
| Kategori : / TASAVVUF | Okunma Says: 409 |
Kurb- nefâvil hadisi olarak bilinen mehur bir kudsî hadis vardr: “Kulumun bana yaklat eyler içinde en sevdiklerim ona farz kldklarmdr. Kulum bana nafilelerle yaklamaya devam eder. Ta ki ben onu severim. Onu sevince onun iiten kula, gören gözü, tutan eli ve yürüyen aya olurum.” (Buhârî, Rekâik, 38). Tasavvuf geleneinde en çok atf yaplan hadislerden biri bu hadistir. Sûfîler bu ve benzeri hadislerden hareketle ibadetlerin vesile olaca yaknl, kurb- ferâiz ve kurb- nevâfil olarak iki ayrmtr. Kurb- ferâiz, farz ibadetleri yaparak Hakk’a yaklamak; kurb- nevâfil ise nafile ibadetleri yaparak Hakk’a yaklamak demektir. Fakat farzlarn yaplmas, genel olarak bütün müminlerin ortak paydas olduundan zamanla bir ksm sûfîlerin kendi hallerini ve marifetlerini temellendirmek için nafilelere hususi bir vurgu yapt görülür. Zira ayn ibadetlerin benzer hal ve marifetleri dourmas beklenir. Oysa böyle olmamaktadr. Bir sûfînin yaadn söyledii haller ve dile getirdii marifetler, daha özel bir çaba ve bir dizi farkl uygulamay gerektiriyor görünmektedir. Söz konusu hal ve marifetlere sanki farzlar üzerine yaplan nafileler vesilesiyle ulalmaktadr. Bu sebeple de nafilelerle Hakk’a yaklamaya hususi bir vurgu yaplm ve önem atfedilmitir. Fakat tasavvuf kitaplarnn muhtevas incelendiinde ve önde gelen sûfîlerin açklamalar dikkatle tetkik edildiinde durumun gerçekte böyle olmad görülür.
Öncelikle belirtmek gerekir ki sûfîlerin Hakk’a yaklatrdn düündüü hallerin neredeyse hiçbiri nafile deildir. Herhalde tasavvufun en hayati be kavram, sabr, ükür, rza, tevekkül ve teslimiyettir. Bunlar içinde de velayet mertebelerinin kat etmekte en önemli olan, tevekküldür. Söz konusu be kavrama tasavvuf kitaplarnn hacmine göre baka pek çok kavram eklenir. Fakat bata tevekkül ve dier dört kavram olmak üzere sûfîlerin kitaplarda Allah ile kul arasndaki ilikiyi tesis ettiini söyledii ve velayete ulamann vesilesi olarak gördüü durumlarn hiçbiri nafile ibadet snfna girmez. Kulluun esas, Kur’ân ve hadislerin ahadetiyle tevekkül ve teslimiyettir. slam kelimesi zaten teslimiyet anlamna gelir. Kur’ân’da sabr, ükür, rza, tevekkül ve teslimiyeti ifade eden pek çok ayet vardr. Hatta bu ayetlerin toplam, namaz ve oruç gibi bilinen ibadetlerden fazladr.
Burada kafa kartrc olan ey, namaz ve oruç gibi ibadetlerde zorunlu bir snr konulmu olmasdr. Bu sebeple zorunlu snrn ötesi nafile olarak nitelenmektedir. Oysa sabr, ükür veya tevekkül böyle deildir. Ne kadar tevekkül edersek fazlas nafile olur? Ne kadar ükredersek fazlas nafile olur? Bu sorularn cevab yoktur. Zira teslimiyet, ükür, sabr, rza veya tevekkülün fazlas olmaz. Dindarlk da esas itibariyle imann bu hallerle tahkik edilmesini amaçlayan bir süreçtir. Hatta bundan dolay bnü’l-Arabî gibi baz âlimler, namaz gibi bedenle yaplan ibadetlerden ziyade iman ve ihlas gibi kalbin fiillerinin kulu Hakk’a yaklatrdna dikkat çekmi, önde gelen pek çok sûfî Allah’a yaklamann asl itibariyle farzlarla olduunu dile getirmitir.
Maksadm, tasavvuf anlatsndaki bir eksiklie dikkat çekmekten ibaret deil. Kukusuz tasavvuf anlatsnn daha dikkatli ve incelikli yaplmas gerekiyor. Fakat ben baka bir eye dikkat çekmek istiyorum: Tasavvuf diye anlatlp konuulan eylerin önemli bir ksm, dinin kendisi. Tevekkülün yahut ükrün öneminden bahsederken sanki slam ümmeti içinde hususi bir din yorumundan bahsediyormu gibi anlatyoruz. Sanki ortak payda da tevekkül sûfîlere aitmi gibi konuuyoruz. Evet, sûfîlerin, mütekellimlerin, fakihlerin veya filozoflarn kendilerine özgü yorumlar vardr. Mesela vahdet-i vücûdcu bir yorumdan bahsediyorsak hususen sûfîlerin hikmetinden bahsettiimizi söyleyebiliriz. Fakat bir çrpda sayamayacamz kadar ayet ve hadiste emredilen bir durumdan bahsederken dinin kendisinden bahsettiimizi de fark etmemiz gerekir. Özetle dini anlama ve anlatma tarzmz hakikaten gözden geçirmemiz gerekiyor.
Yazar: Ömer Türker |
30-06-25 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||