HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / KISSADAN HÝSSE
Okunma Says: 3365
Yazar:
TALEBEYE VERECEÐÝ BURSU BORÇ SAYAN ADAM

TALEBEYE VERECE BURSU BORÇ SAYAN ADAMKendisini karlayan sekretere; Nazif Beyle görümek istediini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileti:

"Nazif Bey mi?" dedi. "Evet, Nazif Bey!" diye cevap alnca, hüzünlü bir ses tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yl oldu." dedi.

Hiç beklemedii bu haberle bir ac sapland yüreine. "Ya, öyle mi…?" diyebildi sadece. Hicranl bir suskunlukla bir müddet öylece kalakald. Gözlerine hücum eden yalar yanaklarndan süzülüp gösüne damlad. Kendisini toparlayp

"Onun adna görüebileceim bir yakn var m acaba?" diye sordu. "Evet var, olu Selim Bey....". Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüebilir miyim?" dedi.

Görevli hanm, insanda sayg uyandran bu kibar beyefendiye, "Selim Bey oldukça megul bir insan, randevusuz görümek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim." dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.

"Kendimi ona ben tantmak istiyorum kzm." cevab üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle görümeyi kabul etti, lütfen beni takip edin." dedi. Beraber merdivenden çktlar. nce bir zevkle döenmi geni bir salondan geçip büyük bir kapnn önünde durdular, sekreter kapy açarak, 'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebessim gence doru hzl admlarla yürüdü, elini uzatarak, "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi. "Bendeniz de Selim Cebeci… Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç i adam.

Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz: "Yirmi üç yl, tam yirmi üç yl… Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insann elini öpmek için bu ân bekledim." dedi ve dudaklar titredi, gözleri doldu. "Ama o büyük insann elini öpmek nasip deilmi, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam." Yaarm gözlerini kuruladktan sonra Selim Beye döndü:

"Fakat en azndan o büyük insann mahdumunun elini skmaktan da bahtiyarm." Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden frlad, kulaklarna inanamyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâs gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemir demitiniz deil mi, Tosyal Mehmet Baydemir mi?"

Profesör, delikanlnn bu heyecanl haline bir anlam veremeyerek bayla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parlad. "Babamla sizi uzun yllar aradk; ama bulamadk." dedi. Profesörün yanna gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi skt ve "Sizi karma Allah çkard." dedi. Bu sözler profesörü çok artmt. "Uzun yllar beni mi aradnz? Peki ama neden?" dedi. Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak "Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince, profesörün aknl iyiden iyiye artt. "Emanet mi?" dedi. Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi.

Karsndakine "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapatt. Mehmet Bey, akn gözlerle Selim Beye bakarken kap çalnd, odaya iyi giyimli bir bey girdi. Selim Bey ona yanna gelmesini iaret etti, sonra kulana bir eyler fsldad. Gelen kii bir ey söylemeden geldii kapya yöneldi. O çkarken Selim Bey, misafiriyle tatl bir sohbete balad. Sohbetleri koyulatkça, çehrelerindeki aknlk, yerini birbirlerine hasret krk yllk ahbaplarn yeniden bulumalarndaki sevinç, samimiyet ve güvene brakmt. Mehmet Bey yurt dndaki tahsilinden, aratrmalarndan ve yirmi üç yl boyunca her yl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek, "Bu günlerimi u büyük insana borçluyum." dedi. "Bana yalnzca maddî destek vermedi, manen de beni hiç yalnz brakmad. Yurt dnda tahsil görürken yanla her yeltendiimde hayalen yanmda hazr oldu. ‘Sana bunun için burs vermedim.’ diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazmda dua ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotorafna mhlad. Sonra gözleri portrenin altndaki ilk anda mana veremedii dier tabloya kayd.

Son derece k bir çerçevenin içinde, baz yerleri yamal ve tamir görmü oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha dikkatli baktnda çerçevede baz cümlelerin de sralandn fark etti:
"Bir müddet zeytin yiyeceiz, sonra..."

Selim Bey, kendisine bir soru sorduu için ban ona çevirdi; fakat akl tabloda kalmt. Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha bakt. kinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:
"Bir müddet sabredeceiz, sonra..."

yice meraklanmt. Bu ilk görümeleri olmasayd, yanna gidip tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun dümez, düüncesiyle yalnzca sohbet arasnda göz ucuyla merakn gidermeye çalyordu. Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakn içinde kalyordu. Üçüncü cümlede:

"Bir müddet yürüyeceiz, sonra..." diye yazyor ve altta böyle birkaç cümle daha sralanyordu. Artk akl hep tablodayd. Sonunda dayanamayp, "Selim Bey merakm mazur görün. u tabloya bir mana veremedim."

Selim Bey kendisine has bir gülü ile misafirine bakt, derin bir nefes alarak: "Malumunuz, babam varlkl bir insand. Oldukça iyi bir hayatmz vard. Sonra ne olduysa her eyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir ey kalmad. Kökümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artk annem yapyordu. Hatrlyorum da bir sabah, kahvaltya sadece zeytin koyabilmiti. O zengin kahvaltlarmza bedel, yalnzca zeytin... aknlk içinde, 'Baka bir ey yok mu?' diye sormutum. Bu soru karsnda annemin hüngür hüngür alay gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin alayna mukabil babam: 'Bir müddet zeytin yiyeceiz, sonra...' dedi ve durdu, güçlü baklarn üzerimizde gezdirdi, 'Alacaz.' dedi. Ve itahla bir zeytin alp azna att. Birkaç gün sonra haciz memurlar gelip kökümüzü de elimizden aldlar.

Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve tandk. Doru dürüst bir eyamz da kalmamt. Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir ey yok! Burada nasl yaayacaz.' diye haykrd. Bunun üzerine babam: 'Bir müddet sabredeceiz, sonra alacaz.' dedi. Gittiim özel okuldan ayrlm, bir devlet okuluna yazlmtm. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber gideceiz.' dedi. Yürümeye baladk. Okul oldukça uzak gelmiti bana, yorulup geride kaldm hatrlyorum. Babam kim bilir hangi düüncelere dalmt. Geride kaldm fark etmemiti. Biraz sonra fark edince bana döndü. syan dolu baklarm yüzünde gezdirdim. Bir an bana strapla baktktan sonra, yanma geldi. Bir ey söylemesine frsat vermeden, kzgn ayn zamanda nazl bir tavrla, 'Yoruldum.' dedim. Babam oldukça sakin bir ekilde: 'Bir müddet yürüyeceiz, sonra alacaz.' dedi. Babam her sabah erkenden çkyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalyordu. Çou zaman buradan gözyalar içerisinde çktn görüyordum. Bir gün, merakma yenilip babamn küçük odasna girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vard. Duvarda ise Arapça bir ibarenin altnda u yaz vard: 'Allah borcunu ödeme niyetinde olann kefilidir.' Babamn dedii gibi oldu, zor da olsa zamanla altk.

Bu hal birkaç yl sürdü. Bir gün babam eve çok farkl bir yüz ifadesiyle geldi. Alamakl bir yüz ifadesi vard. Her birimize bir paket getirmiti. Kökten ayrldmz günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya toplad. 'Bugün, benim için ne manaya geliyor biliyor musunuz?' dedi, kelimeleri boazna düümlendi, gözlerine yalar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kald. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayr ayr kucaklayp yanaklarmzdan öptü, kendisi de bir koltua oturdu. Cebinden gazeteye sarl bir ey çkard. O srada da alyordu.

Hepimiz aknlk içinde babama bakyorduk. Gazeteyi açt, içinden bir çift yeni çorap çkard. Bu gözyalaryla, bir çift çorabn alâkasn kurmaya çalrken babam, beklemediimiz bir ey yapt. Çorab burnuna götürdü, koklad, koklad. Arkasndan hçkrarak alamaya balad. Hepimiz ok olmutuk, tek kelime bile söylemeden bekledik.

Babam nihayet kendisini toplad ve 'Bir zaman önce, büyük bir borcun altna girmitim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalmaya baladm zaman kendi kendime 'bütün kazancm, borçlarm ödeyinceye kadar alacakllarmn hakkdr. Onlarn hakkn vermeden ayama bir çorap almak bile bana haram olsun.' demitim. Bugün ise, Allah'n yardmyla, borcumu bitirdim. Artk kimseye tek kuru borcum kalmad." dedi.

Sonra gözyalar içinde ayandaki çoraplar çkarp yeni çoraplarn giydi. Ben de o eski çoraplar hem aziz bir baba yadigâr, hem de bir ibret nianesi olarak sakladm. Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarn ödeyinceye kadar bütün kazancn alacakllarnn hakkdr.' diyor”. Selim Beyin baklar bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen gözlerini kurulad, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotorafa hayran hayran bakt. "Babanz sandmdan da büyükmü Selim Bey. Ben olsaydm öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattnz gibi bir darlkta, herhalde çldrrdm." Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardnz?" diye sordu. Selim Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim, sonra..." dedi ve gülümsedi. O srada kap çalnd, biraz önceki beyefendi elinde bir kutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasna brakp çkt. Selim Bey yerinden kalkp kutuyu alarak Mehmet Beye uzatt.

'Buyurun, yllarca size vermek istediimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açt. çinden kadife bir kese çkt. Keseyi açp içini kutuya boalttnda merak iyiden iyiye artt. Keseden birkaç tane cumhuriyet altn ile bir not çkmt. Mehmet Bey hassasiyetle katlanm kâd açp okumaya balad.

Sevgili Mehmet Bey olum,
Bazen istediimizi yaparz, çou zaman da mecbur olduumuzu... Tahsil hayatnz boyunca size burs vermeyi taahhüt etmitim. Ancak eitiminizin son alt aynda size burs verme imkânn bulamadm. Bir müddet sonra imkânlarma yeniden kavutum; lâkin bu sefer de size ulaamadm. Dolaysyla size borçlandm ve borçlu kaldm. Eer böyle bir borcu gözya ve strapla ödemek mümkün olsayd, ben bu borcu fazlasyla ödemi olurdum. Zira sevgili olum, bu alt aylk zaman diliminde bursunu verememenin strabyla kaç gece aladm onu Rabb'im bilir. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki deeriyle altna çevirdim. Bu altnlar sizindir. Bunlar elinize ulatnda, borçlarmn tamamn ödemi olacam.

Sevgilerimle, Nazif Cebeci.

Mehmet Bey neye uradn armt. Bu büyük insann yücelii karsnda bir çocuk gibi yalnzca alyor, alyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmt. Onun da yanaklarndan yalar süzülüyordu. Bir ara yal gözlerle babasnn siyah-beyaz portresine bakt. Kendisine yllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakyor gibiydi…

Ebû Musa (ra) anlatyor:
"Resülûllah (sas) buyurdular ki: ‘AIIahu Tealâ nazarnda, bir kulun Allah tarafndan yasaklanan Kebirelerden sonra, beraberinde getirebilecei en büyük günahlardan biri, kiinin ödenecek karlk brakmadan üzerinde borç olduu hâlde ölmesidir. "
(Ebû Davud, Büyû 9, 3342

Yazar:
24-06-14
E mail: facebook.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
TALEBEYE VERECEÐÝ BURSU BORÇ SAYAN ADAM
Online Kii: 23
Bu Gn: 219 || Bu Ay: 5.312 || Toplam Ziyareti: 2.928.258 || Toplam Tklanma: 58.600.452