ÂYET-İ KERÎME
Allah yolunda öldürülenler için "ölülerdir" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Lakin siz farkedemezsiniz.
Bakara, 154.
HADÎS-İ ŞERİF
Allaha yemin ederim ki Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, savaşıp tekrar öldürülmeyi sonra savaşıp tekrar öldürülmeyi arzu ederim.
Buhari, Cihad, 7.
SÖZÜN ÖZÜ
Gerçek dostlar edinememek büyük bir mahrumiyettir.Fakat ondan daha büyük mahrumiyet gerçek düşman sahibi olamamaktır.
Kadir Mısıroğlu
Son Dakika!
İsmet Yılmaz'dan 'bedelli askerlik' açıklaması    Suriyeliler mozaik sanatına hayat veriyor    Başbakan, Bahçeli ve Demirtaş'ı alkışlattı    Markette zam şampiyonu belli oldu    Konyaspor'da 4 oyuncuya milli görev    Gümrük kapısında uyuşturucu operasyonu    'Kıbrıs'ı unutmamız mümkün değil'    Köprüde 'intihar selfie'sine soruşturma    Pakistan'da krizin aktörleri    '12 Dev Adam' tam motivasyon    Mahalle Mektebi'nin 19. sayısı çıktı    İngiltere'den IŞİD önlemi    NATO Zirvesi 4-5 eylül'de Galler'de düzenlenecek    Trabzonspor br oyuncuyla daha prensipte anlaştı    Kalp krizi sonrası anevrizma riski   
Kategori : / PORTRELER
Okunma Sayısı: 3048
UNUTULMUŞ BİR HİCİV ŞÂİRİ: Nâmdâr Rahmi Karatay

Namdar Rahmi Karatay, şiirleri kendisinden ünlü garip bir hiciv şairidir.

Türkiye’de çok bilinmeyen ancak şiirinin bir dizesi atasözü niyetine herkesçe söylenen ve bilinen önemli bir hiciv ustasıdır ancak kültür sanat camiası tarafından görmezden gelinmiş ve hatırlanmaz olmuş talihsiz bir sanatçıdır aynı zamanda.

Türk Edebiyatında hiciv denince klasik Edebiyatta Nef’i, Figani, Şeyhi, Ziya Paşa,  daha sonraları Şair Eşref, Neyzen Tevfik ve hatta Mehmet Akif akla gelir lakin Namdar Rahmi pek zikredilmez her nedense. Namdar Rahmi 1896 Konya doğumlu olup önce Hukuk Fakültesinde okur daha sonra Milli Eğitim Bakanlığının bursuyla Fransa’ya gider ve Felsefe tahsil eder. Bir süre Avrupa’da kaldıktan sonra ülkeye döner ve Anadolu’da çeşitli okullarda Edebiyat öğretmenliği yapar.

Cumhuriyetin ileriki yıllarında Atatürk’ün dikkatini çeker ve Atatürk tarafından I.Dil Kurultayına davet edilir ve bu onun ilk ve son programı olur; zira bir daha hiçbir toplantıya davet edilmez; çünkü sivri dili sayesinde pek çok düşman edinir!

Namdar Rahmi Karatay hemen hemen bütün şiirlerinde toplumsal meseleleri hicveden bir yaklaşım sergiler. Toplumun üzerindeki bütün olumsuzlukların farkında olup onları tek tek mizah denen o inceden ince iplikten geçirir ve şiir olarak tekrar insanların önüne koyar.

Mesela hemen hepimizin “iş işten geçti” anlamında kullana geldiği kalıplaşmış bir söz vardır: “Geçti Bor’un pazarı sür Eşeği Niğde’ye” cümlesini kullanmayanımız yoktur neredeyse. Cümleyi kullanırız da bu cümlenin kim tarafından söylendiğini veya bir şiirin son dizesi olduğunu pek bilmeyiz!

İşte şairimiz Namdar Rahmi bu ünlü şiirinde der ki:

“Başta kavak yelleri estiği günler hani?
Beklediğin nişanlar, şerefler, ünler hani?
Aradığın sevgili, şanlı düğünler hani?
Selvi gibi ümitler döndü birer iğdeye
Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye!

Sende cevher var imiş bunu herkes ne bilsin!
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin?
Şöyle bir dairede müdür bile değilsin!
Ne çıkar öğrenmişsin mesahayı pi diye
Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye!


İş işten geçtikten sonra dizlerine vuranlara, vuracak olanlara oldukça güzel bir ikazdır bu şiir. Her şeyi zamanında yapmalı, zamanında söylemeli,  zamanında sevmeli, zamanında öğrenmeli ve zamanında düşünmelidir.

Çoğumuz hayatımızdaki her şeyi sürekli olarak bir şeyleri öne sürerek ya görmezden ve bilmezden gelir yapmaz, ya da ileri bir tarihe erteledikçe erteleriz ancak bu ertelenen her neyse sonuçta bir şekilde elimizden uçup gider. Elimizdeki şeyi ancak kaybettikten sonra, yitirdikten sonra aramaya başlar, acı çekeriz. Oysa en başta meselelere temkinli yaklaşmak, ihmal etmemek, zamanı iyi idare etmek, oyalamadan, ertelemeden, gündelik hay -huya kurban vermeden hayatımızı sürdürmek lazımdır.

Aksi halde Namdar Rahmi’yi haklı çıkarmak işten bile değildir:

“Gönül ne çalgı ister, ne eğlence ne de dans
Ne güzel kadınların önlerinde reverans
Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe şans
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye
Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye!”


Namdar Rahmi, dönemin ince eleyip sık dokuyan baskıcı siyasi yapısı nedeniyle belli ki dili çokça yanan memurlardandır zira çalışma ortamında susmanın, her şeyi sineye çekmenin ve böylece “kişilik!” sahibi olmanın önemine binaen de şu şiiri adeta ıslık çalarak yazmış gibidir:

“Ey inleyen zavallı bulmuşsun kırk yaşını
Kazanmak istiyorsan bu hayat savaşını
Yemelisin hakikat denen zehir aşını
Ne derlerse Hıı deyip hemen salla başını
Gerdan kır, belini bük, her ay al maaşını!

Bir soğan soyulurken yaşarıyorken gözler
Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler
Hayâdan eser yoktur nafile bütün sözler
Beyhude inat etme hemen salla başını
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını!”


Kendisi de memur olan Namdar Rahmi, felsefe yapmakla yoksulluktan kurtulamayacağını çok geç anlasa da öğretmenlik yaparak hayatını idame ettirmeye çalışır. Yaşadığı dönemin hem siyasi, hem sosyal ve ekonomik yapısına yönelik memnuniyetsizliğini neredeyse bütün şiirlerinde dile getirir. “Leyleğin Ömrü” adlı şiir kitabında topladığı bu mizah şiirlerinde argo sözcükleri biraz fazlaca kullansa da şiirlerinin mahiyeti “hiciv” olduğu için bu yönünü görmezden geliyoruz.

Zamanında görmezden gelinen bu kıymetli şair, bütün hayatını hüsranla ve acıyla bitirmiş olmasına rağmen hicivlerini yazmaktan geri durmamıştır. Zamanın siyasilerine yaptığı şu göndermeler ise büyük bir cesaretin örneği olsa gerektir:

“Devletin sofrasına çökmüşler devlet gibi
Kapışırlar babadan kalma bir servet gibi
Bütün hısım akraba aramızda set gibi
Karşıdan bakıyoruz biz üvey evlat gibi
Başlarında kel olsa bize yaldız görünür
Komşunun tavuğu kaz karısı kız görünür!”

Namdar Rahmi, toplumsal düzenin aksayan yanlarının çoğunun siyasilerin kendi menfaatleri için yaptıkları yanlışlara bağlar ve şiirlerinde devrin siyasilerine verir veriştirir:

“Süründük bu kadar yıl Aydın’da Muş’ta Van’da
Kahve gibi kavrulduk, dövüldük bu havanda
Şöyle bir yaşamadık Karlisbat’ta Lozan’da
Fakat arılar gibi çalıştık bu kovanda,
Balı kaymağı sizin, bize acı soğan mı?
Sizin ki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?”


Bu değerli hiciv ustasını saygıyla anıyoruz.

Muhabbetle kalınız.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Meryem Aybike Sinan
12-12-11
E mail: haber7.com.  
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
UNUTULMUŞ BİR HİCİV ŞÂİRİ: Nâmdâr Rahmi Karatay / PORTRELER Kategorisi
Online Kişi: 12
Bu Gün: 122 || Bu Ay: 122 || Toplam Ziyaretçi: 301278 || Toplam Tıklanma: 7805410