ÂYET-İ KERÎME
Yoluna gücü yetenlerin o evi hacc etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden müstağnidir.
Al-i İmran, 97.
HADÎS-İ ŞERİF
Umre, gelecek umreye kadar ikisinin arasındaki günahların keffaretidir. Mebrur haccın ise cennetten başka bir mükafatı yoktur.
Buhari, Hacc, 1773.
SÖZÜN ÖZÜ
Okumak, cehâletinize ciddî şekilde zarar verir.
İlke Y.
Son Dakika!
Türkiye'yi 'uçuracak' müthiş proje geliyor    Açılış konuşmasını Erdoğan yapacak    İngiltere IŞİD'i ilk kez vurdu    Ebola virüsü ABD'ye sıçradı    Cezayir'de feci kaza: 17 ölü, 45 yaralı    Balıkesir'de trafik kazası: 3 yaralı    Akdeniz'de 4,2 büyüklüğünde deprem    Tezkere gergef gibi işlendi    Koalisyona Türkiye TSK'ya sınırötesi izni    Gerekirse biz kurarız    Periler zorlanmadı    Sultanlar ABD'ye karşı    Türkiye Kupası'nda 3. tur kuraları çekildi    Devler Ligi'nde gol duellosunun galibi PSG    Plansız G.Saray'ın Londra'da işi zor   
Kategori : / ŞU GİDENLER (Tasavvuf Büyüklerinden Levhalar)
Okunma Sayısı: 6575
SALÂHUDDÎN İBN-İ MEVLÂNÂ SİRÂCÜDDÎN (K. S.)

Altun Silsile'nin 32. Halkası Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) Buharalıdır. Nemengan’ın Tus şehrinde dünyâya gelmiş bir Özbek Türk'üdür. Şeyh Mazhar İşan Cân-ı Cânân (k.s.) Hazretleri'nin en büyük halifesi idiler. Altun Silsile'nin büyük rütbesi ve 32’nci halkasıdır.

Devamlı istiğrak hâlinde, zamânın kutbu ve tayy-i mekân sâhibi idiler. Sabah namazlarının ekserîsini bu sûretle, yâni tayy-i mekân ile Kâ'be-i Muazzama’da kılarlardı.

Mekke Şerîfi Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı Devleti'ne ihânet ettiği 1. Dünya Harbi yıllarında Şeyh Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) son haclarını da îfâ etmek üzere Mekke-i Mükerreme'de bulunuyorlar idi. Şeriflik iddiasındaki bu hâin, kendilerinin pek çok kerâmetlerini duymuş ve onu îtibâr edilir bir zât olarak tanımıştır.

Bu münâsebetle kendisinden korkarak hapsettirdi. Kapılara kalın zincir vurdurdu. Şeyh Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) kalın zincirleri kırmak sûretiyle hapishâne kapılarını açıp oradan kurtulma kerâmetini gösterdiler. Ertesi gün Altunoluk üzerine çıkıp Evrâd-ı Fethiye’yi okumaya başladılar. Şerif Hüseyin kendilerini tekrar yakalattı, bu defa çok daha sıkı tedbirler aldırdı ve tekrar hapishaneye koydurttu.

Salâhüddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) zincirleri tekrar parçalayıp hapishaneden çıktı.

Bunu duyan Şerif Hüseyin, onun memlekete kaçmaması için çok sıkı tedbirler aldırdı. Bütün yollar tutuldu. Bütün bunlara rağmen Salâhüddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) Cidde’ den hareket eden bir gemiye aile efrâdı ile birlikte binerek memleketine dönmek üzere yola çıktı. Bu haber duyulunca gemi tepeden tırnağa arandı; fakat buna rağmen gemide bulunamadı.

Hz. Pîr (k.s.) bu gemi ile memleketlerine sağ sâlim döndüler. İngilizler tarafından geminin yanaşacağı limana, bulunup yakalanması için telgrafla emirler verildi ise de yine bulunamadı. Şerif Hüseyin kendilerini buldurmak için bütün Hicaz'ı alt üst etti.
Salâhüddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn bunu bildikleri için ona şu mânâlı telgrafı çektiler:

- Sağ sâlim memleketime döndüm, boşuna zahmet çekmeyiniz...
***

Kerâmetleri sayılamayacak kadar çoktur.
Sultan II. Abdulhamîd Han zamânında İstanbul’u teşrîf ettiler ve Sultan tarafından bizzat kabul edilerek sarayın misâfiri oldular. Sultan II. Abdülhamid Han Hz. İle birlikte o zaman henüz medresede talebe olan Ebu-l Fârûk Süleymân Hilmî Silistrevî Hz. lerine Nakşibendî yolunu tâlim buyurdular ve bir müddet İstanbul'da kaldılar.

Ezelî takdir îcâbı kendisinden sonra Altun Silsile'nin 33. halkasını teşkil edecek olan Ebu-l Fârûk Süleymân Hilmî Silistrevî Hz. lerinin terakkî ve tâlimini têmin ettiler.

20. asrın başlarında bu ziyâretler esnâsında Osmanlı Devleti'nin başına gelen ve ileride gelmesi mukadder büyük felâketler sebebiyle pek çok duâ ve ilticâlarda bulundular. Defalarca erba'în çıkardılar, Cenâb-ı Hakk'a yalvardılar; fakat bütün bunlara rağmen Ümmet-i Muhammed’in, üzerine gelmekte olan belâları hak ettiğinden kader-i İlâhî’nin tahakkuk edeceğini ve bunun önüne geçilmesinin mümkün olmayacağını Sultan'a îzah buyurdular. Bu sebepledir ki Sultan Abdülhamîd Han Hz. leri bir ihtilâl ile tahttan indirildiğinde ihtilâlcilere karşı koymamış “Zâlike takdîru'l- Azizi'l- Alîm” âyetini okumakla iktifâ etmişlerdir.
***
Salâhüddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn
(k.s.) saraya misâfir olduğu günler İstanbul'un en mühim ziyâretgâhlarından olan Eyyüb Sultan (Ebû Eyyûb el- Ensârî) Hazretleri'nin kabrini ziyaret ettiler. Emrine saray tarafından tahsis edilen araba ile Eyyüb Sultan’a giderken Haliç kenarında Yâ Vedûd Baba'nın türbesini ve o türbeye inen füyûzât-ı İlâhiyye'yi görünce hayretlerini ifade ettiler:
- Bu zât kimdir? diye sordular.
Kendilerine,

- Evliyâdan  Yâ Vedûd Baba'dır, cevabı verildi.

Ziyâretten dönüşlerinde tekrar aynı yerden geçerken aynı suali tekrar ettiler. Bunun üzerine maiyetindekiler ‘Efendi Hazretleri gaalibâ ihtiyarlığından, az önce sorduğunu ve bizim söylediğimizi unuttu.’ diye içlerinden geçirdiler.

Salâhüddîn Hz. ise onların iç hâllerine vâkıf oldular. Bunun üzerine bindikleri arabanın tekerleğinden bir miktar toprak alarak:

- Şu sizin dünyânızdan gözlerime biraz toprak serpeyim de bâri gördüklerimi bir daha unutmayayım, buyurdular.

Salâhüddîn Hz. devamlı istiğrak hâlinde “Müstağrakıyne fî zâtillâh" makaamında oldukları için bu sözleri ile insanlarca mühim görülen pek çok şeye ehemmiyet vermediğini îzah buyurmuş oluyorlardı.

Halîfelerinden Mirza Abdurrahim Efendi'yi (Tesbihçi Baba) İstanbul'da Ebu-l Fârûk Süleymân Hilmî Silistrevî Hz.lerinin yanına bırakarak Buhara'ya dönen Salâhüddîn Hazretleri, ömrünün son yıllarını Buhara'da geçirmiş ve orada vefât etmiştir.

Kabr-i şerifleri Buhara'da yüksek bir tepe üzerindedir.

(Kaddesellahü Sirrahü'l-azîz)

Süleyman Efendi Hazretlerini yetiştirmesi

Süleymân Efendi (k.s.) Hazretlerinin babası ve dedelerinin hemen hepsi meşâyıhtandır. Kendileri, daha sonra intisâb edeceği üstâzı Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.) Hazretleri ile tanışmadan önce, babasının tarif ettiği bazı tasavvufi derslerle meşgul olurken bir gece şöyle bir rüya görürler:

Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâuddîn, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî hazerâtı ve Nakşibendî yolunun Müceddidiye kolu büyüklerinden (k. esrârahüm) bir grup zevât-ı kiram halka tertip etmişler. Fakat aralarında bir kişilik boş yer bırakmışlar.  Süleymân Efendi (k.s.) Hazretleri bu boş yeri görünce, kendisi için oturmaya müsaade ederler mi diye düşünmüş... Tam bu esnada, Şâh-ı Nakşibend Hazretleri buyurmuşlar ki:

“Oğlum, bu boşluk sana bırakıldı. Fakat seni Müceddidîn kolundan bir zât terbiye edecek, ondan sonra sen buraya oturacaksın.”

Bunun üzerine Süleymân Efendi (k.s.) Hazretleri,
“Efendim ben o zâtı nerede ve nasıl bulabilirim?” diye sorunca
“O seni bulur...” cevâbını almıştır.

Aradan uzun yıllar geçmiş, Süleymân Efendi (k.s.) Hazretlerinin talebeliği sona ermiştir. O devirlerde bazı İstanbul zenginleri ramazan-ı şerifte, hocalara ve talebelere ayrı ayrı iftar yemeği verirler, hatta ramazan ayı boyunca kazanlar kaynarmış.

Bir gün hocalara ziyafet veren bir zenginin evinde Süleymân Efendi (k.s.) Hazretleri de bulunmuş. Yemekler yenilmiş, akabinde tanımadığı bir hoca Süleyman Efendi’ye,
“Oğlum Süleyman, Evrâd-ı Şerifi oku da duâmızı yapalım...” demiş.

Süleymân Efendi (k.s.) Hazretleri, hiç tanımadığı, fakat kendisini tanıyan bu zâtın isteğini yerine getirerek, Evrâd-ı Bahâiye’yi okumuş. O zât da akabinde duasını yapmış. Ellerini yıkamak için sofradan kalkınca, o zât, Süleymân Efendi (k.s.) Hazretlerinin ellerinden tutarak bir kenara çekmiş ve demiş ki:

- Oğlum, sen filan zaman bir rûyâ gördün. Sana, Müceddidiye kolundan bir mürşid terbiye verecek demişlerdi. Sonra sen, halkadaki boş yere oturacaktın, hatırladın mı?

Süleyman Efendi,
- Evet efendim, demiş.

Bunun üzerine o zât,
- Ben
Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddîn... Cenâb-ı Hakk’ın ve rûh-i Resûlüllâh’ın emri ile Türkistan’dan seni yetiştirmeye geldim, demişler.

Süleymân Efendi (k.s.) Hazretleri işte o andan itibaren teslîm-i küllî ile onun hizmetine girmiş ve bir zaman beraber kalmışlar.
Bilâhare
Mevlânâ Sirâcüddîn Hazretleri yine Türkistan tarafına dönmüşler.
Bu arada mektuplaştıkları olmuş.
Bir müddet sonra tekrar İstanbul’a dönen
Mevlânâ Sirâcüddîn Hazretleri, Süleymân Efendi Hazretleri ile berâber Bursa’ya giderler. Orada “Erbaîn” çıkarırlar. Süleymân Efendi Hazretleri, erbaîn çıkardıktan sonra, hiç okumayı bilmeyen bir çocuğa, bir saat kadar kısa bir zaman içinde Kur’ân okumasını öğretivermiş...

Süleymân Efendi Hazretlerine verilen bu salâhiyeti müşâhede eden üstâzı Mevlânâ Sirâcüddîn (k.s.), heyecanla Uludağ’a hitâben,
“Ey Keşiş Dağı! Cenâb-ı Hak, evlâdımıza öyle bir salâhiyet verdi ki; isterse sana da kımıldata kımıldata Kur’ân okutur!..” demiş.

Yukarıda Kemal Kacar Bey’in (r.aleyh) yazısında da çok vecîz bir şekilde ifade edildiği üzere, Süleymân Efendi (k.s.) Hazretlerine seyr u sülûk merhalelerini ikmâl ettirmişlerdir.
Sonra da,
“Oğlum, bizimki buraya kadar; artık bundan sonra sen, ma‘nen İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri ile ilerlemeye devam edeceksin. Buradan ileriye ben de sana ittibâ edeceğim...” buyurarak,
Süleymân Efendi Hazretlerini İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin rûhâni nisbetine teslim etmişlerdir.
Kaddesallahü esrârahüm ecma'ıyn...


Yazar:
18-05-11
E mail: Mail Adresi Yok  
 
Yorumlar: 11
YUSUF BABAR
MÜRŞİD
Tarih : 06-07-13

ALLAH BİZİ BU YOLDAN ZERRE KADAR AYIRMASIN

 
safa
allah razı olsun
Tarih : 05-02-13

vermiş olduğunuz bilgiler için çok teşekkür ederiz allah razı olsun

 
selman
allah (c.c.) razı olsun
Tarih : 02-01-13

cok güzel bir yazı olmuş . tesekkürler.

 
mustafa
çok muhteşem
Tarih : 30-04-12

Ne zamandır merak ediyordum.bu değerli bilgileri sunduğunuz için size teşekkürler !

 
KAĞAN
TEŞEKKÜRLER
Tarih : 09-09-11

Her yerde bulunamayacak bu değerli bilgileri bizlere sunduğunuz için teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.

 
Noman İNCİ
ALLAH RAZI OLSUN
Tarih : 26-05-11

Bu gerçekten büyük hizmet. Allah razı olsun. Bu yazıların devamını bekliyoruz inşallah.

 
Musa Gülerdem
DOĞRULUŞ FARKI
Tarih : 20-05-11

İşte Doğruluş Farkı! Bu devirde bu tür güçlü manevi dayanaklara ne kadar ihtiyacımız var. Doğruluş site ekibini candan tebrik eder, tüm milletimizin uyanıklılığına vesile olması temennisiyle...

 
ibrahim TUNCER
DUA
Tarih : 20-05-11

ALLAH HEPİNİZDEN RAZI OLSUN. GAYRETLERİNİZİ ARTTIRSIN, AŞKINIZI ALEVLENDİRSİN. BİR CUMA SABAHI GÖZÜMÜZÜ VE GÖNLÜMÜZÜ NURLANDIRDINIZ.

 
TAC 01
İŞTE ASLIMIZ!..
Tarih : 19-05-11

DUYGU SELİ İÇİNDEYİZ. ARKADAŞLARIMLA BERABER SİZLERE DUALAR ETTİK. İŞTE DOĞRULUŞ FARKI BU DEDİK. RABBİM TÜM EMEĞİ GEÇENLERDEN RAZI OLSUN.

 
EDİTÖR
OSMAN ALİHAN BEY'E TEŞEKKÜR
Tarih : 19-05-11

Osman Alihan Bey'e verdiği bilgiler için teşekkür ederiz, selamlarımızı göndeririz.

 
OSMAN ALİHAN
BÜYÜK HİZMET
Tarih : 19-05-11

SELÂHUDDİN İBN-İ MEVLÂNÂ SİRÂCÜDDİN (K. S.) HZ.lerini insanlığa ve islam âlemine tanıtma hizmetiniz cidden büyük hizmet olmuş. Teşekkür ve tebrikler. Hayatı ve hizmetleriyle alakalı daha detaylı mâlumat verilmesi dua ve himmete vesile olur diye düşünüyorum. Bir de mezarı ile alakalı bilginin tashih edilmesi gerektiğine inanıyorum. Zira bu büyük mürşid-i kâmilin yıllardır mezarının Buhara'da olduğu zannediliyor ve tasavvuf kitaplarında da öyle kayıd geçiyor. Halbuki kominizm rejiminin zulmetinden kendini korumak zorunda kalan bu büyük mürşid Buhara'dan gizlice göç etmiş, Kırgızistan Oş şehrine yerleşmiş. Oradan tüm dünyaya gizlice hizmetlerini ifa etmiştir. 5 sene önce Türkiye'den gelen bir ilmî heyet yaptığı tetkikat neticesinde mezarına ve torunlarına ulaşmıştır. Lüzum görülür ve şartlar elverirse kayıdlarımızda mezar resmi de yayınlanabilir.

 
SALÂHUDDÎN İBN-İ MEVLÂNÂ SİRÂCÜDDÎN (K. S.) / ŞU GİDENLER (Tasavvuf Büyüklerinden Levhalar) Kategorisi
Online Kişi: 6
Bu Gün: 51 || Bu Ay: 51 || Toplam Ziyaretçi: 309629 || Toplam Tıklanma: 8050738