baz ayetler zikretmitir. Fakat bunlar çok ksa bir süre sonra feshedilmi; eytanî ayetler olarak iddetle tenkit edilmi ve u an Kur'an'da bulunan ayetler onlarn yerini almtr.

"Birçok günümüz müslüman, Muhammed'in bu tür sözler sarf ettii rivayetini reddeder; fakat Kur'an'n nda olaya bakacak olursak bu, pekala mümkün de olabilir."[6]

Fazlur Rahman'n burada iki hayatî hatas göze çarpmaktadr:

1. "slamî gelenek" dedii Hadis, Tefsir ve Tarih kitaplarnn hiçbirisinde, müriklerin putlarnn (Lat, Menat ve Uzza) övüldüü cümlelerin Kur'an ayeti olduu ve sonradan baka ayetlerle neshedilip deitirildii söylenmemitir. Hatta bu cümlelerin Kur'an ayeti olmas bir yana, Hz. Peygamber (s.a.v)'in azndan çktklarn ifade eden güvenilir bir tek rivayet dahi mevcut deildir. Bu, slamî gelenee yaplm büyük bir iftiradr!

2. Kur'an açsndan bakldnda böyle bir olayn mümkün ve vaki olduu konusunda en küçük bir iaret dahi bulmak mümkün deildir. Kur'an, bir ayete önce "ilahî kelam" olarak yer verip, sonra onu "eytanî ayet" olarak tavsif etmek gibi bir tutarszlk ve saçmalktan mutlak olarak beridir. Dolaysyla bu da Kur'an'a yaplm daha büyük bir iftiradr!

Fazlur Rahman'n, yine Adil Çiftçi'nin deyiiyle "skntlarla dolu"[7] olan vahiy anlayn bu ekilde özetledikten sonra, onun, Kur'an'n bizden ne istedii konusundaki görülerine geçebiliriz:

Fazlur rahman'a göre Kur'an, temelde ahlakî ilkeler içeren bir kitaptr ve onun çarsnn esas ahlakîdir. Bu da Kur'an'n ihtiva ettii hukukî hükümlerin bile ahlakî çerçevede anlalmas gerektiini ifade eder. Bir dier deyile Kur'an'n ahkâm ayetleri bizler için bugün somut hükümler deil, bu hükümlerin gerisinde bulunan ahlakî ilkelerin esas olduunu anlatr.

Kur'an'n tarihsellii (içerdii hükümlerin Hz. Peygamber (s.a.v) dönemine mahsus olup bugün aynen uygulanamayaca) tezinin alt yapsn tekil eden bu anlay Fazlur Rahman öyle ifade etmektedir: "slamî çadaçln bir anlam varsa, o da kesinlikle eriatn muhtevasnn deiime, büyük ölçüde ve çok yönlü bir deiime tabi tutulmas gerektiidir. Bu makalede belirtildii ekilde deiim ilkesi kabul edilirse bu faaliyet hiçbir eyle snrlandrlamaz; hatta Kur'an'n kanun koyan ayetleri dahi bu yeni yorumun kapsam dna itilemez. Bu ilkenin tek snr ve gerekli çerçevesi, Kur'an'n sosyal gayeleri, temel ve ahlakî ilkeleridir."[8]

Çünkü özel olarak Fazlur Rahman'a, genel olarak slam modernistlerine göre Kur'an VII. Yüzyl Arabistan'nda nazil olduu için, içerdii somut hükümler de o topluma yönelik olmaldr. Günümüz modern insan ve toplumuyla o dönemin insan ve toplumu arasnda, insanî özellikler bakmndan büyük farkllklar vardr. O dönemin insan hayli "ilkel" ve "geri" olduu için Kur'an'n hukuki hükümleri onlar "yola getirecek" tarzda gelmitir. Fazlur Rahman bu durumu öyle ifade eder: "Kur'an, Allah'n ezelî kelam olmakla beraber yine de öncelikle belli bir sosyal yapya sahip olan muayyen bir topluma hitap etmektedir. Hukukî açdan ifade edecek olursak, bu toplum ancak o kadar ileri götürülebilirdi, daha fazla deil."[9]

Ona göre "Kur'an'da az saydaki "yasama ile ilgili" ayetler de Arap toplumunun örfü ve tatbikata ilikin kurallar ile balants içinde domutu."[10] Dolaysyla Kur'an'n somut yasama ihtiva eden ayetleri tarihseldir ve bugün aynen tekrarlanamaz.

Herhangi bir meselenin Kur'anî çözümünü elde etmek için yapmamz gereken iki yönlü bir hareket bulunduunu söyleyen Fazlur Rahman, bu iki yönlü hareketi öyle ifade eder: "Birincisi, nazil olduu zamann konu ile ilgili mevcut toplumsal artlarn göz önünde tutarak, Kur'an'n somut olaylar ileyiinden, bir bütün olarak Kur'an'n hedefledii genel ilkelere doru hareket etmektir. kincisi, bu genelleme düzeyinden günümüzde geçerli olan konu ile ilgili mevcut toplum artlarn göz önünde tutarak u anda uygulanmak istenen özel yasamaya doru hareket etmektir."[11]

Bunun anlam ve açlm udur: Kur'an'n herhangi bir olaya hüküm getirirken hangi esaslar göz önünde bulundurduunu tesbit etmek için, ilgili Kur'an ayetinin nazil olduu özel olay ve toplumsal artlar inceleyerek buradan bir genel ilke çkarmak eklindeki birinci hareketin ardndan günümüze gelerek, somut hüküm vermek istediimiz olay, toplumsal artlar ve dier hususlar dikkate alarak incelemeli ve daha önce elde ettiimiz genel ilkeyi bu somut olaya nasl uygulayabileceimizi aratrmalyz.

Tabii olarak bu durumda varacamz sonuç, ilgili ayetin öngördüü somut hüküm ile badamayabilecektir. Ama Fazlur Rahman'a göre bunun bir önemi yoktur. Önemli olan o hükmün arkasndaki genel ilkeyi hayata geçirmektir.

Ancak burada cevaplandrlmas gereken önemli sorular bulunmaktadr:

1. Kur'an'n herhangi bir özel olaya getirdii somut hükmün deiken olduu önkabulü Kur'an'a dayanmakta mdr? Bir dier deyile Kur'an, içerdii herhangi bir hüküm hakknda, "Bu hüküm geçicidir. Aslolan bu hükmün arkasndaki ilke ve gayedir. imdilik bu hüküm vaz edilmi olsa da bir zaman sonra deitirilebilir ve o genel ilke dorultusunda baka bir hüküm konabilir" anlamna gelebilecek bir ey söylemi midir?

2. Yüce Allah, bizim ksmen tesbit edebildiimiz birtakm gayeler gözeterek belli bir hükmü emretmise bu, ilke ile hüküm arasnda kopmaz bir ba olduunu gösterir. Bir dier deyile bizim, ayn gayeden hareketle baka bir hüküm öngörmemiz, "Allah'a ramen" hüküm koymak anlamna gelmeyecek midir?

3. Bizim öngördüümüz hükmün murad- ilahiye uygun olacann garantisi nedir?

4. lgili somut olayn arkasndaki ilkeyi tesbit etmenin yolu nedir? Burada karmza ilk olarak ayetin kendi ifadesi çkmaktadr. Kur'an'daki her hüküm ayeti için bir genel ilke zemini düünemeyeceimize göre[12] ikinci i olarak Kur'an'n bütününü göz önünde bulundurmak gerekecektir. Bu aamada ise karmza çkacak olan, sadece "adalet", "doruluk", "hakkaniyet"... gibi soyut ilkeler deil, ayn zamanda "Allah'n rzas", "kulluk/itaat", "imtihan"... gibi olgulardr. Bunlarn sadece "sosyal gayeler"le snrl bir "ilke aray" faaliyeti için pek de elverili zeminler olmad açktr.

lke tesbiti için bavuracamz bir dier kaynak da "nüzul sebebi"ni anlatan rivayetlerdir. Ancak aada da göreceimiz gibi Fazlur Rahman rivayetlerin çok büyük ölçüde Hz. Peygamber (s.a.v) döneminden sonra "formüle edildiini" ("uydurulduunu" demiyor. Oysa arada hiçbir fark yoktur.) savunmaktadr. Eer böyleyse nüzul sebebini anlatan rivayetlere niçin güvenelim? Fazlur Rahman bu tür rivayetlere güvenilebileceini söylemek suretiyle kendisiyle çelimektedir.[13]

2. Sünnet

Fazlur Rahman "Sünnet" kavramn "Nebevî Sünnet" ve "Yaayan Sünnet" eklinde ikiye ayrarak kullanr. Nebevî Sünnet, Hz. Peygamber (s.a.v)'e ait olduu bilinen ve somut ve detayl hükümlerden çok genel ilkeler ihtiva eden ksmdr. Nicelik olarak hadislerde anlatld kadar olmayp, snrldr. Yaayan Sünnet ise Hz. Peygamber (s.a.v)'den sonra slam toplumunun benimsedii genel gidiat, içtihadlar, örf vesairenin ekillendirdii uygulamalardr. Nebevî Sünnet sabit iken Yaayan Sünnet deikendir ve Yaayan Sünnet, Nebevî Sünnet'in ruhu esas alnarak oluturulmutur.

Bu konuda öyle der: "lk dönemin kadlar, fakihleri, teorisyenleri ve siyasileri Nebevî modeli (Sünnet) Müslümanlarn ihtiyaçlarn göz önünde bulundurarak yorumlamlardr. Her nesilde ortaya çkan malzeme, Yaayan Sünnet'i oluturmutur. u halde Hadis, Yaayan Sünnet'in sözlü bir biçimde yansmasndan baka bir ey deildir. (...) Yaayan Sünnet, sadece genel Nebevî Modeli deil, ayn zamanda bu modelin sürekli ctihad ve cma faaliyeti sayesinde bölgelere göre deiiklik arz eden yorumlarn da içermitir. te bu sebepledir ki, yaayan Sünnet'te birçok farkllk ortaya çkmtr."[14]

Goldziher ve Schacht gibi müsteriklerde gördüümüz "Living Tradition" (Yaayan Gelenek) kavramnn uyarlanm bir ekli olan "Yaayan Sünnet" tabiri Fazlur Rahman'n Sünnet anlaynda temel bir yer tutar. Ona göre her toplum kendi Yaayan Sünnet'ini oluturmak zorundadr: "Her ne kadar geçmiteki atalarmzn Yaayan Sünneti Kur'an'n ve Hz. Peygamber'in ilk dönemlerde cemaat içinde gerçekletirdii faaliyetlerin salkl ve baarl bir yorumu, bizler için dersler içerse de, kesinlikle aynen tekrarlanamaz."[15]

3. Hadisler

Fazlur Rahman'a göre –yukarda da geçtii gibi– hadis rivayetlerinin büyük çounluu Hz. Peygamber (s.a.v) döneminden sonra formüle edilmitir; dolaysyla onlarn lafz olarak Hz. Peygamber (s.a.v)'e aidiyeti iddia edilemez. Bu konuda öyle der: "Yine u hususa kesin gözüyle bakabiliriz: lk dönemlerde Hadis'lerin büyük bir ksm, Nebevî Hadis (Hz. Peygamber (s.a.v)'e ait olduunda üphe bulunmayan hadisler)'in tabii olarak az olmas sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v)'e deil de sonraki nesillere dayanmaktadr."[16]

Yine bu konuda, yukarda da zikrettiimiz "lk dönemin kadlar, fakihleri, teorisyenleri ve siyasileri Nebevî modeli (Sünnet) Müslümanlarn ihtiyaçlarn göz önünde bulundurarak yorumlamlardr. Her nesilde ortaya çkan malzeme, Yaayan Sünnet'i oluturmutur. u halde Hadis, Yaayan Sünnet'in sözlü bir biçimde yansmasndan baka bir ey deildir" dedikten sonra unlar ilave eder: "u halde Hadis, bu Yaayan Sünnet'in sözlü bir biçimde yansmasndan baka bir ey deildir. (...) Gerçekten de Hadis, bizzat Müslümanlar tarafndan ifade ve görünüte Hz. Peygamber'e isnad edilmi özdeyilerin toplamdr."[17]

Hadislerin büyük çounluunun Hz. Peygamber (s.a.v)'den sonra ortaya çktn iddia eden Fazlur Rahman, bizzat Müslüman alim, kad ve yöneticiler tarafndan yürütüldüünü söyledii "hadis formüle etme" faaliyetinin, "hadis uydurmak" olmad görüündedir. Gerekçesi de udur:

"Dikkat edilecei üzere, biz Hadis'i genelde tam olarak tarihî (yani Hz. Peygamber (s.a.v)'e ait) kabul etmemekle birlikte onunla ilgili olarak "Mevzu" ya da "Uydurma" terimlerini kullanmadk; ama onun yerine "ifade etme-formüle etme" terimini kullandk. Çünkü Hadis, söz olarak Hz. Peygamber'e ulamasa da, ruhu kesinlikle ulamaktadr."[18]

Burada slamî kaynaklara kesinlikle onaylatlamayacak bir iddialar demeti göze çarpmaktadr:

1. Hz. Peygamber (s.a.v)'e ait olan hadisler "tabii olarak" azdr.

2. Hadis külliyatnn büyük çounluu sonraki nesiller tarafndan formüle edilmitir.

3. Hadisi "formüle etmek"le "uydurmak" arasnda fark vardr.

Birinci maddedeki "tabii olarak" ifadesini trnak içine almamz sebepsiz deildir. Zira Fazlur Rahman'a göre Hz. Peygamber (s.a.v) esasen çok gerekmedikçe insanlarn iine karmayan, hatta "içine kapank, çekingen ve –yakksz bir durum sergiledii hakknda herhangi bir kant yok ise de– kadnlardan holanan birisidir."[19]

Buradaki peygamber telakkisi, bir "Müslüman"n deil, daha çok slam'a kar önyarg ve kin duygularyla kalem oynatan bir müsterikin kaleminden çkm gibidir ve –herhangi bir kaynaa dayanmas öyle dursun– tamamen vehim ve hayal ürünüdür.

kinci maddede yer alan iddia, yine müsteriklere ait bir iddia ile kar karya olduumuzu gösteriyor. Hatta bu, Herald Motzky gibi çada bir müsterikin, Goldziher ve Schact'a güçlü delillerle itiraz ettii en önemli hususlardan birisidir. Bugün artk bu konunun ciddiye alnabilir bir yannn olmadn bir müsterik bile söyleyebiliyorken, slam kaynaklarndan asla refere edilemeyecek böylesi iddialara tutunmak Müslüman aratrmaclar için "zul" olmaktan baka bir anlam ifade etmez.

Üçüncü maddeye gelince, tam anlamyla traji-komik bir iddiadan ibarettir. Zira uydurma hadisler hakknda kaleme alnm onlarca eserden herhangi birisinde bir ksm hadisler için Hadis imamlarndan nakledilen "Anlam olarak dorudur, ama Hz. Peygamber (s.a.v)'e aidiyeti sabit deildir" gibi ifadelere rastlamak son derece kolaydr. Tek bana bu durum bile Fazlur Rahman'n, "hadis formüle etmek"le "hadis uydurmak" arasnda fark bulunduu yolundaki sözlerini ve bu sözlerin gerekçelerini tamamyla geçersiz klmaktadr.

4. Kelam

Tarih içinde varl müahede edilen –Ehl-i Sünnet'iyle, Ehl-i bid'at'yla– bütün mezhepleri, aralarnda herhangi bir ayrm yapmadan belli ölçülerde "Kur'an'dan sapm" hareketler olarak niteleyen Fazlur Rahman, bu konuda unlar söylemektedir:

"slamî bir Kelam' yeniden oluturma yolunda atlacak ilk adm slam'da Kelam alanndaki gelimelerin tarihi bir tenkidini yapmaktr. Bu tenkid –daha önce de ifade ettiim gibi– slam'daki çeitli kelamî düünce ekollerinin Kur'an'n dünya görüünden ne ölçüde sapm olduklarn aça çkaracak ve yeni bir Kelam'a doru bize yol gösterecektir."[20]

Fazlur Rahman, Akaid/Kelam ile ilgili yazlarnda Ehl-i Sünnet'i, itidal ve dengeyi muhafaza eden ve temel hamlesi itibariyle doru olan bir hareket olarak tavsif etmekle birlikte, yer yer oldukça ar ifadeler kullanarak suçlamaktan da geri durmaz.

Hatta bandan beri slam Ümmeti'nin ana gövdesini tekil etmi olmas dolaysyla belki de en çok yüklendii frka, Frka-i Nâciye (Ehl-i Sünnet) olmutur. öyle der:

"Eer bir akidenin görevi kendi genel ve geni çerçevesi içinde dinî gelimelerin yer alabilmesini salayacak ekilde dindar bir topluma bir tür anayasa temin etmek ise, o zaman Sünnî slam ahlakî gerginliin yalnz bir tarafna arlk vermek suretiyle ahlakî ilkeleri ilgilendirdii kadaryla bu görevi yapma imkân ve kabiliyetine sahip olmad gibi, gerçekte bizzat Kur'an'n kendisine de belli bir yere kadar ters dümektedir."[21]

Sünnî akide mezheplerinden bilhassa E'arî mezhebine ar hücumlar yönelten Fazlur Rahman, bir yerde öyle der:

"slam dünyasnn çok büyük bir ksmnn mutlak hakimi olan ve aralarnda Gazalî ve Razî gibi slam düünce tarihinin dev isimlerinin de yer ald perestikârlarnn, gerçekten bir eyi "yapan" sadece Allah olduu için, insann gerçekten deil sadece mecazi olarak bir fiilin faili olabileceini isbat etmek için, her zaman yeni delilleri bulma konusunda birbirleriyle rekabet ettii bir Kelam sistemi hakknda bir kimse ne söyleyebilir?!

"Çadaçlk öncesi "Yeniden Diriliçilik"in ve çadaçln itibar ve erefi uradadr ki, bu bin yllk kutsal ahmakl kökünden ykp..."[22]

Ehl-i Sünnet'e hücum ettii hususlarn banda "kader/takdir" inanc ve fiilleri Allah Teala'nn yaratmas ile kulun "kesbetmesi" meselesi gelmektedir. Kimi zaman yanl anlamadan, kimi zaman da gerei gibi aratrma yapmamaktan kaynaklanan hatalara dütüü görülen bu ve benzeri hususlar teknik ayrntlara sahip olduu için bu konulardaki görülerini bu yaz çerçevesinde ele almann uygun olmadn düünüyoruz.

5. Tasavvuf

Fazlur Rahman'n üzerinde önemle durduu bir dier saha da Tasavvuf'tur. Tasavvuf'un, "Bizzat Hristiyanln etkisinde kalm olan ii kaynaklardan" etkilendiini ileri sürer[23] ve Sufiler'in, "kendi tutumlarn meru göstermek için birtakm sözler ortaya atp, tarihi açdan tam anlamyla uydurma ve hayal ürünü olan bu sözleri Hz. Peygamber'e atfettiklerini" söyler.[24]

Ona göre Tasavvuf, özellikle hicrî 3. yüzyldan itibaren ayr ve bal bana bir sistem olarak dinin karsna çkmtr. "Sufîliin, velilik kavramnda peygamberlie paralel bir özellik görmesi ve peygamber tarafndan vaz edilmi olan dinin karsna bir rakip olarak çkmas üçüncü/dokuzuncu yüzylda "Hâtemü'l-Enbiyâ" sözüne kar "Hâtemü'l-Evliyâ" fikrinin ortaya atlmasyla açklk kazanmtr."[25]

Onun Tasavvuf ve Sufiler hakkndaki dier baz tesbitleri de öyledir:

"Sufizm balangçta cemaat içindeki siyasî ve mezhebî mahiyetteki baz gelimelere kar ahlakî ve ruhanî bir kar çk idi. Ancak iler (...) sertleince Sufizm ortaya bir halk dini hareketi olarak çkm ve altnc ve yedinci asrlardan itibaren kendine özgü adetleriyle kendini sadece din içinde bir din olarak deil, ayn zamanda din üzerinde bir din olarak onaylamtr."[26]

"Gerçek udur ki, onikinci asrdan, halk tarikatlarnn kurulmasndan beri, ilk heyecan ile dolup taan, kendini telkin, kendi kendine telkin gibi sistematik teknikler vastasyla ifade eden, hem aslsz bir yn hurafeyi destekleyen hem de onlar tarafndan desteklenen kitle dini, slam' dünyann bir ucundan dier ucuna kadar harap etmitir."[27]

"Aslnda sufizmin insann baz temel dinî gereksinimlerine cevap verdii kukusuzdur. Gerekli olan, bu zorunlu unsurlar ayrmak, onlar cokusal ve sosyolojik enkazdan kurtarmak ve böylece onlar tek bir bütün, tek bir örnek olan slam'a yeniden dahil etmektir."[28]

Eserleri

Öldüünde geriye, tümü ngilizce olan 11 kitap, 68 makale, 4 ansiklopedi maddesi ve 16 kitap tantm yazs brakmt. Kitaplarndan 5'i Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, slam, Ana Konularyla Kur'an, slam ve Çadalk, slam Geleneinde Salk ve Tp adlaryla çevrilmi bulunmaktadr. Makalelerinden bir ksm da Allah'n Elçisi ve Mesaj ve slâmî Yenilenme adlaryla kitaplatrlarak yaymlanmtr. Ayrca slamî Aratrmalar dergisi, Ekim 1990 saysn Fazlur Rahman özel says olarak çkarm, stanbul Büyükehir Belediyesi de ubat 1997 tarihinde Fazlur Rahman'n görülerinin tartld bir sempozyum düzenlemi, sempozyumda sunulan tebliler ve yaplan müzakereler, slam ve Modernizm-Fazlur Rahman Tecrübesi adyla kitaplatrlmtr.

Sonsöz

slam Modernizmi'nin temsilcilerinden biri, belki de en önemlisi olan Fazlur Rahman' ksaca tantmak maksadyla kaleme aldmz bu yaz, elbette onun fikir dünyasn tam olarak ve ayrntlaryla aksettirmek iddiasnda deildir. Temel baz konulardaki görü ve düüncelerini ana hatlaryla aktarmaya çaltmz Fazlur Rahman'n düüncelerini detayl olarak elbette öncelikle kendi eserlerinde aramaldr. Onun birçok kitap ve makalesi hala Türkçe'ye çevrilmeyi beklemektedir. Bu yapldnda Fazlur Rahman'n düünce dünyas daha ihatal ve detayl olarak ortaya çkacaktr.

Onun belli bal konulardaki düünceleri hakknda yukarda yaptmz ksa tahliller de elbette yeterli deildir. Onun, slamî ilimlerin hemen tamam ve tarihsel tecrübe hakknda kalem oynatm bir düünür ve yazar olduu dikkate alndnda üzerinde daha derinlemesine durulmas gereken bir ahsiyet olduu kendiliinden ortaya çkmaktadr.[29] Her ne kadar baz yazarlar tarafndan genel olarak "lml" bir tavr olduu söylense de bize göre Fazlur Rahman'n "köktenci" bir ahsiyet olduunu söylemek hiç de abart deildir. u ana kadar Türkçe'ye tercüme edilen eserlerinde yeterli kanta sahip olsa da, bu kanaatimiz, onun dier çalmalarnn da dilimize çevrilmesiyle daha bir net olarak dorulanacaktr.

--------------------------------------------------------------------------------

DPNOTLAR

[1] slami Aratrmalar dergisi (Fazlur Rahman özel says), IV/4, Ekim-1990, 234.

[2] 26/e-u'arâ, 193-4.

[3] Bu konudaki görüleri için bkz. slam, 142-5.

[4] Adil Çiftçi, Fazlur Rahman le slam' Yeniden Düünmek, 72.

[5] Çiftçi, a.g.e., 71.

[6] Allah'n Elçisi ve Mesaj, 34-5.

[7] Çiftçi, a.g.e., 83.

[8] slamî Çadalama, slamî Aratrmalar dergisi, IV/4 (Ekim-1990), 319.

[9] slam, 323.

[10] slam, 99.

[11] slam ve Çadalk, 95-6.

[12] Hatta tam tersine Kur'an'daki birçok hükmün arkasndan, "doru yoldan sapmamanz için..." tarzndaki ifadeler , doru yolda sabit-kadem olmann yolunun o hükmü aynen uygulamaktan geçtiini ve onun sadece bir "hüküm" deil, ayn zamanda bir "ilke hüküm" olduunu gösterir.

[13] Bkz. Allah'n Elçisi ve Mesaj, 53, 111.

[14] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 84-6.

[15] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 184.

[16] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 47.

[17] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 84-6.

[18] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 89-90.

[19] Allah'n Elçisi ve Mesaj, 43; Ana Konularyla Kur'an, 186-9; slam ve Çadalk, 90.

[20] slam ve Çadalk, 281-2.

[21] slam, 336 vd.

[22] slam ve Çadalk, 282.

[23] slam, 185.

Ancak Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu'nda (119) bu görüüyle çelierek öyle der: "ia'nn Sufizm'i ya da Sufizm'in ia'y etkileyip etkilemediini tam olarak bilmiyoruz..."

[24] slam, 186.

[25] slam, 189.

[26] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 114.

[27] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 124.

[28] Tarih Boyunca slami Metodoloji Sorunu, 125.

[29] Fazlur Rahman'n düüncelerinin eletirisi için bkz. Ebubekir Sifil, Modern slam Düüncesinin Tenkidi, II ve III. ciltler. (Bu serinin Fazlur Rahman'la ilgili son cildi üzerindeki çalmamz devam etmektedir.)

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Dr. Ebubekir Sifil
25-12-10
E mail: ebubekirsifil.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
FAZLURRAHMAN'I ÝYÝ TANIYALIM
Online Kii: 39
Bu Gn: 769 || Bu Ay: 5.861 || Toplam Ziyareti: 2.928.995 || Toplam Tklanma: 58.616.018