Ey Peygamber! Sana da, mü'minlerden senin izince gidenlere de Allah yeter.
Enfal: 64
Ticarette yalan yere yemin, tüccarın zannınca malın kârını artırır. Halbuki hakikatte bereketi giderir.
Buhari, Büyu', 26
Hiç kimse kötüyü kötü olduğu için seçmez; iyiyi, mutluluğu ararken düşer bu yanlışa.
Mary Wollstonecraft
Rota Haber Son Dakika!




Kategori : TÂRİH / DÜNDEN BU GÜNE
Okunma sayısı: 143
 
 
ÇANAKKALE'Yİ UNUTULMAZ KILAN NEDİR?
 
 

Bu Cuma günü, Çanakkale Zaferi’nin 95. yıldönümünü geride bıraktık. Doksan beş yıl artı bir gündeyiz. Dile kolay, insana zor. Tarihe kolay, hayata zor: 95 YIL.. İnsan ömrünü galakside hüküm süren geniş zamanla kıyas etmenin, büyük bir çaresizlik olduğu ortada. Kelebek kanadındaki tozdan da ince, varla yok arasındayız ihtiyar yıldızların ömürleriyle kendimizi karşılaştırdığımızda...

Bununla birlikte; 95 yıldır hâlâ dün’müş gibi capcanlı duruyor hafızalarda Çanakkale... Ölüm/kalım, Varlık/yokluk dendiğinde, daha eski savaşların da, çok yeniymiş gibi durduklarını biliriz. Sanki Bedir hâlâ devam etmektedir mesela. Sanki Uhud’da okçuların arasından hızla esen rüzgar hâlâ bizi savurmaktadır, Hendek’te atılan tekbir naraları da, hâlâ kulaklarımızda... Nedir bunun sırrı? Çanakkale’yle Bedir’i kardeşmiş gibi birbirine benzeten sır nedir? Niçin Sevgili Efendimizin (sav) hırkası örter tüm yola revan olmuş genç yolcuları?

Belki de “onlara ölü demeyin, onlar diridirler” ilahi sözünün bir tefsiri gibidir, kalbimizdeki bu yeni’lik hissi. Yani 95 yıl sonra da söz Çanakkale’den açılınca, hâlâ yaşarıyorsa gözler, kimimizin büyük dedesi, kimimizin büyük dayısı, bıyığı yeterince terlememiş o parlak nesil, hâlâ Çanakkale Eceabat arasında mekik dokuyorsa, deniz ve uzun kumsallar, ruhlarla dolup taşıyorsa, belki de bundandır. Onların yani şehitlerin sevgisi, asla kapanmayan birer çift göz misali ve hep uyanık, dipdiri halleriyle, omuzlarımızdan doğru bakmaktadır hayata... Omuzlarımızdaki gözler, onlardan emanetmiş gibi... Akıl gözü, kalp gözüymüş gibi...

Sınıflar boşalmış, okullar boşalmıştır 1915 Çanakkalesi için, o günlerde. Onbeş yaşına basmış hatta basmamış binlerce okul çocuğunun, sel olup aktığı o büyük sed... Genç insanların vücutlarından inşa olmuş o mukaddes sed... Küçük cüssesiyle o Yarımada’nın büyük kıtaların önünde sed tutuşu... Bir öğretmen gibi, kurbanlık koçlar misali...

Kalemin kırıldığı, ağaç yapraklarının yırtıldığı, kuş yuvalarının boşaldığı tarihtir Çanakkale. İlmiye’nin Seyfiye olduğu, kalemden kılıcın yontulduğu ince bengisudur Çanakkale. Şiir ve matematiğin, ateş yazıp, kan ölçtüğü o günlerde, mektepler boşalmış, sıralar oluk oluk akmıştır Seddülbahir’e, Conkbayırı’na... Eceabat’ı gördünüz mü hiç Eceabat’ı? Kollarını açarak tüm dağları kucaklayan Ferhatlar gibi orada aşkla yatanları?

Orada bu ülkenin akıl almaz sosyolojisi yatar...

Ölümü gül bahçesine çeviren garip ve çözümü zor bir medeniyet usaresidir bu. Nice şair, nice öğretmen, nice matematikçi, mülkiyeli, hukukçu, tıbbiyeli orada koyun koyuna yatar... Türk, Laz, Kürt, Çerkez, Arap orada birdir, beraberdir.

Salip derler ki Haç’tır, bitmez akınları hep Batı yönünden işlemektedir... Hilal ki yani Kelime-i Tevhid’dir, yani biraz aşk, biraz güldür, Doğu’ya yaslanmıştır sırtı ve yaprakları... Haç ve Hilal, ateş ve gül dahi birbirine geçmiştir Çanakkale’de...

Ve bir ayet; “Allah içiniz ve Allah’a dönücülerden” diye... El Hak, doğrudur bu ayete razı gelenlerin Çanakkale’de yazdığı tefsir.

Niçin daha dünmüş gibi geliyor bize Çanakkale Vak’ası? Yedi yaşımda ellerinden öptüğüm o ihtiyar Gazi dedeyi niçin unutamıyorum? Kalpağı ve matarası bugün olmuş hâlâ dipdiriyken hafızamda, ismi neydi, memleketi nereydi ve bizim kasabamızdaki küçük okulda niçin çocuklarla konuşmaya gelmişti? Hem capcanlı hem de bu kadar isimsiz olabilir miydi bir insan? Sanki cephede takılı kalmış gibiydi bir ucu, öyle zannediyorum ki hâlâ da takılıdır ruhu, orada şehit olmuş arkadaşlarının arasında... İsimsizliğinden bir isim çıkaran: MEHMET diye...

MEHMET, bu yüzden sadece bir erkek ismi değildir. Medeniyetin var ettiği, var olmak için var ettiği, feda ettiği, hediye ettiği, bağışladığı, isimsizlikten isim çıkaran bir iradenin adıdır. Çanakkale, ölü değil diriyse hâlâ... Bundandır...

Habervaktim

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.



 
 
Yazar: Sibel Eraslan
19-03-10
 
  E mail: haber@habervaktim.com  
 
 
 
 
Yorumlar:0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ÇANAKKALE'Yİ UNUTULMAZ KILAN NEDİR? / DÜNDEN BU GÜNE Kategorisi


YÜZYILIN SOYKIRIMI




VAR OLMAK- Nurettin Topçu




SRATEJİK DERİNLİK- Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu




İSLÂM'IN SİYASALLAŞMASI- Kemâl H. Karpat




BOŞLUK




SON YORUMLAR

h huseyin
daha neler yolda
yazıyı buraya getirenlere,yorum yazan uğurlu hocama teşekkür ederim.şimdi mevcut meseleler duru...
08-02-12



Solak
Ha gayret
Dikkatinizin isabetli, azminizin sürekli olması dileğiyle elinize sağlık....
08-02-12



uğurlu
Gönül
Ey gönül, gönül gel koybolma. Yoğrul, yoğrul ve doğrul da gel....
07-02-12



uğurlu
Aciliyet arz etmektedir
Evet, eğitimde darbenin izleri müfredatta sistemde var ama en belirgin hali kesintisiz sekiz yı...
07-02-12



hümeyra
güzel
çok güzel olmuş arkadaşım......
07-02-12



N. Arısu
Ne anladığınıza bağlı
Yeniden Milli Mücadele Hareketi, bu harekete mensubiyet duysun duymasın, hüsnüniyet s...
06-02-12



İbrahim Hoca
Görüntü
Ulen içinde yaşadığınız, hatta sömürdüğünüz bu toplumu ve değerlerin...
06-02-12



i tuncer
kaybolan yıllar
Hem yazanlara hem de okuyarak bize hazır lokma haline getiren ahmet hocama teşekkürler. Anlatıl...
06-02-12



uğurlu
Kendini bulma hâli: Sûkut
'Öyle bir sûkutun var ki; Sûkutsuzların da, sûkutu var sûkutunda....
04-02-12



uğurlu
Eskimeyen hatıralar ve dostluklar
Bazen olur:Rüyalarda yaşamak,Hayallerde dlaşmak,Muhabbet ie hem-hâl olmak bir hoş dem olu...
04-02-12




G. Kodu:
194fd
 
Kodu Gir

Online Kişi: 6
Bu Gün: 5 Bu Ay: 374 Toplam Ziyaretçi: 36466 Toplam Tıklanma: 519733
Copyright © 2009 AlanJaweb