
| Kategori : TÂRÝH / ÝSLÂM TÂRÝHÝNDEN | Okunma Says: 2529 |
hsan ENOCAK
Bir yerden dierine seyahat etme anlamna gelen “rhle” genelde âlimlerin, özelde muhaddislerin hadis örenmek, bildiklerini tevsik etmek için yaptklar ilim yolculuklarn ifade etmek için kullanlr.
Her eyi bilen Allah Azze ve Celle, Hz. Âdem’i yaratnca, ona eyay öretti, diledii kullarna da murat ettii kadar “ilim” verdi. lmin gerekliine inanan insanlar ilim sahiplerine ulap onlardan istifade edebilmek için ksa-uzun rhle/seyahatler yapt.
lk rhle
Genel anlamyla ilk rhle Hz. Âdem’le balamtr. Allah Teâla Hz. Âdem’i “Kamil insan eklinde yarattnda” meleklere gönderip selam vermesini ve cevaplarn dinleyip örenmesini emretmitir.(1)
Kendisine “senden daha âlim birini tanyor musun?” diye soran kiiye “hayr” cevabn veren Hz. Musa (aleyhisselam) da, ilahi buyruk gerei Ondan daha bilgili olduunu örendii Hzr’a ulap, bilgisinden istifade etmek için rhle
yapmtr.(2)
Sahabe ve Rhle
Sahabe de slam’n öretilerini Allah Resulü’nden örenip kabilelerine tebli etmek için meakkatli ilim yolculuklar düzenlemitir. Ebû Zer el-ifarî (radiyallahu anh)’nin risalet haberini alnca önce kardei Üneys’i Mekke’ye göndermesi, onun yeterli bilgiyi alamamas üzerine hazrlk yapp bizzat kendisinin gidip Müslüman olmas sahabe dönemi rhlelerinin ilklerinden olmas cihetiyle ayr bir öneme sahiptir.(3)
Cabir b. Abdillah, Abdullah b. Üneys (radiyallahu anhuma)’ten tek bir hadis almak için bir aylk mesafeyi kat etmitir.(4) Hz. Cabir bu durumun arka planyla alakal öyle demektedir: “Allah Resulü’nün ashabndan birinin -ilgili olduum- bir hadisi bildii haberi bana ulanca hemen deve satn alp yol hazrlna koyuldum. Bir aylk seyahatten sonra am’a vardm. O sahabenin Abdullah b. Üneys olduunu örenince (evine gidip) kapcsna: Abdullah’a “Cabir’in kapda olduunu iletmesini” söyledim. O, Abdullah’n olu Cabir mi diye (sordurunca) “evet” dedim. Bunun üzerine kapya gelip boynuma sarld. Kendisine: ‘Bir hadis var ki onu senin Allah Resulü’nden iittiin haberi bana geldi. Onu dinlemeden ikimizden birinin öleceinden korktum,(5)’ bu yüzden geldim, dedim.
Ebû Eyyüb (radiyallahu anh) Msr’da ikamet eden Ukbe b. Amir (radiyalahu anh)’e Allah Resulü’nden duyduu bir hadisi sormak için gittiinde ilk olarak Msr emiri Mesleme b. Muhalled (radiyallahu anh)’in evine urar, Ukbe’ye Ebu Eyyüb’un geldii haber verilince aceleyle çkp (eve varr) Onunla kucaklar. Daha sonra: “Seni buraya kadar getiren sebep nedir?” diye sorar. Ebû Eyyüb: “Allah Resulü’nden dinlediim, yeryüzünde ikimizden baka iiten kimsenin kalmad “müminin kusurunu örtmeyle” alakal hadisi te’kiden (dinlemek için) geldim” der. Ukbe: “Evet Allah Resulü’nü öyle derken iittim”, deyip hadisi rivayet eder: “Kim dünyada bir müminin günahn örterse Allah da ahirette onun aybn örter.”
Ebû Eyyüb: “Doru söyledin” deyip, hiç vakit kaybetmeden bineine yönelir ve Medine’ye hareket eder. (O derece hzl ilerler ki) Mesleme’nin gönderdii hediye kendisine ancak Msr’n Ari ehrinde yetitirilir.(6)
Kesir b. Kays öyle rivayet etmektedir: Dmek mescidinde Ebu’d-Derdâ ile oturuyordum. Biri ona yaklap öyle dedi: “Ey Ebu’d-Derdâ! Buraya senin Peygamberden rivayet ettiini duyduum bir hadis için Onun ehri Medine’den geldim.”
Ebu’d-Derdâ: -Bir ihtiyaç için gelmedin mi?
— Hayr.
— Ticaret için de mi gelmedin?
— Sadece o hadis için geldim.
Bunun üzerine Ebu’d-Derdâ u hadisi rivayet etti:
“Allah Resulü’nden iittim: ‘Kim ilim için bir yola girerse cennet yollarndan birine girmi olur. Melekler ilim talebesinin yaptklarndan raz olduklarndan kanatlarn onlar üzerine sererler. Denizdeki balklar dâhil gökte ve yerdekiler âlim için istifar ederler. Âlimin, abide üstünlüü ayn dier yldzlara üstünlüü gibidir. üphesiz âlimler peygamberlerin varisleridirler.
Peygamberler miras olarak altn ve gümü brakmadlar. lmi braktlar. Her kim onu tahsil ederse büyük bir nasip elde etmi olur.(8)”
Tabiun Devri ve Sonras
Sahabenin farkl ülkelere hicret edip beraberlerinde hfz ettikleri hadisleri de götürmeleri tabiûn devrinin hadis taliplilerinin bir beldeden dierine seyahat etmelerini zorunlu hale getirdi. Etbâu’t-tabiîn dönemi âlimleri de tabiûne ulap onlardan hadis alabilmek için ayn ekilde seyahatler düzenledi. Hadisler büyük mecmualarda toplanncaya kadar hadis rhleleri bu ekilde devam etti.(9)
Tabiûn devrinde saylar yüzlerle ifade edilen ulema, ehir ehir dolap hadis toplad. Gittikleri beldeden azami derecede istifade ettikten sonra baka ehirlere intikal ettiler. Mekhûl Msr’da hürriyetine kavuunca oradaki bütün ilmi topladn, ardndan Irak’da ve Medine’de de ayn eyi yaptn, am’a geldiinde ise orann ilmi birikimini elekten geçirdiini söylemektedir.(10)
Tabiûn devri alimleri hem hadis dinlediler, hem de zamanla oluan mesmûât gittikleri yerlerde de rivayet ederek ehirleraras sürekli aktif olan bir bilgi a oluturdular.
Endülüslü âlim Baki b. Mahled iki defa batdan douya yaya olarak rhle yapm, ilk yürüyüü on dört, ikincisi ise yirmi yl devam etmitir.(11) Zehebî Siyer-u A’lami’n-Nübelâ adl eserinde Bakiy b. Mahled’in dou seyahatinin asl gayesinin mam Ahmed b. Hanbel’le karlap ondan ilim almak olduunu söyler. Ne var ki Badat yaknlarnda, mam’n ev hapsinde olduunu örenir. ehirde ilk olarak Yahya b. Maîn’in ders halkasna katlr. Daha sonra çkp sora sora Ahmed b. Hanbel’in evine ular. Hadiseyi u ekilde anlatmaktadr:
Kapsn çaldm, çkp açt. Karsnda duran, tanmad adama bir müddet bakt. Bunun üzerine, “Ey Ebû Abdullah! (Ahmed b. Hanbel) (Bu gördüün adam) yabancdr. Bu ehre ilk defa geliyor. Hadis talebesidir. Seyahatinin gayesi de sizden hadis dinlemektir.” Bunun üzerine, evin içine geçite kullanlan koridora girip gözden kaybolmam söyledi. Daha sonra “Nerelisin?” diye sordu. Endülüslü olduumu söyleyince, “Ülken gerçekten uzak, senin durumunda olanlarn ilimle ilgili isteklerini karlamaya yardmc olmaktan bana daha ho gelen bir ey yok. Ne var ki u an –belki sizin de bilginiz dâhilindedir- büyük bir sknt içerisindeyim.” Ona, durumu bildiimi, ehre ilk defa geldiimden kimse tarafndan tannmadm, eer izin verilirse dilenci kyafetiyle hadis dinlemek için kapya gelip dilenciler gibi konuacam, kendisinin sadaka verir gibi u an bulunduumuz yere çkp, bana her gün bir hadis rivayet etmesini, bunun da yeterli olacan söyledim. Ders halkalarnda ve hadis âlimlerinin yannda görülmemem artyla teklifimi kabul etti.
Elime bir denek alr, bezle bam sarar, kât ve diviti de elbisemin yenine koyar sonra mam’n kaps önüne gelip, bölge dilencilerinin üslubu üzere “el-ecr rahimekümullah” diye barrdm. O da çkar, evin kapsn kapatr iki, üç ya da daha fazla hadis rivayet ederdi. Böylece ondan üç yüz kadar hadis dinledim.(12)
Yakub b. Süfyan’n rhlesi ise otuz yl sürmütür.(13) Said b. Müseyyeb tek bir hadis için günler ve gecelerce yürüdüünü söyler.(14)
Ahmed b. Hanbel de öyle demektedir: “Âlî isnad” sahibi olmak selefin sünnetidir. Abdullah b. Mesud’un talebeleri Küfe’den kalkar Medine’ye gelir, meseleyi bizzat Hz. Ömer’den örenir, hadisi ondan dinlerlerdi.(16)
Tabiûnun büyüklerinden Ebu’l-Aliye öyle demektedir: “Basra’da iken Allah Resulü’nün ashabndan rivayet edilen bir hadisi iitir, bununla yetinmez vastamza biner Medine’ye gider, hadisi bizzat onlarn azndan dinlerdik.(17)”
Pek çok alim rhleye çocuk yata balamtr. Bu hususta babalar hoca olanlar dierlerine nispetle bir adm daha önde olurdu. Akranlar oyun oynamakla ve eker yemekle megul olurken peygamber a babalar çeitli yöntemlere bavurarak yavrularn ilim yolunda yürütürlerdi. Arap olmadklar halde “Sahihler”i, “Sünenler”i tedvin eden Horasan ve Maveraunnehr ulemasnn yetimesinin arka plannda bu hasbi yürüyüler vardr. Yusuf b. Ahmed e-îrazî’nin hocas Ebu’l-Vakt es-Siczî’ye Kirman yurdunun nihayetin de ulamasn anlatan rhle serüveni hasbiliin idrak edilebilmesi için önemlidir: “Ebu’l-Vakt’in huzuruna varnca selam verdim, elini öptüm, bir yere oturdum. Bana: ‘Bu beldelere seni getiren nedir?’ diye sordu. Maksadm size ulamakt, zaten Allah’tan sonra itimadm da sizedir. Bana ulaan hadislerinizi kalemimle yazdm, imdi de nefeslerinizin bereketinden istifade etmek alî isnadnza nail olmak için huzurunuza koup geldim. Bunun üzerine öyle dedi: ‘Allah her ikimizi de rzasna muvaffak etsin. Gayret ve hedefimizi Onun için klsn. Eer beni gerçek anlamda tanm olsaydn deil buralara gelmek bana selam bile vermez, önümde oturmazdn.’ Ardndan uzunca bir süre alad ve huzurda olanlar da alatt. Sonra: ‘Allah’m bizi sitr-i cemilinle ört ve o manevi örtünün altnda raz olacan durumda kl.’ diye dua etti. Daha sonra konumasn öyle sürdürdü: ‘Evladm! Bildiin gibi ayn ekilde ben de Buharî’nin “Es-Sahih”ini dinlemek için babamla birlikte yaya olarak Herat’tan Buenc’e orada ikamet eden ed-Dâvûdi’ye gitmitim. O zaman on yandan küçüktüm. Babam yürüyü esnasnda elime iki ta koyar ve ‘Bunlar ta.’ derdi. Ondan korkuma talar elimde muhafaza eder, onun murakabesi altnda yürürdüm. Yorulduumu görünce talardan birini atmam söyler, ben de atar biraz hafiflerdim. Yorgunluumu fark edinceye kadar yürürdüm. Yoruldun mu, diye sorunca korkudan ‘hayr’ derdim. ‘Peki ya neden yava yürüyorsun?’ diye sorduunda bir müddet önünde hzl bir ekilde yürür tekrar takatten kesilirdim. Bunun üzerine babam elimdeki dier ta da alr atard. Elden ayaktan kesilinceye kadar yürürdüm. te o noktaya gelince beni alr srtnda tard.
Yürüyü esnasnda çiftçiler ve baka insan gruplaryla karlardk, onlar babama ‘eyh sa! Bu çocuu bize ver, her ikinizi de Buenc’e götürecek binite koyalm.’ teklifinde bulunur, Babam: ‘Allah Resulü’nün hadislerini örenmeye giderken hayvana binmekten Allah’a snrz. Hayr, biz yürüyeceiz. Olum yürümekten kesildiinde Allah Resulü’nün hadislerine hürmeten ve sevabn umarak onu bamn üstünde tayacam.’ derdi.
Babamn hüsn-ü niyetinin neticesi olarak bu ve dier kitaplar dinleyip istifade etme bahtiyarlna erdim. Akranlarmdan kimse kalmad. Bu yüzden bütün ehirlerden ilim taliplileri imdi bana geliyor.(18)”
Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve selem) devrindeki rhleler slam’n emir ve yasaklarn örenmek için düzenlenirken sahabe, tabiun ve etbâu’t-tabiîn devrindeki rhleler özellikle hadisleri tevsik, hfz ve tedvin etmek için yaplmtr.
Rhlenin Önemi
Rhlenin sünnetin korunmasndaki yeri fevkalade önemlidir. brahim b. Edhem (v. 161); “Allah Teala bu ümmete gelecek belalar hadis âlimlerinin rhlelerinin bereketiyle uzaklatrmtr.(19)” demektedir.
Hicri bir ve ikinci asrda rhlenin gerekliliine o derece inanlmtr ki; rhle yapmayan kiinin ilmine itibar edilmemitir. Özellikle rhleler sahabenin çok olduu ehirlere yaplmtr. Muhammed b. Sîrîn (v. 110) Küfe’de dört bin hadis talebesi(20) olduunu haber verir. el-clî’nin Küfe’de yetmii Bedir ashabndan olmak üzere bin be yüz sahabenin olduunu(21) bildirmesi Küfe’deki talebelerin neden sayca daha çok olduklarnn izahn kolaylatrmaktadr.
Rhlenin ilim tarihindeki yeri ile alakal brahim b. Edhem öyle bir tesbitte bulunur: “Eer rhle olmasayd, ilim yok olup giderdi.(22)”
Ulema bazen Hasan Basrî (v. 110) örneinde olduu gibi tek bir mesele için Basra’dan kalkar Küfe’ye gider(23), bazen de gittii ehirdeki âlimi bulamaynca o gelene kadar beklerdi. Bu bekleme uzun sürünce orada yerleenler de olurdu. Örnein tabiûn ya da etbâut’t-tabiînden baz âlimlerin nisbeleri verilirken el-Yemenî (Yemenli), sonra el-Mekkî, sonra e-âmî, sonra el-Kufî, sonra el-Basrî, daha sonra el-Msrî eklinde yazlmas hadis tedvini için ne kadar farkl bölgeleri dolap, aidiyet kesbedecek kadar oralarda ikamet ettiklerini göstermektedir.
Ulema ilim için yorucu seyahatler yapt. Bunlar içerisinde memleketlerine dönemeyenler olduu gibi, aarm saçlarla geri gelenlerin says hiç de az deildir. Aralarnda yollarda ya da gittii ehirlerde azk bulamayp ot yiyenler vardr. Onlar, bütün bunlara tahammül edip sonraki nesillere zengin ve salam bir hadis hazinesi braktlar.
Rhleler hadisin tedvininde ve intiarnda, rivayet yollarnn çoalmasnda ve hadis ricalinin tannmasnda büyük vazife ifa etmitir.
Tedvin Sonras Rhle
Ulema hadislerin tedvin edilmesinden sonra mehur eyhlerle müzakere etmek, belli konularda ders okumak, icazet almak gibi genel içerikli rhlelere devam etmitir.
Hocalarn ders usullerini kendi halkalarnda takip etmek, mükülleri onlarla paylamak, sonra da farkl bölgelerin yöntem ve birikimini imkân nispetinde kendi usulü içerisinde eritip onun tekâmülüne katkda bulunmak selefin sünnetidir. Biz de bu vesileyle “duymak görmek gibi deildir./Leyse’l-Haberu ke’l-muayene”(24) sözünü de esas alp düzenlediimiz rhle halkasna am’ da dâhil etmek istedik. Kara yoluyla am bölgesinin merkezi Dmek’e(25) doru hareket ettik.
Dimek’e ya da bn Cübeyr’in ifadesiyle “Cennetu’l-Merk”a (dounun cenneti)(26) doru ilerlerken yol boyu ilim için yaplan rhleleri düündüm. Çocuk yata yollara düen, uzak mesafeleri çou zaman yaya olarak kat eden, yabanc diyarlarda hastaln ve fakirliin pençesinde ac çeken, rza-i ilahiye gölge düer endiesi ile çektii zdrab kimselere hissettirmeyen,
“Akm dersen, belây- aktan âh eyleme
Ah edüp ayâr, esrârndan agah eyleme!”
srr üzere yaayan, kendilerini korumaktan aciz kalsalar da üstadlarndan dinlediklerini, okuduklarn paha biçilmez mücevherlerden daha kymetli görüp itina ile muhafaza eden, kendilerini bekleyen insanlara Allah Resul’ünün hadislerini, müctehit imamlarn ictihatlarn götürüp rivayet eden o büyük alimleri düündüm. Tabakât ve Terâcim kitaplarndan “kafa arivimde” kalan muazzam hayat öykülerini tezekkür ettim.
Dipnotlar:
(1): Buharî, sti’zan 1; Müslim, Cennet, 12, Hz. Adem’e dinlemesi emredilen mesele Buharî’de’ “mâ yühayyûneke(selamlamalarn), Müslim’de ise “mâ yücîbûneke” (cevap vermelerini) eklindedir.
(2): Buharî, lim, 16.
(3): Buhârî, Menâkib, 11.
(4): Buhari, lim, 19.
(5): Abdulfettah Ebû udde, Sâfâhât min Sabri’l-Ulema, Beyrut, 1997, s. 44.
(6): Ahmed, Müsned, V, 923-4; Tercümede esas aldmz rivayet ve benzerleri için bkz. Hatib el-Badadî, er-Rhle fî Talebi’l-lim, Beyrut, 2006, s. 50 vd.
(7) Tirmizî, lim 20.
(8): Benzer rivayetler için bkz. el-Badadî, er-Rhle, s. 17 vd.
(9): Muhammed Accâc el-Hatîb, es-Sünne Kable’t-Tedvîn, Beyrut, 20001, s. 119.
(10) Zehebî, Tezkiretu’l-Huffâz, I, 275; Takiyyudddin en-Nedvî, el-mam el-Buhârî, Dmek, 1994, s. 29.
(11): Fuat Sezgin, Tarihu’t-Türasi’l-Arabî, I, 238; Ebû udde, a.g.e., s. 60.
(12): Ebû udde, a.g.e., s. 50.
(13): Ebû udde, a.g.e., s. 240.
(14): el-Badadî, a.g.e., s. 55.
(15): Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile aralarndaki ravi saysn düürerek kendilerini Efendimiz’e daha yakn klan isnada denir.
(16): Suyûtî, Tedrîbu’r-Râvî, s. 295; en-Nedvî, a.g.e., s. 34.
(17): Ebû udde, a.g.e., s. 50.
(18): Ebû udde, a.g.e., s. 76-8.
(19): en-Nedvî, a.g.e., s. 34. Benzer rivayet için bkz. el-Badadî, a.g.e., s. 26.
(20): en-Nedvî, a.g.e., s. 33.
(21): Muhammed Zahid Kevserî, Fkhu Ehli’l-Irak ve Hadîsuhum, (Zeylai’nin Nasbu’r-Raye’si ile birlikte), Beyrut, 1996, I, 15-16.
(22): Lev lem teküni’r-rihle ledae’l-ilmu.
(23): en-Nedvî, a.g.e., s. 29.
(24): Hadis olduu da rivayet edilen bu söz için bkz. Ahmed b. Muhammed el-Meydanî, Mecmau’l-Emsâl, Beyrut, 2202, III, 114.
(25): Biz de am deyince Dmek kastedilir. Gerçekte ise, am Dmek’n dahil olduu bölgenin addr.
(26): bn Battuta, Tuhfetunnuzzar Fî Garaibi’l-Emsar ve Acaibi’l-Esfâr, Beyrut, 2004,I, 82.
Yazar: Ýhsan Þenocak |
26-10-09 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||