HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / HİKÂYE
Okunma Sayısı: 928
Yazar: İsmail Kılıçarslan
ÇÜNKÜ BEN İYİ BİRİYİM...

ÇÜNKÜ BEN İYİ BİRİYİM...Şamats kapısından Hırvatistan’ı terk edecek, Saraybosna’ya doğru sürecektim. Sınır polisi, önümüzdeki iki aracı hızlıca gönderdi. Sıra bize gelince nedense genç polisin evraklarımızı incelemesi her zamankinden uzun sürdü. Baktı, baktı, baktı... Ardından ‘arabanızı sağa ileriye çeker misiniz? Kontrol edeceğim’ dedi.

Sağda 10 dakika bekledik arabanın içinde. Sonra genç polis, polis olmayı çok önemsediğini belli eden bir tavırla selam verip ‘aşağı inin’ dedi üçümüze de.

Bagaj araması, araç içi kontrolü falan derken sağ kapının iç gözünde bir elmas terazisi buldu. Çin malı. Bekir abinin Porta Portese’den ‘iki euroymuş, lazım olur’ diyerek aldığı onlarca ıvır zıvırdan biri. Nedense unutmuş orada.

Genç polis beni ileriye davet etti, diğer ikisinden uzağa. Elindeki teraziyi gösterip ‘ne çeşit uyuşturucular tartıyorsunuz bunda?’ diye sordu. İstemsizce güldüm. ‘Uyuşturucu falan tartmıyorum ki’ dedim bu işini fazlaca önemseyen genç Hırvat polise. ‘O zaman uyuşturucu satıcılarının kullandığı bu tartının sende işi ne?’ dedi. ‘Arkadaşım unutmuş; ama arabamda Çin malı bir elmas terazisinin ne işi olduğunu açıklayamam sana. Çünkü gerçekten bilmiyorum’ dedim yine gülerek.

Hayır, işini fazla önemseyen genç Hırvat polis gülümsemedi.

‘Asıl mesele’ dedi, ‘senin bu 21 yaşındaki iki Polonyalı gençle niçin seyahat ettiğin?’ ‘Asıl mesele niçin o olsun ki’ dedim, ‘bir Türk’ün iki Polonyalı gençle seyahat etmesi yasak mı?’ ‘Yasak değil, ama şüphe uyandırıcı’ oldu cevabı, ‘ne işi var bu ikisinin arabanda? Bütün hikayeyi anlatmanı istiyorum. Üstelik hikayende şüpheli bir şey bulursam derhal komiserimi arayacağım. Çünkü bence ya uyuşturucu satıcısı ya da DAEŞ’e savaşçı götüren birisin.’

Küçük bir kahkaha attım yeniden. ‘Ama hikayem bütün hikayeler gibi olacak’ dedim bu işini fazla önemseyen genç Hırvat polise, ‘çünkü bütün hikayeler belli oranda şüphe barındırır içinde. Gerçek olup olmadıklarını asla bilemeyeceğin için hikaye deriz adına.’

Hayır, işini fazla önemseyen genç Hırvat polis yine gülümsemedi.

Eşim ve kızım dün Prag’tan uçağa binip Türkiye’ye döndüler. Ben de Saraybosna’ya doğru sürmeye başladım. Niyetim dün gece Budapeşte’de bir otelde kalıp Ahmet’le hasret gidermekti. Sabah da Saraybosna’ya doğru yola çıkacaktım. Hatta yol çok uzun diye Peç’te de bir gece kalmayı göze almıştım. Yorulursam diye. Prag’tan çıkar çıkmaz aracımın lastik göstergesi yandı. Hava basmam lazım geldi yani. Ben de hemen her benzinliğe uğrayarak ya çalışır vaziyette ya da nasıl çalıştığını anlayabileceğim bir hava makinesi aramaya koyuldum. Fakat bu çok zor oldu. Uğradığım yedinci yerde, yani Viyana-Budapeşte yol ayrımından hemen önceki benzinlikte de hava makinesinin çalışmadığını anlayınca çaresiz sürdüm. Tam benzinlikten çıkarken en az benim kadar çaresiz durumdaki bu ikisini gördüm. Ellerindeki kağıtta ‘Viyana’ yazıyordu. Budapeşte’ye gittiğimi, ama final durağımın Saraybosna olduğunu söyledim. Zaten onlar da Dubrovnik’e gitmek istiyorlarmış. Saraybosna’ya birlikte gidip gidemeyeceğimizi sordular. Kabul ettim. Kızın adı Kaja, oğlanınki Mihal. Otostopla Avrupa’yı dolaşıyorlarmış. Cahit Zarifoğlu gibi. Sen şimdi Cahit Zarifoğlu’nu bilmezsin. Türklerin en iyi şairlerinden biridir.

Budapeşte’de Ahmet bu ikisine ücret vermeden kalabilecekleri bir öğrenci evi ayarladı. Şaşırdı bunlar. ‘Niye para almadan evinizde kalmamıza izin veriyorsunuz ki?’ dediler. ‘Çünkü insanlar birbirine yardım eder’ dedi Ahmet, dört gün boyunca mültecilere ve fakir Macarlara kurban eti dağıtmaktan yorgun düşmüş yüzüyle.

Bugün birlikte sürdük buraya kadar. Ben öğle yemeği ve bazı cami ziyaretleri için Peç’te durunca bu ikisi yine ‘bizim biraz reçelli ekmeğimiz var, onları yeriz’ dediler. Ben de yemek ısmarladım bu ikisine. Yine şaşırdılar. Baktım Saraybosna’da çadır kurmaya uygun bir kamp arıyorlar, ‘bu gece bende kalabilirsiniz, hatta yarın gece de... Sonraki gün Dubrovnik’e doğru düşersiniz yola’ dedim. Sonra da işte buraya geldik.

İşini fazla önemseyen genç Hırvat polis ‘inanmadım’ dedi. ‘Belki de inandırıcı olmaya çalışmadığım içindir’ dedim. ‘Peki ama sen bu ikisine niçin Budapeşte’de kalacak yer ayarladın, niçin yemek ısmarladın, niçin Saraybosna’da sende kalacaklar?’ dedi. Eh, bu noktada verecek cevabım yoktu bu işini fazla önemseyen genç Hırvat polise. ‘Çünkü ben iyi biriyim, daha doğrusu iyi biri olmaya çalışıyorum, iyi biri olmanın yollarından biri de insanlara yardım etmektir. Çünkü cennete gitmek istiyorum’ dedim.

Hayır, işini fazla önemseyen genç Hırvat polis yine gülümsemedi.

Sonraki bir saat boyunca aynı hikayeyi işinden sıkılmış şişman Hırvat komisere anlattım. O bıraktı bizi.

Saraybosna’ya doğru sürerken uyuşturucu satıcısı, DAEŞ’e savaşçı götüren biri ya da işini fazla önemseyen genç bir Hırvat polis olma ihtimallerini gözden geçirdim. Hayır, iyi biri olmak daha kolaydı. İyilik daha kolaydı.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: İsmail Kılıçarslan
10-09-17
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ÇÜNKÜ BEN İYİ BİRİYİM...
Online Kişi: 27
Bu Gün: 90 || Bu Ay: 8256 || Toplam Ziyaretçi: 1346040 || Toplam Tıklanma: 35419862