ÂYET-İ KERÎME
Ve gecenin bir kısmında O'na secde et. Gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.
İnsan: 26
HADÎS-İ ŞERİF
Mîzâna ilk konulacak şey, güzel ahlâktır.
Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr
SÖZÜN ÖZÜ
Alçakgönüllü yüreklerde yaşayan düşünceler, yüksek düşüncelerdir.
Montaigne
Rota Haber Son Dakika!
Kategori : EDEBİYAT / TENKİD
Okunma sayısı : 251
ELİF ŞAFAK'IN "AŞK" ROMANI ÜZERİNE

 

  • Ahlâk dışı cinselliğin önündeki engelleri çarpılmış bir "ilâhî aşk" masalıyla aşmaya çalışmak... (Doğruluş)

Aşkta "Şafak" Sökünce

Çoğunlukla merkezde kendimizin durduğu algılayışından hareketle, bünyemize bulaşması muhtemel virüsleri bakış mesafesindeki yerlerde arama eğilimindeyizdir daha çok. Baudrillard, yaptığı postmodernlik analizlerinde, artık tehlikenin hayatın tam merkezinde olduğuna dikkat çeker. Aslında bununla söylemek istediğim şey; virüsün değerlerimizin içine bulaşması, fakat sureti haktan görünerek sinsice içimizde gezinmesi. Tehlike tekrar nüksediyor: Son derece “İslami” görünümlü ve etiketli bir şekilde dolaşıma çıkan yabancı değerler.

Foucault, postmodernite ile ilgili yazınlarında “heterotopya” kavramını kullanır. Bu kavram, farklı zaman, mekan ve değerleri biraraya getirmek şeklinde içeriklendirilmektedir Foucault tarafından kısaca. Matrix filmi başta olmak üzere bir çok film ve roman şimdilerde heterotopya kavramı etrafında açıklanıp analiz edilebilecek özellikler kazanmaya başladı. Tarih ile bugün ve gelecek, yaşanan zaman ve mekansallıklar içerisinde yeniden hikayelendirilerek anlatılmaktadır. Bu yeniden yazma denemesi, “ortodoksisi” olan tüm meta anlatıları deşifre ederek postmodern aforoza uğratmaktadır. Elif Şafak’ın “Aşk” romanı da bunları deniyor. (Farklı zaman ve mekânlardaki aşk anlayışlarını bir romanda bir araya getirmeyi deniyor. "Doğruluş")

Şafak’ın romanını okuduktan sonra, genel anlamda “muhafazakar” kapsamı içerisinde kategorilenmesinde mahsur olmayacak romanı okumuş bazı kişilere değerlendirmelerini sorduğumda, bir kısmı başarılı bulduğunu söylerken bir kısmı da pek bir şey anlamadığını belirtti. Bu bende 1980 sonrası apolitikleş(tir)me sürecinin başarılı olduğu duygusunu uyandırdı ilkin. Sonra da sinir uçlarından başlayan bir hassasiyet aşınmasının hangi noktalara geldiği hususunda bir düşünceye sevketti. Kurbağa deneyini bilirsiniz. Eğer kurbağayı bir kabın içindeki çok sıcak suyun içerisine aniden atarsanız ölüyor. Ancak kurbağanın bulunduğu suyla dolu kabı yavaş yavaş kaynatırsanız kurbağa alışıyor. Aslında 1980 sonrası süreç tam da buna tekabül ediyor.

Roman, bugünün Amerikası ile Şems ve Mevlâna dönemini karşılıklı olarak birlikte dokuyor. Bu anlamda postmodern bir karaktere sahip. Aslında Şems ile Mevlâna ilişkisini bugün yeniden yaşatıyor. Romanın bugünkü kahramanı Ella’nın Şems’in günümüzdeki izdüşümü, Zahara’ya adım adım yaklaşımı, aralarındaki ilişkinin kuvvetlenmesi ve nihayetinde üç çocuğu ile kocasını bırakarak Zahara’ya kaçışı, Mevlâna ve Şems’in buluşması ve yakınlaşması ile paralel gider. Zaten Mevlâna ve Şems ilişkisinin deşifre ettiği “İlahi aşk”ın “ilahi”ye referanslı kısmı, Ella ve Zahara’yı da onun çeperleri içine alarak Ella ve Zahara aşkını meşru sınırlar içine yerleştirmekte; böylece aşkın önünde tüm sınırlar erimeye başlamaktadır.

Ben romanla yaşadığımız serencamın bir çakışma noktasını hatırlatmak istiyorum. Dindar muhafazakarların 1980 öncesi geleneksel, henüz şehirleşmemiş ve henüz aşık olmayı “dava”ya ihanet sayan bir durumdan, bireyselliklerin en uç noktalara kadar kışkırtıldığı, özel ve öznelliklerin kamuya görünür kılındığı, açıklık adına vulgarleşmenin kol gezdiği ve en pespaye kullanımlarına kadar aşkın cinsel yoğun algılandığı bir döneme ulaşmış bulunmaktayız. Doğrusu zembereklerinden boşalmış muhafazakar kitlelerin, geçmişteki mağduriyet ve mahrumiyetlerinin acısını dibine kadar çıkardığı manzarayı seyretmekteyiz. Bir önceki İmam Hatip nesli, kendi mahrumiyetlerini çocuklarına yaşatmamak adına, “ne olsa gider”i hayatlarının temel yöntemi yapmış görünmektedirler. Bunun da meşrulaştırma söylemleri hazırdır: “sadece siyah beyaz yoktur, gri alanlar da vardır.”

“Dest busı arzusuyla ölürsem dostlar/ Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su (El öpme arzusuyla ölürsem dostlar/ öldükten sonraki toprağımla testi yaparak onunla yare su verin) diyen Fuzuli’nin Hz. Peygamber’e (SAV) duyduğu aşk ile “on günlük aşk yaşadık” magazin pespayeliği romanda eşitleniveriyor. Doğrusu bugün gündelik kullanımında neredeyse “aşk” kelimesini çıkarır yerine “cinsellik” kelimesini koyarsanız pek fazla bir şey değişmiyor.

“Aşk” kavramının kitapta nasıl içeriklendirildiğine bakarsak, yeni yaşam tarzı ve sınırlarını(=sınırsızlıklarını) belirleyecek yetkinlikte tanımlandığını görmekteyiz. Kitaptaki kırk kural, “fena fil aşk” mertebesine ulaşıncaya kadar takip edilecek yolları bir “ilmihal” titizliğinde verirken, okuyucuyu sınırlaması muhtemel değerleri (ahlâkı "Doğruluş")  “aşk”ın sınırsız alanı içinde kaybetmekte; fıkhın sınırlarını da batıni okumayla aşmaya çalışmaktadır. Yazarın, Şems üzerinden fıkha negatif yaklaşımının da sebebi herhalde bu olsa gerektir. Bilhassa romanda Şems’in Mevlâna’ya meyhaneden içki aldırması ve ardından biraz içerek Mevlâna’ya içmesi için teklif etmesi, işte tam bu bağlama oturmaktadır.

Doğrusu romandan Mevlâna-Şems enstantaneleri çıkarılırsa, geriye bir yasak aşkın anlatıldığı eskinin beyaz romanlarından biri ile karşı karşıya kalırsınız. Roman bu yasak aşka giden yolu Mevlâna ve Şems ile açmaya çalışmakta; açılan yolda karşımıza çıkacak muhtemel kekremsiliklere de dinsel aroma kazandırılarak her şey (her türlü ahlâksızlık     "Doğruluş") meşruluk sınırları içine alınmaktadır. İşte virüsü merkeze taşıyan nokta da tam burası. Aşkın her şeyi meşrulaştıran söylem haline gelmesiyle, tüm yönelimler, perspektifler, paradigmalar, sınırlar anlamsızlaşıyor. Bu da Mevlâna ve Şems üzerinden “Aşk Şeriatı” kavramsallaştırması ile inşa ediliyor. İşte bunun için söyleyeceğim şey; kıblenin ayarlarıyla oynamayın.

 

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

 

NOT: Vurgular bize âittir.

 


Yazar: Doç. Dr. Mustafa Tekin
18-01-10
E mail: mtekin7@hotmail.com  
 
Yorumlar:0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ELİF ŞAFAK'IN "AŞK" ROMANI ÜZERİNE / TENKİD Kategorisi
Online Kişi: 10
Bu Gün: 28 || Bu Ay: 4995 || Toplam Ziyaretçi: 49421 || Toplam Tıklanma: 646069