
| Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM | Okunma Says: 557 |
Selef-i Salihin’in izinde olmak; bir suç deil, bir fazilettir. Selef-i Salihin’in izinde olmak; bir merebe, bir mezhebe mahsus olmayp her Müslümann daimi vasfdr. Sahâbenin, Tabiîn’in ve Tebe-i Tabiîn’in izinde yürümeyenlerin Müslümanlk iddialar bir vehimden öteye geçemez. Asrmzda Selef-i Salihin’siz kalm Selefiliin gündelik hayattaki karl, slâm tarihi bilincinin yok edilmesi ve halk nezdinde dini iarn zayflamas olmutur. Bunun en dikkat çeken örnei özellikle harem/kutsal belde olarak ilan edilen Mekke’de bid’at ve irk bahanesiyle slâm’n tarihi mirasnn ve iarnn pervaszca yok edilmesi oldu. Dini anlamda her yenilii bid’at, dini deerlere ve selefe gösterilen her tür hürmeti de irk addeden bir karaktere bürünen ve çada Hariciliin temsilciliini yapan günümüz tekfirci Selefiliinin bn-i Teymiyye (rh.a.) ile de alakas yoktur. Cumhura muhalif baz görüleri olmakla birlikte bn-i Teymiyye (rh.a.) bir ehl-i sünnet ve’l cemaat âlimidir. Hanbeli mezhebine mensuptur. bn-i Teymiyye (rh.a)’i mezhebsiz göstermek, ilmin ve âlimliin namusuna tecavüz olur.
Dini açdan mecrasndan çkm maceraperestler, Selef-i Salihin’in izinde yürüyemezler. Selef-i Salihin’in izi, yaamn her annn ve her alannn slâmi çerçeveye uygun olmay gerektirir. Günümüzde ortaya çkm olan Selefilik, Selef-i Salihin’in devam olmaktan ziyade Haviyye ile Hariciyye prensiplerine yakn duruma gelmitir. Kendilerinden olmayan ya da düüncelerini benimsemeyenleri “ehl-i zey”, “ehl-i bid’at” olarak isimlendiren Selefilik, reddedici, dlayc, tekelci anlay ile hem “ Ehl-i Sünnet-i Hassa” dediimiz Seleften, hem de “Ehl-i Sünnet-i Amme” dediimiz Haleften farkllamaktadr. (Abdulmuni’m el-Hafni, Mevsuatü’l-Firak ve’l-Cemaat, Sh: 245, Kahire, 1993)
Selef, Halef’in tersidir. Bu anlam çerçevesinde her insann bir “Selef”i vardr ve “Halef’ olan bir gün “Selef” olacaktr. Esasen “Selef”ten kastedilen mana Hz. Peygamber’den sonraki üç kuaktr. Selefin ilk tabakasnda yani ilk kuakta; mü’minlerin önderi, muttakilerin lideri Hz. Muhammed (s.a.v) ile ayn dönemde yaayan “Sahabe” yer almaktadr. kinci kuakta yaam ve slâm’ Sahabeden örenmi olanlara “Tabiun” denir. Üçüncü tabakada slam esaslarn Tabiun’dan örenmi olanlar ise Tebe-i Tabiun/Etba-u Tabiin’dir. slam dininin tamamlanmasndan itibaren ne zaman bir bozulma ya da sarslma görülse bu üç nesle, yani gerçek anlamda Selef’e ve Selef’in slam anlayna dönü salanmaya çallmtr. Bu yüzdendir ki, bu ilk nesle “Selef-i Salihin” denilmektedir. (Ebu shak Muhammed brahim b. Musa e-atibi, el-›tisam, Sh: 589, Beyrut/1991) Selef anlay günümüzde Hz. Peygamber ve sonraki ilk üç kuan hal, söz ve fiillerinde herhangi bir deiiklik, arttrma ya da eksiltme yapmadan olduu gibi kabul edip onlar gibi yaamak olarak anlalmaktadr. Fakat belirtmek gerekir ki, günümüzün Selefi ekolü aslnda Selef-i Salihin’in zaman ve mekâna göre kendi hal ve fiillerinde farklla gidebildiklerini göz ard etmektedirler. Örnein Ashabn Mekke ve Medine’deki yaam tarzlar, örf ve adetleri farkllk göstermitir. Mekke’de pek çou dikili elbiseyi tanmazken, Medine’de dikili elbise giymilerdir. Tabiun döneminde de Sahabe döneminde görülmeyen pek çok konu için içtihad edilmitir. Dolaysyla onlar bile kendi söz ve uygulamalarn sonsuza dek deimeden devam edecek unsurlar olarak görmezken, günümüzde Selefiyye’nin taknd sert ve keskin tutumu doru bulmak biraz zordur. Zira Selef, belli bir grubu ya da düünceyi ayrcalkl bir duruma getirmemi, kendi inanç ve düüncelerindeki ölçüyü de bir grubun tekeline vermemitir. (Muhammed Said Ramazan el-Buti, es-Selefiyye Merheletün Zemeniyyetün Mubareketün La Mezhebun slamiyyün, Sh: 15-16, am/1988)
Selef-i Salihin a mam Muhammed Zâhid el-Kevserî (rh.a.) der ki: “Selef-î Salihin’in nasslardan anlad neyse, anlalmas gereken odur.” Müteabihatn Sahabe (Allah hepsinden raz olsun) tarafndan, sonraki asrlarda görüldüü ekliyle münakaa ve cidal konusu yapldn bilmiyoruz. Onlar nasslarda nasl gelmise öyle iman eder, ötesini soruturmazd. Dolaysyla bu meselenin Ümmet-i Muhammed’in gündemine gelmesi Tabiun, arlkl olarak da Tebe-i Tabiin dönemine ve sonrasna tekabül eder. mam Ebû Hanîfe (rh.a.), “Dou tarafndan bize iki bid’at geldi: Cehm’in (Cehm b. Safvân) ta’tili ve Mukâtil’in (Mukâtil b. Süleyman) tebihi” (bn Hacer, Tehzîbu t-Tehzîb, X, 251) derken u noktaya dikkatimizi çekmiti: Allahû Teala’nn sfatlarn inkâr ifrat, mahlukatn sfatlarna benzetmek ise tefrittir. Tevhid akidesi, hem ifrattan ve hem de tefritten uzaktr. Selef-i Salihin’in izinde olmak, ifrat ve tefrite düenlerden uzak durmak demektir. Bizim ile Selefi Salihin arasndaki fark udur: Enes bni Malik (ra) öyle dedi. “Siz kl kadar bile önemsemediiniz birtakm iler yapyorsunuz ki biz onlar Rasûlüllah sallallahu sellemin zamannda helak edecek büyük hatalardan sayardk.” (Sahih-i Buhari, Rikak: 32)
Yazar: Mustafa Çelik |
25-12-24 |
||
| E mail: yeniakit.com | Tweet | ||