Ey Peygamber! Sana da, mü'minlerden senin izince gidenlere de Allah yeter.
Enfal: 64
Ticarette yalan yere yemin, tüccarın zannınca malın kârını artırır. Halbuki hakikatte bereketi giderir.
Buhari, Büyu', 26
İnsanlar konusunda daha az, fikirler konusunda daha çok meraklı olun.
Marie Curie
Rota Haber Son Dakika!




Kategori : TASAVVUF / TASAVVUF VE TARÎKATLAR
Okunma sayısı: 153
 
 
NAKŞÎLİĞİN BİRLEŞTİRİCİ ROLÜ
 
 




Nakşîlik mi, atatürkçü dernekler mi?



Türkiye’nin bütünlüğü konusu hep gündemde. Bunun sebebi Türkiye’nin gerçek bütünleştirici değerlerden, sentetik bütünleştirici ideolojiye geçmesi. Türkiye’nin tabiî bütünlük unsurları başta din olmak üzere, müşterekliği sağlayan değerler manzumesi, dil ve kültür unsurları Cumhuriyet’ten sonra on yıl içinde çeşitli şekillerde tasfiyeye tâbi tutuldu. İş o kadar ileriye vardırıldı ki, din bile “türkleştirilme”ye veya “türkçeleştirilme”ye çalışıldı.

İslâmı' Türkiye’yle veya türkçeyle tahdit etmek, dinin özünü yok etmek kadar tehlikelidir. Elbette her toplumun dini yaşaması, kültür olarak idraki farklıdır. Bu, dinin esaslarını değiştirmez. Ama müşterekliği sağlayan unsurlar üzerinde oynamak, mesela ibadet dili bunlardan biridir, bütün İslâm idrâkini zedeler. “Zaten biz de onu istiyorduk” derseniz, karşı hamlelere hazır olmalısınız. İbâdeti kavim diliyle icra ettiğiniz anda, başka kavimlerin de ibâdetini kendi diliyle yapması yönünde talepleri beklemelisiniz!

Türkçe ibâdetten, türkçe ezandan bu raddeye gelinmeden dönülmesi gerçekten büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin bütünlüğünün konuşulduğu bugünlerde şu keskin soruyu sormak zorundayız: Türkiye’nin bütünlüğüne nakşîlik mi, atatürkçü dernekler mi daha fazla hizmet etti?

Bunun cevabı uzun boylu araştırılmadan verilecek kadar açıktır: Türkiye’nin bütünlüğünün sağlanmasında ve sürdürülmesinde nakşîliğin teslim edilmemiş hakkı vardır!

Okuyup öğrenelim!

Muhammed Bahâeddin Nakşibend (1318-1389), 14. yüzyılın en önemli sîmâlarından biri. Elbette onun mânevî önemini veya büyüklüğünü kastetmiyoruz. Türkistan’da Buhara yakınında bir köyde doğduktan sonra dünyanın önemli bir bölümüne dal budak salan bir akıma vücut veren, tesiri aradan geçen bunca yüz yıla rağmen süren bir büyük. Sultanların kılıçla, güçle, zorla yaptıklarını; hatta daha fazlasını düşünceyle, sözle, gönüllere nüfuz ederek, mâneviyatla yapan bir sultan...

Onun zamanında ve ondan sonra dünyaya hükmeden kılıçlı sultanların hepsinin tesiri sınırlı kaldı. O Orta Asya’nın son büyük kasırgası Timur zamanında hayattaydı. Çin’den Anadolu’nun batısına, İzmir’e kadar geniş bir sahada hükmü geçen Timur’un devleti ancak yüz yıl yaşayabildi. Orta Asya bir daha o kıratta bir cihangir görmedi. Halbuki, Bahâeddin Nakşibend’in tesir sahası, yüzyıllar boyunca sürekli genişledi, siyasî ve fizikî sınırları aşarak, İslâm dünyasının Mağrib ve aşağı Sahra Afrikası dışındaki bütününe yayıldı.

Bahâeddin Nakşıbend, Gucdüvanlı Abdülkadir’den bir asır sonra doğdu ve onun rûhâniyetine intisâb etti. Hafî zikre yöneldi. Semâ ve halveti reddetti. Kerâmeti önemsemedi. Kıyafeti şart koşmadı. Tekkede oturmadı. (Bu yönleriyle melâmetiyeye benzetilebilir.) Kendisinden önce Türkistan’da etkili olan Yeseviye’nin zamanındaki mürşidleriyle de ilişki kurdu. Böylece, Fars ve Türk akımlarını birleştirdi. Zâhirde halk ile, bâtında Hak ile olmak gerektiğini savundu. (...) Sonradan tarikatın silsilesinin Hz. Ali ile birlikte Hz. Ebubekir’e de ulaştığı kabul edildi. Bu tasavvufî yolda şeriata bağlılık esastı, şeyhe bağlanmak da gerekliydi ve bazı ahvâlde siyasî faaliyete de cevaz verilmişti...

“Veliler serdarı” yani, ermişlerin kumandanı olarak nitelenen Bahâeddin Nakşibend’in vefatından sonra Yakup Çerhi ve bilhassa Ubeydullah Ahrar tarikatını yaydı. Babası Uluğ Bey’i öldürerek hükümdar olan Abdüllatif 6 ay hüküm sürebildi, beyleri babasının intikamını almak için onu öldürdüler! Ardından Şahruh’un torunu Abdullah. Bir kaç ay, sonra Miran Şah’ın soyundan Ebu Said hükümdar oldu. 17 sene. Bu dönemde nakşi şeyhi Hoca Ubeydullah Ahrar’ın kırk yıllık etkili dönemi başlar. Bir asır sonra yaşayan Molla Câmî bu yolun ulularındandır. Mahmud Urmevî’nin Safevî baskısı ile Diyarbekir’e yerleşmesi ile nakşîlik Anadolu’da kökleşmeye başlar. Yeğeni Açıkbaş Mahmud Efendi Bursa’ya yerleşir... İstanbul’da ilk nakşî tekkesini 1490’da Ubeydullah Ahrar’ın halifesi Abdullâh-ı İlahî kurar. Yerini Emir Buhârî’ye bırakır. Anadolu nakşîliğin ikinci merkezi hâline gelir. Nakşîler Türkiye’de 19. yüzyıla kadar siyasetle fazla içli dışlı olmazlar. Osmanlı sahasında Balkanlarda, bilhassa Bosna’da da etkili olurlar.


Hatırlatma: Bu yazıdan sonra aynı yazarın "Tarîkat Düşmanlığının Kökü" yazısını okumanızı tavsiye ederiz. (Doğruluş)








 
 
Yazar: D. Mehmet Doğan
13-08-09
 
  E mail: Mail Adresi Yok  
 
 
 
 
Yorumlar:0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
NAKŞÎLİĞİN BİRLEŞTİRİCİ ROLÜ / TASAVVUF VE TARÎKATLAR Kategorisi


YÜZYILIN SOYKIRIMI




VAR OLMAK- Nurettin Topçu




SRATEJİK DERİNLİK- Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu




İSLÂM'IN SİYASALLAŞMASI- Kemâl H. Karpat




BOŞLUK




SON YORUMLAR

Solak
Ha gayret
Dikkatinizin isabetli, azminizin sürekli olması dileğiyle elinize sağlık....
08-02-12



uğurlu
Gönül
Ey gönül, gönül gel koybolma. Yoğrul, yoğrul ve doğrul da gel....
07-02-12



uğurlu
Aciliyet arz etmektedir
Evet, eğitimde darbenin izleri müfredatta sistemde var ama en belirgin hali kesintisiz sekiz yı...
07-02-12



hümeyra
güzel
çok güzel olmuş arkadaşım......
07-02-12



N. Arısu
Ne anladığınıza bağlı
Yeniden Milli Mücadele Hareketi, bu harekete mensubiyet duysun duymasın, hüsnüniyet s...
06-02-12



İbrahim Hoca
Görüntü
Ulen içinde yaşadığınız, hatta sömürdüğünüz bu toplumu ve değerlerin...
06-02-12



i tuncer
kaybolan yıllar
Hem yazanlara hem de okuyarak bize hazır lokma haline getiren ahmet hocama teşekkürler. Anlatıl...
06-02-12



uğurlu
Kendini bulma hâli: Sûkut
'Öyle bir sûkutun var ki; Sûkutsuzların da, sûkutu var sûkutunda....
04-02-12



uğurlu
Eskimeyen hatıralar ve dostluklar
Bazen olur:Rüyalarda yaşamak,Hayallerde dlaşmak,Muhabbet ie hem-hâl olmak bir hoş dem olu...
04-02-12



uğurlu
Hayaımızın Düsturları
Varlık sebebimiz, efendimiz Rasûlullah (s.a.v) ifadeleri, halleri ve bizzat yaşadığı hâd...
04-02-12




G. Kodu:
2d66f
 
Kodu Gir

Online Kişi: 12
Bu Gün: 27 Bu Ay: 342 Toplam Ziyaretçi: 36422 Toplam Tıklanma: 519615
Copyright © 2009 AlanJaweb