
| Kategori : EDEBÝYAT / YAZI VE YAZMAK ÜZERÝNE | Okunma Says: 5859 |
Düünce eitimi yazma eitiminden ayrlmaz. Yazma eitimi almam ve yazar olmasa bile yazmaya ainalk kazanmam bir insan; okumay da sevmez. Ciddi okuyucunun mutlaka bir yazarlk ainal vard.
Nurullah Ataç’n bir resmini gördüm. Yere bada kurmu. Önündeki yastn üstünde bir daktilo var. ki büklüm vaziyette tulara basmaya çalyor. Dudanda da piposu… nsan iki saat öyle durursa, ayaa kalkarken belini zor dorultur. Bir yanda bel ars, aznda duman acs; yazs bittiinde böyle olaca besbelli…
“Acaba bu yazarlk shhate aykr bir ey mi?” diye insann düünesi geliyor! O resme baknca, Nurullah Ataç’a acdm dorusu!
Bir masada mümkün olduu kadar dik bir oturula yazsa, daha iyi. Ama öylesi çok rutin bir pozisyon ve can skc bir havas var. Alm yast yere koymu, eklen daha rahat, aslen deilse de. nsan zihni konsantrasyon srasnda bedenî bir mecburiyet ve tedirginlik hissetmek istemez. Onu o pozisyona sevk eden ihtiyaç da bu. Ünlü bir yazar yeni yaz çktnda “Çok ters geliyor. Eskiden dizimin üstünde sadan sola yazyordum, bununla olmuyor!” demi. Hele görev icab “çok ve bo” eyler yazmak mecburiyeti söz konusu ise, masada saatlerce dikili durmak tam bir ikence. Bir fiziki mücadele. Tarlay çapalasan daha az yorulursun!
Tasavvur ettiim ideal fantezim u: ben kalemle size serbest müsvedde hâlinde gönlümce yazaym; sonra onu bir cihaza okuyaym, yazya çevirsin. Ne mükemmel olurdu. Olacak falan diyorlar ama, olaca yok.
Telif ederken, yani düünceyi kalemle ve gönlümce yazarken, yüzlerce sayfa yazsam hiç ar gelmez. Ama ortaya çkm bir metni yeniden yazmak, daha düzgün bir görünüm kazandrmak için yazmak, tam bir maddi bedenî ve de üretim orijinallii olmayan bir faaliyet, çok da yorucu.
I
lkokuldayken süslü püslü defter tutmak mecburiyeti vard. Kzlar sayfa kenarlarna çiçek resmi falan yaparlard. Ben o defteri hiç yapmadm desem yeridir. Huyumu bildii için öretmenlerimiz gülerdi… Önemli olan manadr, neydi bu manasz biçim güzellii yar! Böyle düünüyordum. Dört cümleyi bir araya getirip yazamayanlar, oturup süslü püslü defter kâtiplii yaparak neyi kazanm olacaklard. Güzel okuyup güzel yazmak, bence apayr bir eydi ve bu “süslü defter” tutmak iinin hiçbir anlam, faydas yoktu. Hep direnmitim.
Bence yazarak çalmak ve düünerek yazmak, bilgiyi de zihnî geliimi de kazanmann kaçnlmaz yoluydu. Ders dinlerken, sar defterlerden birini kullanarak not tutardm. Dinlemekle olmaz; tasarrufuna almak onu yazmakla olur. Ama yazdm notlar da benden baka kimse okuyamazd. Fakat asl defter ite bu not defteriydi, o süs defteri deil.
lk defa gazetelere yaz göndermeye karar verdiimde, önce müsveddeleri hazrlyor, sonra kitabi bir yazyla temize çekiyordum. Yüzü gözü de düzgün görünmeliydi ki, daktilo edilmi olmamasnn mahzurunu gidereyim! lk tanmalarda yazdn cevher olsa, kargack burgack yazlar kimse dikkate almazd. Ara sra bir yanl yaparsam, jiletle kazyordum, çirkin görünmesin diye. Rahmetli babacm, hayretle bakyor “yürümeye üenen, komaya doyamyor!” diyordu. Kastettii, okuldaki süslü defter tembelliimdi ve çok haklyd. Bir gün bir genel yayn müdürü, “Allah akna o kadar düzgün ve itinal yazma yahu. Kahroluyorum. Biz o yazlar, dizdirdikten sonra çöpe atyoruz. Okunabilsin yeter” demiti. imdi artk öyle yapyorum! Hele Aksiyon’daki yazlarmla ilgili öyle keyifli bir durum var ki büyük haz duyuyorum. Yazm çok serbest yazlm hâliyle yolluyorum arkadalar dijital ortama aktararak tashih için bana mail ile gönderiyorlar. Ben de bilgisayardan bir güzel rötulayp iade ediyorum… Böyle bir düzen ile roman hacmi bile mesele olmaktan çkar. Bu kolayl salayan kardelerime çok minnettarm… Ben çalakalem yazaym, dijitale aktarp bana iade etsinler; son eklini bilgisayarda yine ben vereyim. Bundan güzeli olur mu? Böyle bir imkân söz konusu olsayd, Nurullah Ataç bayram yapar daktilo ile yerde bouma ikencesinden kurtulurdu. Nereden, nereye?
… Pijamalaryla bada kurup iki büklüm yaz yazmaya çalan Nurullah Ataç’n hâli nedense beni duygulandrd. Aznda takl duran piposu da öyle… Bedeni anormal artlara sokunca, ona (yani bedenî varla) bir de anormal meguliyet bulma ihtiyacnn ifadesi bu! Zrldayan çocua emzik vererek susturmak gibi bir ey! “Oran arr, uran arr. Ben seni imdi rahat ettiremem, bu iki büklüm durular sürdürmek zorundaym. Al unu da sus” demeye benziyor.
Ataç’ hiç sevmem ama, o fotoraf bende dramatik bir sempati uyandrd.
nsan yazarken, düünürken, ibadetle megul olurken, bedenî skntlarn veya zaaflarn tacizini hissetmek istemez. Çünkü o tacizler zihnin ve ruhun konsantrasyonuna engel olur. Beden salnn bu konuda ayr bir önemi ve deeri vardr. Son zamanlarnda babama öyle demitim: “Babacm oturarak namaz kl. Görüyorum; vücudun sallanyor, kalp atlarn damarlarndan fark ediyorum. Nefesin muntazam deil... Oturarak klarsan, namazn da daha verimli olur.” Önce dinlemek istememi, ama sonradan memnuniyetini ifade etmi ve “iyi ki söyledin” demitir.
Aslnda zihnî-ruhî konsantrasyonun, bedenî salk dengesini çeitli biçimlerde etkilemesi de söz konusudur. Ben baz yazlarmda yüreimin yorulduunu hissederim. mam- Rabbani’nin “çok yazmak melal verir, burada kesiyorum imdilik” mealindeki cümlesini okuyunca çok etkilenmitim. Çok yazmann melal vermesi, çok düündürücü geldi bana. Ne demek istiyordu? Acaba öyle mi düünmek gerekirdi… Yazarken içinden geçenler, yazya döktüklerinden elbette ki çok fazlasyd. Hasretleri bir baka türlü canlanyor, duygular bir baka türlü couyordu… Hem onlar dengelemek, hem “sahv”n artlarna uygunluktan uzaklamamak; ve buna benzer deruni hareketlenmeler, med-cezirler, hele onun için, çok özel etkilenmeler meydana getiriyordu… Melal, bu etkilenmelerin renklerinden biriydi…
Yazmann ayr özel bir yoruculuu var. Konumak öyle deildir. Yazmak, düüncenin asli alanna dorudan girmek anlamna gelir. Herkes konuur ama, yazmay herkes göze almaz. Yazmann çekindirici bir taraf bu sebeple var. (Tabii ki havâiyat yazmak, yazmak deildir ve bahsimizin dndadr.)
Düünce eitimi yazma eitiminden ayrlmaz. Yazma eitimi almam ve yazar olmasa bile yazmaya ainalk kazanmam bir insan; okumay da sevmez. Ciddi okuyucunun mutlaka bir yazarlk ainal vardr.
Baz insanlar sürekli konuarak her konuda düünce beyan etmeyi çok sever. Ama eline kalemi verip “yazver unlar” desen çaklp kalrlar. Çünkü düünmenin gerçek varl, yazmaya çalrken ortaya çkar. Düünmeden konuulur ama düünmeden yazlmaz. “Hatta okumann verimli olmas için de, yazar gibi okumak lazm” dersem, belki yadrganacaktr. Açmaya çalaym: Okuduklarnzda ayr bir güzellik tayan cümleleri, onlara nazaran sönük kalm olanlar ve buna benzer yazma özelliklerini fark edebiliyorsanz, kendinizi yazar yerine koyabiliyorsanz, asl verimli okuma odur ite.
Geçen gün, büyük bir ödül alm bir yazarn güya stanbul’u anlatan kitabn okurken öyle bir cümleye rastladm: “Mutluluk anlarmda, kendi varlm deil, dünyann iyi güzel ho güneli olduunu hissederdim.” (25)
Ne demek istiyor? Kendi varln hissetmezmi de dierlerini mi hissedermi? Ne tuhaf bir cümle. Ve tuhaf cümleler kurmak o yazarn balca özellii. Peki bu yazar okuyanlar, bunlar görmeden fark etmeden nasl okuyor? Buna “okuma” denir mi?
II
Okumak bir filmde bir oyunda rol almak gibidir, bakp seyretmek deildir. Yar yazmaktr okumak; yazma eitimi vermezseniz düünme ve okuma eitimi de veremezsiniz.
Biraz yazar olmadan doru dürüst okuyucu olunamaz ve yazmak için de neretme imkânnn ve niyetinin varl art deil. Bizim lisedeyken üniversitedeyken yazdmz bir sürü ey vard defterlerimizde. Düünerek yazlr ama, ayn zamanda yazarak düünülür. Okuyarak ve yazarak… Bir “okuma ve yazma beraberlii” olmadan, düünce üretilemez; düünerek yaanlamaz. Lakin bizim eitimimizin böyle bir meselesi yok. Bizde okul, neyi nasl okuyacan ve yazacan bilmeyen “okur-yazar”lar yetitirir. Okuyarak, yazarak, düünerek yaamann eitimini vermez. Ve ite bu durum, istisnai ilgilerle yürüyen okuma yazma faaliyetlerini hüzünlü, firakl, kahrl bir hâle getirir. Yazmann gerçek mahiyetindeki o “melal” iaretini anlayacak hâlde deiliz biz; bizim, daha yolculuun banda karmza çkan bir sürü engelimiz çengelimiz “munzam” meselemiz var.
Dedikodu, hakaret, gevezelik, küfür-kavga yazlar yazmak yazarlk deil; sradan okumak da okuyuculuk deil elbette. Hiçbir edebî-fikrî-ilmî sorumluluk ilgisi ve duygusu tamayan yazmalarn da okumalarn da sahihlii yok. Bir boluun masum igalcileridir onlar ve onlarn deil asl o boluu brakanlarn, bilerek koruyanlarn, özellikle sürdürenlerin eletirilmesi, knanmas gerekir. Yollar öyle döüyorlar, klar öyle yerletiriyorlar, trafii öyle ayarlyor ki böyle bir düzen kendiliinden oluuyor. Tabii gelimeyi özgür brakmak onlarn en büyük korkusudur ve belli bir anormalletirme sapmas onlarn vazgeçilmezidir.
Mesela o Nurullah Ataç’n “veli, urad gadrin sadece azabn deil hicabn da duyar” gibi bir büyük sözü aktarml da vardr… Bölükba’nn “dün kavga ettiklerimi bile bugün özlüyorum” demesi gibi, Türkçe’ye verdii zararlara ramen “yazard Ataç” diyebiliyorum; sözünü ettiim resmine bakarken.
Yazar: Ahmet Selim |
23-11-11 |
||
| E mail: aksiyon.com.tr | Tweet | ||
| Ýbrahim Hoca | |||
Okur -yazar olmak, ama nasýl? |
Tarih : 24-11-11 | ||
"Bizde okul, neyi nasýl okuyacaðýný ve yazacaðýný bilmeyen "okur-yazar"lar yetiþtirir. Okuyarak, yazarak, düþünerek yaþamanýn eðitimini vermez"(A.Selim). Ben bir öðretmenim. Durum aynen böyle. Ne bir noksan, ne bir fazla. Okulda çocoðu olanlar: Çocuðunuzun eðitimini sadece okula havale etmeyin. Yazara en derin selam ve muhabbetlerimle... |
|||