HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : SANAT / DÜNYA BİR OYUN- Sinema
Okunma Sayısı: 1722
Yazar: Kerime Yıldız
ERTUĞRUL 1890 FİLMİNE DÂİR

ERTUĞRUL 1890 FİLMİNE DÂİRHafta sonu, Ertuğrul 1890 filmine gittim. Biraz, hayâl kırıklığı yaşadım. Ertuğrul Fırkateyni’nin İstanbul’dan uğurlanışı, sömürgelerdeki Müslüman halkın sevgi gösterileri, İngiliz ve Hollandalıların bu durumdan rahatsızlığı anlatılmamış.

Yüzbaşı Mustafa ile Bekir Çavuş arasındaki sessiz “alaylı-mektepli” savaşının, sesli bir şekilde güreşe dökülmesi, inandırıcı olmamış. Bekir Çavuş’un, eşinin fotoğrafını kazan dâiresine asmasına ne diyeyim? Gözümle görsem inanmam. Başucuna bile değil; kazan dâiresine. Tamamı erkek denizcilerin gözü önüne. Ayrıca, o yıllarda, fotoğraf sanatı yaygın değil. Fakir bir köyde, bu fotoğraf nasıl çekilmiş anlayamadım.

Yüzbaşı Mustafa’nın Japon doktorla şakır şakır konuşması, büyük hatâ. Doktor mu Türkçe biliyor asker mi Japonca, belli değil. Meselâ, doktor da asker de İngilizce bilse, öyle anlaşsalar mantıklı olurdu. Seksenlerdeki Şogun dizisine baktım. Başroldeki İngiliz, daha önceden adaya gelen ve Japonca bilen Cizvit papazı aracılığı ile konuşuyor. Devrine göre, gâyet mantıklı.

Neyse… Filmin amacı, Türk-Japon dostluğunu pekiştirmekmiş. Bu kısma, bir diyeceğim yok. Ada halkının kazâzedeleri kurtarmak için seferber olması, gerçekten çok tesirliydi. Film çıkışı, karşıma bir Japon çıksa önünde eğilebilirdim. Çekimler, oyunculuklar çok iyi.

Türk-Japon dostluğunu anlatan filmler yapmakta geciktik. Batılılar, Japonlardan, atom bombası atacak kadar nefret ettikleri hâlde, yapmadıkları dostluk filmi kalmadı.

Millî Eğitim Bakanlığı, öğrencilerin bu filme gitmesini teşvik için okullara yazı göndermiş. Salonda tek yaşlı bendim. Hepsi öğrenciydi. Keşki MEB, sinema salonlarına da bir yazı gönderip bu filmden önce fragmanı verilecek filmi tavsiye etseydi. Bir yerli filmin fragmanı vardı. Belden aşağı küfürler ve şakalarla dolu bir fragman. Sansürsüz. Salon, gülmekten yıkıldı. Arkasından Ertuğrul Fâciâsı.

Ne kadar trajikomik değil mi?

EBRU SANATINA SAYGIYLA

Bizim oralarda, “Hırsızlığı da bil; yapma” derler. Niye? Birgün lâzım olur diye.

Bu sözü kulağıma küpe edip, bizzat icrâ etmesem de lâzım olur diye öğrendiğim çok şey var. İnanın, gün gelip işime yarıyor. Meselâ, çiçekleri çok araştırdım. Hâlâ araştırıyorum. Çiçek bilgileri, kitap eleştirilerinde çok işime yaradı. Vaktiyle, bir roman okurken, “Enver Paşa, iki tarafı sünbüller ile kaplı köşk yolu..”  cümlesi dikkatimi çekti. Dayanamayıp yayınevine telefon ettim. “Kusura bakmayın da Eylül ayında sünbülleri nasıl açtırdınız?” diye sordum. Telefonun diğer ucundaki ses, çok şaşırdı. Hiç dikkatlerini çekmemiş. Allah var, teşekkür etti.

Eleştiri açımın genişlemesinde, Türk Ocağı’nın Kuşlukta Yazarlar kitap eleştiri toplantılarının çok mühim bir yeri var. Eleştiri yapanlar farklı mesleklerden olunca, yazarın aklına hayâline gelmeyen hatâlar ortaya çıkıyor. Yayınevlerine de yazarlara da kitaplarını yayınlamadan evvel, Kuşlukta Yazarlar’dan istifâde etmesini tavsiye ediyorum.

Birgün lâzım olur diye öğrendiğim güzelliklerden birisi de ebru sanatı. İyi ebru yapamam ama, ebru hakkında konuşabilirim.

Filmin başında, Yüzbaşı Mustafa’nın babası (sanıyorum paşa), ebru yapıyor. Kağıdı, teknenin üzerine kapattığı sırada, Mustafa vedâlaşmak için geliyor. Baba, tekneyi öylece bırakıp oğluyla konuşmaya dalıyor.

Evvelâ; Ertuğrul Fırkateyni, Temmuz ayında yola çıktı. Yaz ortasında, sıcak havada ebru teknesi açılmazdı. O zamanın malzemeleri, şimdiki gibi değildi. Sıcakta bozulurdu.

Sâniyen; ebru yapılırken etraf kirlenir. Öd, pis kokar. Bu yüzden, salonun ortasında, ebru teknesi açılmaz. Osmanlı zarâfetine de uymaz.

Sâlisen; yanlış görmediysem baba, çiçek ebrusu yapıyordu. Sene 1889. Daha, çiçek ebrusu ortada yok. Çok sonraları, Necmedddin Okyay’ın gayreti ile gelişti.

Filmde, ebru sanatına yer verilmesinin çok özel bir anlamı var tabi. Ebru, Japonlarla bizi yaklaştıran bir sanat. Osmanlı’ya, Uzakdoğu’dan geldi. Mâdem filmde bahsi geçecek, bir ebru sanatçısına danışmak çok mu zor? (Danışıldığı hâlde böyle olduğunu düşünmek istemiyorum)

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Kerime Yıldız
05-01-16
E mail: gazetevahdet.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ERTUĞRUL 1890 FİLMİNE DÂİR
Online Kişi: 28
Bu Gün: 70 || Bu Ay: 8236 || Toplam Ziyaretçi: 1345972 || Toplam Tıklanma: 35418349