
| Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM | Okunma Says: 4291 |
Tavzîhât 1
Mu'âviye (r.a)' sevmediini deklare eden yazlar üzerine kaleme aldm iki yazya cevabnda Prof. Dr. Hayreddin Karaman hoca birkaç hususu dermeyan etti. Hocaya göre,
1. Kendisine yönelik yazlarma hakim olan üslup, beni "kurtarc" gibi gören baz kimselerin kendisine ar tepki göstermesine sebep olmutur.
2. "Zâhir"in delaleti konusunda söylediklerim yanltr.
3. et-Teftâzânî'nin Mu'âviye (r.a) konusunda nötr olduunu söylemiim. Oysa o nötr deildir, tam aksine, onun tavr hocann tavrndan daha keskindir.
Bu hususlar hakknda, ayn srayla ve ksaca unlar söyleyeceim:
1. Kendimi hiçbir zaman "kurtarc" mevkiinde görmedim, böyle görülmeye asla ve kat'a rzam yoktur. Haddimi bilirim. Yazdklarm okunmaya deer bulan insanlardan hususi istirhamm, bende böyle bir hava, böyle bir eda görürlerse uyarmalar, böyle görenlere rastlarlarsa onlar da ikaz etmeleridir.
slamî ilimlerin sadk bir talebesi olabilirsem kendimi bahtiyar sayarm. Birilerinin beni "kurtarc" olarak görmesi veya hocann beni öyle gördükleri sonucunu çkarmasna sebebiyet veren davranlarda bulunmas benim iradem, rzam ve bilgim dahilinde olan bir husus deil. Birileri hocann baz düüncelerini yanl buluyor ve bu konudaki hissiyatlarn benim yazdklarm üzerinden dile getiriyorsa bunun benimle ve hele de üslubumla bu tarzda ilikilendirilmesini kabul edemem.
Hoca, bu ülkede Yahudi ve Hristiyanlarn belli artlar yerine getirerek ve fakat Kur'an'a ve Efendimiz (s.a.v)'e iman etmeden cennete gidebilecei görüünde olanlar bulunduunu belirtmekten ibaret olduunu söyledii ifadeleri sebebiyle birilerinin Yahudi ve Hristiyanlarn cennete gideceine inanmasna yol açmakla sorumlu tutulmaya ne der?..
Bir noktay göz ard etmeyelim: Bu ülkede benimle balamad açk olan -öyle ya da böyle- bir Ehl-i Sünnet hassasiyeti var. Sahabe'den herhangi birisi hakknda "Ben onu sevmiyorum" denmesine -ben bir eyler yazmasam da- tepki gösterilecektir; bunu normal karlamak gerekir. Aksi, "Ben diyeceklerimi diyeyim, kimse tepki göstermesin" demeye gelir ki, eyann tabiatna aykrdr.
Üslubuma gelince, yanl bulduum bir eyi, niçin yanl bulduumu da belirterek açk yüreklilikle ifade etmem dnda üslubumda bir problem olduunu düünmüyorum. Tahrik, ajitasyon, karalama, jurnal, hakaret... vb. içeren bir ifadem gösterilirse özür ve helallk dilemeye hazrm.
2. et-Teftâzânî'nin hoca tarafndan, "Sahabe arasnda geçen kavgalar ve tartmalar açkça gösteriyor ki, onlarn bir ksm haktan sapm, zulüm ve günah snrna ulamtr" eklinde çevirdii cümlesinde geçen "yedullu bi zâhirihî" ifadesi üzerine öyle demitim: "Oysa "zâhir"in delaleti her zaman "açk" olmaz. Hatta zahirin delaletinin uygun ekillerde tevil edilmesini gerekli klan durumlar vardr. Kelamn zahiri her zaman kasd- mütekellimi vermez.
Hoca benim o ifadelerimin Usul-i Fkh'a gönderme olduu zannyla, "Zahirin delaleti her zaman açk olur, ancak tevile ve neshe de açk bulunur. Açk olmayana hafî derler. Zahirin özellii manasnda biri kuvvetli, dieri zayf iki ihtimalin bulunmasdr. Kuvvetli olan mana açktr, bunu brakp da zayf olana gitmek için mucib sebepler bulunmaldr" diyerek Usul-i Fkh diliyle mukabele ediyor.
Bir sonraki yazda Usul-i Fkh'taki "zâhir" terimi üzerinde duracam. O sözlerimin bu terimle bir balants yoktu. Orada trnak içinde verdiim "açk" sözcüü, hocann "açkça gösteriyor" ifadesinde geçen "açk"a göndermeydi. unu demek istemitim: et-Teftâzânî'nin "yedullu bi zâhirihî" ifadesinin, hakknda kullanld hususlar "açkça gösterdiini" söylemek, ifadeyi bu ekilde çevirmek isabetli deil. Zira "zahir" kelimesi her kullanld yerde anlatt hususu "açkça" göstermez. Oysa biz Türkçe'de bir eyin bir eyi "açkça gösterdiini" söylediimizde onun, anlatt durumu herhangi bir yoruma, flulua, karkla meydan vermeden, net ve kesin biçimde anlattn, o eyin baka türlü anlalmasnn mümkün olmadn ifade ederiz.
Söz gelimi, "Küfredenler resullerine, "Andolsun ya sizi yurdumuzdan çkaracaz, ya da dinimize döneceksiniz..." (14/brâhîm, 13) ayetindeki "dinimize döneceksiniz" (le te'ûdunne fî milletinâ) ifadesinin zahiri, bahsi geçen resullerin daha önce kâfir kavmin dininde olduunu, bilahare o dini terk edip Hak Din'e girdiini anlatmaktadr. Oysa herhangi bir peygamber hakknda böyle bir ey tasavvur etmek mümkün deildir.
Bir dier örnek, "Onlar Rabblerine kavuacaklarn ve O'na döneceklerini zannederler" (2/el-Bakara, 46) ayetinde huu sahibi mü'minler hakknda geçen "yezunnûne" kelimesidir. Bu kelimenin zahiri, ayette anlatlan kimselerin, Rabblerine kavuacaklarn ve O'na döneceklerini "zannettiklerini" ifade etmektedir. Oysa zikredilen hususlar hakknda sadece "zan" sahibi olanlarn "huu sahibi mü'minler" olmas mümkün deildir...
Örnekleri çoaltabiliriz. mdi, bu ayetlerin zahir ifadesinden hareketle, peygamberlerin daha önce kavimlerinin küfür dininde olduunu ve huu sahiplerinin Rabblerine kavuacaklarn sadece zannettiini "açkça gösterdiini" söyleyebilir miyiz? "Kelamn zahiri her zaman kasd- mütekellimi vermez" derken kasdettiim bu gibi durumlardr.
Yazar: Dr. Ebubekir Sifil |
19-02-11 |
||
| E mail: milligazete.com | Tweet | ||