| |
Bekle beni iskeledeki beyaz kuş. Bekle beni Boğaz'daki akşam sefâsı. Sen Ey! Toprağında hayat, kokusunda maneviyat bulduğum şehir. Haliç'teki balıkçım, Emirgan'daki Lâle kızım, Kadıköydeki Ali Ustam, Heybeli'deki asil çınarım, "Dost"un eteğine sarılmış güvercinlerim...
Neyimdeki ince ruh, masalların bitmeyen son hikâyesi... Gönlümü mest eden, hâlini hâlime nakş eden koca derviş... Kabuğu besleyen öz. Sen üstüne nice kelimeler dökülmüş ama hala anlatılamamış, dillenememiş bir büyülü gazel.. Sen bütün gerçekliğinle karşımdayken bu gerçekliğinin ardında ansızın esrarına bürünen, ansızın hüznün en yakışıklı sûreti oluveren. Hem toprağından hayat fışkırmış hem sokaklarına, duvarlarına, âşıklarının suskunluğuna sitemin en ağır başlısı sinmiş ve her şeye rağmen minârelerinden, türbelerinden hâlâ buram buram duâların tüttüğü koca bir gönül yangını...
Ya ben!? Benimki de senin gibi tüm zerrelerine hislerin en mükemmeli sinmiş, bir çocuk hassasiyetiyle bir gün akıtılmak üzere dondurulmuş yaşların bir bir kendimde tezahürünü gördüğüm, kederine büründüğüm en sâdık, en masum, en tesirli "Sevgili"ye hasret... Sana akan her gönül bir gün boğazından akıp gider... Sen sessizce izlersin. Giden ya seni götürmüş ya da sensiz kalmıştır... Ama gitmeden gelmek, seni yaşamak, seni anlamak... işte bundan gelişim.
Bak küçük gemin beni çağırıyor. Boğazında bir siren tutturmuş haykırıyor. ''Gel, hadi gel!'' diyor. ''KUŞLAR GİBİ GÖÇÜP DE GEL. SEVDA GİBİ HER KÖŞEMDEN GEL. VEDÂYI VUSLAT BİLİP DE GEL. OD'UNLA KAVRULUP KÜLÜNLE YIKANMAYA GEL!''..
GEL!...
|
|