HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MEKTEP (Talebe Yazıları)
Okunma Sayısı: 2748
Yazar: A.Tunahan Şimşek
GERÇEK ŞERİAT VE NAYLON REJİM

"Cehâlet, kolay ve rahat elde edildiği için insanların çoğu câhildir..." (La Bruyere)

Müslüman olup şeriata düşman olmak...

Bu nasıl mümkün olabilir acabâ?

Bir insanın Müslüman olup aynı zamanda şeriata karşı olması imkânsızdır. Ama bu tezadı taşıyan, her iki hâli aynı kalp ve zihinde yaşayan yığın yığın insan var...

Bu zavallılar herhâlde şeriatın İslâm kanunu ve hukuku olduğunu bilmiyorlar. İnsanın Müslüman olduğunu söyleyip de şeriata karşı olduğunu belirtmesi resmen "Ben Müslüman'ım ama İslâm’ın hukukuna da kanununa da karşıyım." demesidir. Bu da “Ben fizikçiyim fakat yer çekimine, cisimlerin ağırlık ve hacmine falan karşıyım...” demeye benzer.

Ne tuhaftır ki bu saçmalıklar en aklı başında ve en olgun görünen insanların ağzından bile çıkıveriyor.

Bu tezada bilhassa ülkemizde niçin bu kadar sık şâhit oluyoruz?

Şeriatın bu derece yanlış anlaşılmasının tek sebebi, şeriatla idâre edildiği zannedilen ülkelerin baskıcı rejimleridir. Bu rejimlerde insanlara tatbik edilen işkencelerin şeriatla hiçbir alâkası olmadığı gibi, şeriatın bunun tam tersi emirler verdiği, dînî kitaplarda açık bir şekilde yazılıdır. Şeriat (Allah'ın kanun, hüküm, emir ve yasakları), insanlığa iyiliği, adâleti, hakkı emreder; fesatlığı, işkenceyi, kötülüğü yasaklar. Onun emir ve tavsiyeleri insanlığın yalnız hayrına, bütün varlıkların yararınadır. Bu bilgilerden mahrum olan insanlar ne yazıktır ki bir işkence rejimi olduğunu zannettikleri şeriata düşman kesiliyorlar. Hatta bunu öyle bir gururla yapıyorlar ki onlar için şeriat tam bir utanç kaynağı... İşte bu noktada "câhillik" devreye giriyor. Câhillik bir hastalıktır. Bu hastalık, etrafındaki insanlara her türlü hakareti edip söver: "kuş beyinli, örümcek kafalı, yobaz, gerici, dinci..."

Bunlar sadece birtakım örnekler; ama bir insanın karşısındakini anlamak yerine böylesine çirkin sözlerle yaftalaması ne akıl kârıdır ne vicdan...

Mevzûyu daha çok dağıtmadan asıl anlatacaklarımıza gelelim.

Baskıcı rejimlerin tatbik ettiği sistem, şeriatın adını kötüye çıkardı ve bu hâlâ devam ediyor. Aslında câhillik olmasa insanlarda, bu hükûmetler istedikleri kadar baskıcı olsunlar, şeriatın adına bir damla leke bulaşmaz. Ortada bozulan, yerli yerinde olmayan, henüz raya oturtulmamış bir şeyler var. Açık bir şekilde görüyor insan. Baskıcılara bakıp aldanan, şeriatı yanlış anlayan câhiller var ve bunlar başka insanların da şeriatı yanlış anlamasına sebep olmaktadır.

Ama aslında bu insanlar da çoktandır kendi zihinlerinde baskıcı bir rejim kurmuşlar. Şöyle ki: Şeriatçılara her türlü hakaret ve ithamlarda bulunurken bir taraftan da "Müslüman’ız..." diyebiliyorlar. İyi de bir Müslüman ağza alınmayacak her türlü hakaretleri nasıl edebilir ki? Mademki Müslüman’sın, o zaman Müslümanlığını göstermelisin. Bu şekilde Müslümanlığın adını da gâvurlara karşı kötüye çıkarıyorlar maalesef. Aslında bu tür insanlar o beğenmedikleri rejimlerle ortak bir yanlarının olduğunu belki de bilmiyorlar: Onlar Müslümanları yabancılara karşı kötülerken gûyâ şeriatı tatbik eden rejimler de şeriatın adını kötüye çıkarıyorlar. Doğrusu, hem acıklı hem gülünç bir vaziyet...

Demem şu ki: Zâlim rejim ve hükûmetleri elbette tenkit edelim; ama ondan önce kendi kalbimizde ve beynimizdeki zâlim ve adâletsiz duygu ve fikirleri yok edelim.

Baskıcı rejimler hakkında ve şeriat hakkında söylenecek çok söz var. Mesela baskı yapanlar umûmîyetle din üzerinden yapıyorlar. İnsanın bu dünyaya geliş gâyesi ise kendi irâdesine hâkim olup bu çetin imtihanı kazanmaktır. Evet, kendi irâdesine hâkim olabilmek... Mesele, bir insanın kendi irâdesiyle, kendi isteğiyle, kendi arzusuyla Allah ve onun yarattıkları için güzel şeyler yapmasıdır. Başkalarının zoruyla yapması değildir. Eğer başkalarının zoruyla yapıyorsa ne imtihanın bir ehemmiyeti kalır ne de irâdenin...

Şimdilerde şeriatçıları, kadınlara değer vermeyen, onları hor gören ve her zaman ikinci plana atanlar olarak bilenler var. Oysaki yanılıyorlar. Osmanlı da şeriatla idâre edilen bir devletti ve kadınlarına o kadar çok kıymet verirlerdi ki... Osmanlının henüz kuruluş yıllarında Avrupa'da kadınların ve kızların hiçbir değeri yokken Osmanlıda Bâcıyan-ı Rum isimli bir kadın teşkilâtı vardı. Bu teşkilatta kadınların rütbeleri vardı ve kadınlar erkeklere emir bile verebilirlerdi.  Fakat yanlış anlaşılmasın, Osmanlıda hakîkî şeriat vardı... Şu anda şeriatla idâre edildiği zannedilen devletlerde ise şeriatın "ş"si yok. Şeriatla idâre edilen bir devlette insanlar hürdür; istediğine tapar, istediğine inanır.

Gerçek şeriat budur...

Yazar: A.Tunahan Şimşek
03-12-11
E mail: ahmettunahan_1453@hotmail.com
 
 
Yorumlar: 1
Alaettin Emre YAPAR
Aynen
Tarih : 06-12-11

Hissiyatımız aynı. Bana göre pek de sert olmamış. Bu, mizâcımızın müşâbehetiyle ilgili. Teşekkür ederim. Kalemin keskin, bileğin güçlü, zihnin ve yolun açık olsun. Selâm ve hürmetler.

 
GERÇEK ŞERİAT VE NAYLON REJİM
Online Kişi: 24
Bu Gün: 101 || Bu Ay: 8267 || Toplam Ziyaretçi: 1346075 || Toplam Tıklanma: 35420827