
| Kategori : / HÝKÂYE | Okunma Says: 3995 |
Çoumuz, babamz henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile dikkatle bakmayz. Baba, “baba” demeye baladmz günden itibaren sürekli karmzda duran bir alkanlktr. Yllarca babamzdan deil, bir alkanlktan bahsederiz: Annemize, “babam bu gün niçin gecikti?” diye sorarz; kardeimize, “babam yine su istiyor,” der ve dertleniriz; bazen de, “babama hangi yalan uydursam,” diye planlar kurarz kafamzda. Baba, her seferinde, bize biraz uzak, biraz yabanc birisidir. Her gün elbiselerini giydirip sokaklara saldmz o “biraz” yabancnn, zamann karsnda nasl da eriyip gittiini fark etmeyiz bile. Oysa ilkin ve hep onun elbiseleri yalanr, ilkin ve hep onun saçlar aarr, ilkin ve hep o öksürür. Bir alkanln perde gerisinden baktmz o yüzde zaman, çizgilerden, girintilerden ve çkntlardan yeni bir yüz yapar; bunu da fark etmeyiz. çimizden az buçuk dikkat kesilenler bilirler ki, baba, gözaltlarndaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin. Bir an gelir, gözaltlarndaki torbalarn bacn gözlerinin feriyle balayamaz olur artk. O iki back da, hiç ummadmz bir vakitte, hiç ummadmz bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamz, bizden saklad bütün yorgunluklarn orta yerde brakp, kederli yüzünü terk eder. Biliyor musunuz? Babamz bir gün gerçekten ölür!
Babamz bir gün gerçekten ölür, ama biz, onun ölümünü bile birden deil parça parça kavrarz. Eve geç kaldmzda duyduumuz tedirginlik, yerini bir bolua brakr mesela; annemiz, “babanz duymasn” demez olur. Ütü masasnda eksik bir giysi vardr artk. Sabahlar ceketini tuttuumuz tela, akamlar kapsn açtmz yorgunluk bizi terk etmitir. Yaarken bir alkanla kurban giden babamz, öldüü günden sonra tekrar toparlamaya, bir araya getirmeye balarz. Onun, yrtk bir resim gibi günlerimizin urasna burasna dalm ne çok yüzü varm meerse. Haber izleyen, kzan, surat asan, byk altndan gülen baba yüzlerinin hepsi de neredeyse bir tek kavakta birlemektedir ama: Evde… Bizim babamz bir ev adamdr. Aslnda onlarca yl hâkimi deil, mahkûmu olmutur yaad evin. Son bir gayretle yaad kona ve topraklar terk etmeye çalan Tolstoy’un deliliine soyunamayacak kadar kars ve çocuklar tarafndan teslim alnm, inceden inceye tutkusuzlatrlarak vasat bir adama dönütürülmü ve hayatnn yeknesakl içinde bir gün, kefen parasn biriktirmi olmann huzuruyla evine veda etmitir.
Artk içimizden hiç kimsenin, bize veda eden babann yerine baba olamayacan, vaktin çkp çkmadn onun sesiyle soramayacan anladmzda, çaresizce bir ey yaparz: Kendimizi babamzn hiç ölmediine, eceremizin hiç dalmayacana inandrmak için, onun en sevdiimiz fotorafn büyüterek, annemizin ya da en büyük kardeimizin odasndaki duvarn orta yerine konduruveririz. Konduruveririz ve o resme bakarken ilk kez babamzn yüzüyle yüzleiriz. Böylelikle ilk kez, babamzn gözlerinde bir göç öncesinin alnganln görürüz; saçlarnn fazlasyla beyazlam olduunu görürüz. Görürüz ki, onun aln yaadmz corafyann kaderiyle ayndr. Sanki hiç mola verilmemi bir savan cephe yerine benzeyen bu aln aslnda bizzat hayatn alndr. Onu yeniden aramza çarmakla, yüzünü her gün görebileceimiz bir yerde arlamakla, bir süreliine de olsa, ölü babamzla ilk kez içtenlikle baba-evlat haline geliriz. Konuk ettiimiz insanlara anlatrz onu, kim olduunu soran çocuklara; öyle ki, onun kim olduunu sormayanlara içlendiimiz bile olur. Duvarda, baz yanlarn yeni yeni hatrladmz, çerçeve içinde bir babamz vardr artk…
Ama gün gelir, mevsimler duvardaki fotoraf da soldurmaya balar. Babamzn gözaltlarn tutan o incelmi backlar, bir kere daha unutkanlmz tarafndan kopmaya terk edilir. Aramza heyecanla çardmz sevgili ölümüzün yüzü, mahkûm olduu çerçevenin içinde tekrar bir gölgeye, bir alkanla dönüür. Bir evden bir eve tanrken, eyalarmzn arasnda can çekiir durur; yeni evimize uygun olup olmadn düündürecek kadar uzaklar aramzdan. Nihayet, yeni evlerimiz, bu yakksz yabancnn resmini duvarlar için uygunsuz bulmaya balar. Yeni evlerimizin duvarlar, su kenarlarn, tarlalar, yorgun içi tulumlarn, bir memurun çantasn, bir askerin kaputunu, bir kasketin alnln ve bütün o eski alkanlklarn kabul etmez olur artk. Bir gün, biz yine fark etmeden, duvardaki yerinden de devrilir babamz; ikinci kez ölür.
Kovulmularn Evi, s. 19
Yazar: Ali Ayçil |
30-10-09 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||