
| Kategori : / MEKTEP (Talebe Yazıları) | Okunma sayısı : 970 |
Âşıklar el ele, kol kola, sarmaş dolaş, birbirlerine gülümseyerek geziyorlar ortalıkta...
Onları her yerde görüyoruz artık: sokaklarda, parklarda, banklarda, sitelerde, marketlerde, arabalarda…
Bu gördüklerimiz gerçekten “aşk” mı, bunlar hakikî “âşık” mı?
Hayır, bunların çoğu ne yazık ki geçici aşklar… Gerçek aşk bu değildir, hattâ bu “aşk” bile değil gelip geçici bir hevestir.
Onlar da biliyor bir gün biteceğini, ikisi de biliyor, aşk zannettikleri şeyin bir gün sona ereceğini, ikisi de biliyor ayrılacaklarını...
Peki, aşk bir günlük değil de neden bir ömürlük olmasın ki?..
Bir günlük, bir haftalık, bir aylık, bir yıllık aşk mı olurmuş?..
Geçin bu naylondan vıcık vıcık sahneyi…
Gerçek Aşk Nedir, Biliyor musunuz?
Gerçek aşk her şeyi göze almaktır, uğruna bıçağı kalbine gözünü kırpmadan bir anda saplamaktır. Sonra onu orada bir sağa bir sola çevirmektir.
Aşk acıdır çünkü...
Gerçek aşk çevresindeki her şeyin o aşka olan şâhitliğini anlayabilmektir. Gerçek aşk ona olan aşkını anlatırken kelimelerin boğazında düğümlendiğini ve ölümün yanı başında olduğunu hissedebilmendir. Gerçek aşk onu düşündüğünde, onu gördüğünde, onunla konuştuğunda kıl gibi ince damarlarındaki kanın bile coşması, kalbinin her zamankinden daha hızlı atmasıdır. Gerçek aşk, sanki ruhunun vücûdundan ayrılacakmış gibi, sanki ruhun bu acıya dayanamayıp da meçhul bir yere gidecekmiş gibi, evet sanki her an ölecekmiş gibi hissetmesidir insanın.
Gerçek aşk, insanın kalbine laf söyleyememesidir, kalbinin çatlaması, paramparça, delik deşik olmasıdır; kalbinin gün geçtikçe yok olduğuna inanmasıdır insanın.
Gerçek aşk; onun güzelliğini fark edebilmek, onun tebessümünü fark edebilmek, seni ona bağlayan bir manevî gücün olduğuna inanmaktır. Onu gördüğünde "Beni benden alan sensin." diyebilmektir.
Gerçek aşk, bir rüzgârın esmesiyle, bir fırtınanın kopmasıyla, bir toprağın kaymasıyla, arzın sallanmasıyla, bir yıldırımın düşmesiyle anlatılamaz asla. Çünkü bu mâlum aşk, her şeye rağmen karşında onu görünce hiçbir şeyin farkında olmamaktır. Gerçek aşk, bunların hepsinin arasındayken karşında onun olduğunu hayal edip ağır adımlarla yavaş yavaş ona yürümektir. Bırakın rüzgârlar essin, bırakın depremler olsun, bırakın fırtınalar kopsun, bırakın topraklar kaysın, bırakın yıldırımlar düşsün... Ne ehemmiyeti var ki karşında o olduktan sonra?..
Gerçek aşk; sevdiğinin güzelliğini tabiatın da fark ettiğini hissetmendir. Hani rüzgârların onun saçlarını uçuşturması gibi, bulutların onun hüzünlü hâlini aksettirmesi gibi, yıldırımların onun kırgınlığını anlatması gibi, yağmurların onun ağlayışını taklit etmesi gibi...
Gerçek aşkta Allah'a samimi bir şekilde yalvarmak vardır: "Ya sevdiğimi bana ver ya da bu rûhu benden al!.."
İnsan aşkını anlatırken öyle umduğu kadar olmayacak, sanki söyleyemediği, içinde kalan bir şeyler daha olacak ve onları söyleyemeyecek hiçbir zaman. Çünkü kelimeler yetmeyecek…
Gerçek aşk, beyaz gül bahçesindeki tek kırmızı gülün sevdiğin olduğuna inanmaktır. O gülün kokusunu senden başka hiç kimsenin bilmediğine inanmaktır.
Gerçek aşk, ne Leyla'yla Mecnun gibi ne de Ferhad'la Şirin gibidir...
Gerçek aşk "Gel de seninle yeni bir destan yazalım." demesini bilmektir!..
| Mina | |||
aşk |
Tarih : 19-01-12 | ||
Merhaba, yazıyı tek nefeste okudum. Ellerinize sağlık. Yalnız şu var ki yorum yapanlar sanırım beşeri aşkı biraz küçümsemişler. Beşeri aşkı ilahi aşka dönüşsün vs gibi yaklaşımlar veya bunları kıyası bile en büyük yanlıştır. Burda beşeri aşktan ve onun ne derece güçlü hissedilebileceğinden bahsediliyor. "mutlaka aşık olun çok güzel bişeydir" de denmiyor. Rabbin hikmetinden sual olunmaz. Bu duyguyu insanlara vermesininde bir sebebi vardır elbet. Teşekkürler |
|||
| f.c. | |||
aşk |
Tarih : 22-11-11 | ||
Güzel, akıcı, etkili ve etkileyici bir anlatım... |
|||
| Cihat ERDEM | |||
Koklaşarak Anlaşmak |
Tarih : 19-11-11 | ||
İnsanlar konuşarak mı anlaşıyor? Hiç sanmıyorum. Bence koklaşarak daha iyi anlaşıyorlar. İnanmazsanız parklara, bahçelere, ağaç altlarına hatta büyük şehirlerde belediye otobüslerine bakınız. Galiba koklaşarak anlaşan hayvan değil artık. İnsanlar da koklaşarak, hırlaşarak anlaşıyor. Hem etrafımıza bir bakalım konuşarak anlaşabilen kaç kişi var? Mesela bir televizyon programında konuşa konuşa anlaşan kişilere hiç şahit oldunuz mu? Pek yok herhalde. Tunahan kardeşimizi bu güzel yazısından dolayı tebrik ediyor, devamını bekliyorum. |
|||
| sabah | |||
süper |
Tarih : 19-11-11 | ||
süper bi anlatımm :) senden daha iyileri bekliyorumm...:) |
|||
| alaettin yapar | |||
? |
Tarih : 30-04-11 | ||
Uzak olduğum, hissetmediğim, bilmediğim konular. Bana yabancı bu konuya kuru bilginin sağladığı kadar yakın olduğumu biliyorum. Bir hocam"âşık olmayan ot,saman gibidir" derken kastettiği "âşk-ı mukaddesten" gayrısının manasısız olduğu bir kişiyim ve lâkin o aşka kavuşmak için gerekenleri de yapan biri değilim. Sanki sırâtın üstünde ayağı kancalara takılmış ve baş aşağı cehenneme doğru sallanan ve sallanırken de cehennemin hararetiyle yanan kişi gibi sallantıdayım gibi. Ne oluyorum, ne ölüyorum. Bana duâ edin kardeşim. Rabbimin sonsuz Kerem ve Rahmetini de bilir ve ye'se düşmem. Bir âna yüzyılları ve daha çoğunu, Kâdir-i Mutlak Rabbim sığdırıverir. Ves'selâm |
|||
| Ahmet ÇELEN | |||
DUDAKTAN KALBE |
Tarih : 26-04-11 | ||
Tunahan, dudakta kalan sahte sevgilerden değil, yürekte kök salan hakîkî sevgilerden bahis açmış. Tunahan gibi gençler hâlâ dünyada hayat belirtileri olduğunu gösteriyor. Ama ne kadar azlar, hatta yalnızlar... Faruk Nafiz ne güzel söylemiş: Ne şâir yaş döker ne âşık ağlar,/ Tarihe karıştı eski sevdalar./ Beyhûde seslenir, beyhûde çağlar,/ Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi... |
|||
| meçhul | |||
aşk dediğin bu mu |
Tarih : 20-04-11 | ||
tasvirleriniz harika allah aşkı için olması duasıyla.. |
|||