Ey Peygamber! Sana da, mü'minlerden senin izince gidenlere de Allah yeter.
Enfal: 64
Ticarette yalan yere yemin, tüccarın zannınca malın kârını artırır. Halbuki hakikatte bereketi giderir.
Buhari, Büyu', 26
Hiç kimse kötüyü kötü olduğu için seçmez; iyiyi, mutluluğu ararken düşer bu yanlışa.
Mary Wollstonecraft
Rota Haber Son Dakika!




Kategori : TEFEKKÜR / İNSAN VE TEFEKKÜR
Okunma sayısı: 137
 
 
SEN KENDİN KAYBOLMUŞSUN, NEYİ ARIYORSUN?
 
 

 

İslâmcı kızlara İslâm sosyolojisi türünden lafazanlıklarla vakit kaybetmek yerine, önce doğrudürüst reçel yapmayı öğrenmelerini tavsiye etmiştim de bir zamanlar kıyametler kopmuştu.

Anadolu'da verdiğim bazı konferanslardan sonra —lâtife kabilinden— bendenize bir iki kavanoz reçel ikram eden kızlarımız bile olmuştu. (İkramların hiçbirini geri çevirmedim.)

Muradım basitti oysa.

Din'in her yaştan insanı beşikten mezara muhatab alan o dingin, o vakur sürekliliğine karşın, İdeoloji'nin sadece 20-30 yaşları arasındaki gençlerin dünyayı kavrayışlarına heyecan katan o geçici aculluğuna işaret etmekten ibaretti.

* * *

Sürecin kaçınılmaz olduğunu bilmez değildim. Kapitalizm başka çare bırakmıyordu. Anadolu toprakları da ister istemez dünyevileşecekti. Artık suyu çeşmeden veya musluktan içme vakti geçmişti. Plastik şişeler ellere alınmak zorundaydı. Direnilemez bir güçtü gerçek.

İyi güzel de bu gerçekle, böylesi gerçeklerle hiç mi pazarlık yapılamazdı? Biraz olsun direnemez miydik kıyıcılıklarına?

Ekonomi-politik aleyhimizde diye hayallerimize de mi sahip çıkamayacaktık?

Türban türedi diye yazmalardan, yaşmaklardan vaz mı geçecektik? Reçellerden... bizi biz yapan tüm remizlerden... sembollerimizden... hurafelerimizden...

Kuvvet ve iktidar hasreti miydi bütün varlık sebebimiz?

Maddî kuvvet ve maddî iktidar...

Bu kuvvet ve iktidarın manevî olanı yok muydu?

Hep ölmeli miydik?

Biz ne zaman olacaktık?

* * *

Üniversite kampüslerinde karşıt görüşlü(!) gençleri susturacak ideolojik jargonun o gürültülü çekiciliğine kapılmak yerine, dinî terbiyenin sakin gücünü edinmeyi bilmek mümkün değil miydi?

Aydınlar yerine âlimler... âlimler yerine ârifler... gazeteler yerine dergiler... dergiler yerine kitaplar... kitaplar yerine yazmalar... miting alanları yerine konferans salonları... konferans salonları yerine sohbet meclisleri...

Acaba ikincileri birincilerin yerine koyamaz mıydık?

Sloganla düşünmenin yerine derinlikli düşünmeyi... yani haykırmanın yerine konuşmayı...... konuşmanın yerine öğretmeyi... öğretmenin yerine öğrenmeyi... bilgisizliğin yerine bilgiyi... bilginin yerine sezgiyi... malumatın yerine ilmi... ilmin yerine irfanı...

Din'le ideoloji karşıtlığı bazen "din'e karşı din" mahiyetine bürünür de kimse farketmez.

Yorumun, yorumsamanın (anlamanın ve açıklamanın) hakkını vermek yerine güncelin ve gündemin çekiciliğine kapılmak... kitapların arasında kararmayı göze almak yerine sözümona sokakları aydınlatmak... tedris yerine tebliğ... talim yerine telkin... tekâmül yerine tekemmül...

Kısaca din yerine ideoloji... Biz gibi yenilmek yerine, onlar gibi yenmek...

Mürekkebin şehadeti yerine kanın şehadeti...

Cemâl yerine celâl...

Niçin?

İktidarın gereği olduğu için!

Yani iktidarı elde etmenin, ve iktidarı elde tutmanın...

* * *

Türkiye'de siyasetin hep acelesi vardır.

İlim irfan lâfları bütün ağırlığını kaybeder işin içine siyaset girince.

Türkiye'de siyasetin hep kana ihtiyacı vardır. Yasa değişmez: İktidar meseleleri hep kan çuhalar üzerinde analiz edilir. Kanla yıkanan çuhalar üzerinde...

Gerçek bu.

"Mavi Marmara" sürecinden kalemimi niçin esirgediğimi merak edenler olduğu için söylüyorum: Talibin hayali, hakikatin vasıtalarına değil, kendisine dair olduğunda değerlidir.

Kuvvet ve iktidarı değil, bilâkis kuvvet ve iktidara rağmen hakikati taleb edebildiğinde...

Özgürlüğün unsurlarda değil terkibde aranabileceğini bildiğinde...

Düşünmenin cevaplara değil sorulara sahip çıkmakla başladığını anladığında...

El kaldırıp 'dur' demenin hazzıyla büyüyen inançlar zamanla "tek enayi ben miyim?" kolaycılığıyla yitirildiğinden, sırf bu soysuz döngüye akıl sır erdirebilmek adına, talib, yolda yorulmaya devam etmek zorundadır.

Zorundadır ve çaresizdir.

Ne mutlu ki çaresizdir!

Yazının tamamı için tıklayınız.



 
 
Yazar: Dücane Cündioğlu
20-07-10
 
  E mail: yenisafak.com.tr  
 
 
 
 
Yorumlar:0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
SEN KENDİN KAYBOLMUŞSUN, NEYİ ARIYORSUN? / İNSAN VE TEFEKKÜR Kategorisi


YÜZYILIN SOYKIRIMI




VAR OLMAK- Nurettin Topçu




SRATEJİK DERİNLİK- Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu




İSLÂM'IN SİYASALLAŞMASI- Kemâl H. Karpat




BOŞLUK




SON YORUMLAR

h huseyin
daha neler yolda
yazıyı buraya getirenlere,yorum yazan uğurlu hocama teşekkür ederim.şimdi mevcut meseleler duru...
08-02-12



Solak
Ha gayret
Dikkatinizin isabetli, azminizin sürekli olması dileğiyle elinize sağlık....
08-02-12



uğurlu
Gönül
Ey gönül, gönül gel koybolma. Yoğrul, yoğrul ve doğrul da gel....
07-02-12



uğurlu
Aciliyet arz etmektedir
Evet, eğitimde darbenin izleri müfredatta sistemde var ama en belirgin hali kesintisiz sekiz yı...
07-02-12



hümeyra
güzel
çok güzel olmuş arkadaşım......
07-02-12



N. Arısu
Ne anladığınıza bağlı
Yeniden Milli Mücadele Hareketi, bu harekete mensubiyet duysun duymasın, hüsnüniyet s...
06-02-12



İbrahim Hoca
Görüntü
Ulen içinde yaşadığınız, hatta sömürdüğünüz bu toplumu ve değerlerin...
06-02-12



i tuncer
kaybolan yıllar
Hem yazanlara hem de okuyarak bize hazır lokma haline getiren ahmet hocama teşekkürler. Anlatıl...
06-02-12



uğurlu
Kendini bulma hâli: Sûkut
'Öyle bir sûkutun var ki; Sûkutsuzların da, sûkutu var sûkutunda....
04-02-12



uğurlu
Eskimeyen hatıralar ve dostluklar
Bazen olur:Rüyalarda yaşamak,Hayallerde dlaşmak,Muhabbet ie hem-hâl olmak bir hoş dem olu...
04-02-12




G. Kodu:
70273
 
Kodu Gir

Online Kişi: 11
Bu Gün: 5 Bu Ay: 374 Toplam Ziyaretçi: 36466 Toplam Tıklanma: 519734
Copyright © 2009 AlanJaweb