HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
İman edenler, hicret edenler ve canları ve mallarıyla Allah yolunda cihat edenler Allah katında en yüksek mertebededirler. Asıl kurtuluşa erenler de bunlardır.
Tevbe, 9/ 20.
HADÎS-İ ŞERİF
Mü'min insanların canları ve malları konusunda kendisine itimat ettikleri kimsedir. Muhacir ise hatalardan ve günahlardan uzaklaşandır.
İbni Mace, Fitne, 2, 3924.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
Türk Akımı'nda Sofya hamlesi          Ana kız bir oldu hedefi vurdu    Aman yok!    Devlet gibi adamların mekanıydı    İhracatın da şampiyonu THY    Tiyatro bitti    CIA'den tehdit       Erken seçim yok    Peyzajda marka şehir: İstanbul    Acı hatıralar müzesi    Komisyonda fezleke dağı    Dövizi gastronomi turisti bırakıyor   
Kategori : EDEBİYAT / OKUMAK
Okunma Sayısı: 116
KİTAP; AMA HER KİTAP DEĞİL

KİTAP; AMA HER KİTAP DEĞİL“Öğretilmiş” tercihleri, her sunulana dair önkabulleriyle gülümserken, ceplerine cömertlik eklerken, sınırsız toleransla vitrinlere bakarken, baktığını beğenirken, beğendiğini alırken neyi arıyor insan?

Mutluluğu...

Arayışın sınırları bunca genişleyip mutluluk da aynı hızla uzaklaştığından beri, bu kıtlığın çaresi olduğunu iddia eden sayısız ürün ve reçete var.

Ve en çok da kitap var.

Çünkü kitap, toplum için en ikna edici, en saygın reçete görülüyor…

Bilginin saflaşmış, elenmiş, dinlenmiş, kayda değmesi uygun hâli, kitaplaştırılmaya layık görülmüş olanı. Yahut toplum kabulü böyle.

Hâlbuki kalite referansı neredeyse tüketmiş ve güven tazelemek için reklam kampanyalarına boğulmuş popülerlikle özdeş kitap, artık bilginin temsili olmaktan uzaklaşmış hâliyle daha sık karşımıza çıkıyor.

Uğruna bunca seferberliğe girişildiğine bakılırsa mutluluk için verilen tarifler de tutmuyor. İddia ettikleri mutluluğa eriştiremiyorlar ki, hâlâ asılsız tariflerin peşine düşmüş çaresiz kalabalıklar var.

Garip belki ama, bilgi insanı huzursuz ediyor artık. Teknoloji bilgiyi çoğalttıkça gözden düşüyor. Çünkü sınırsız çoğalan bilgi, sağlaması yapılamadan mekanik hafızalara ve oradan da dimağlara yığılıyor. Bir gün bakıyorsunuz yalanlanıyor.

Toprağa ve güneşe bakarak irfanını tek cümleye sığdıran bir ümmi bilgenin sözüne erişemeyen ama kaynak olduğunu iddia eden yığınla kitap var. Doğruluğu kesinleşmemiş, tahlil edilmemiş yığınlar var…

Bilmek, bir taraftan bilgi kazanındaki karmaşanının farkına varmak, şüphe duymak demek... Yorumlanmamış ve doğrulanmamış her bilgi, bilinmezliğin dehşetinin verdiği huzursuzluk demek…

Yaygınlaşan bilgi yanlışlarındaki artış, basılı ürünleri de sıhhatsiz hâle getiriyor. Bu hatalı çoğalımlardan en büyük zararı gören ve bilgiden soğuyanlar, genç nesiller. Çoğunun pamuk ipliğiyle tutunduğu bilgiye dair merak duygusu, gün yüzü görmeden imha ediliyor bu yüzden.

Dünyada neredeyse hiçbir devirde, hakiki bilgiyi sorgulamak çoğunluğun işi olmadı, nitekim bugün de değil. Ancak sorgulama şekil değiştirdi ve bağımsızlaştı. Bağımsız denetçilerin de denetlenmeye ihtiyacı var. Ama mihengini bulmak artık güç iş.

Doğruluğu saptanmamış bilginin kaynağından içen sıradan insanın hayatı konusunda umutsuzluğa sürüklenmesi, kaybolması, hakikatinden uzaklaşması ve ihtiyacını tespit edememesi, sağlıksız bilginin geniş çaplı etkisinde kalındığını anlatıyor.

Hastalığa sebep olanlarla tedavi olmak ve maddi kaygılarla piyasaya “mal” olmuş ürünlerle zehirlenerek yine onlarla şifa aramak paradoksu, içinde bulunduğumuz devrin asıl meselesi.

Kısaca doğru bir rehber olmadan ve muhakeme refleksi gelişmeden yapılan okumalar, kimi zaman yarar değil zarar getiriyor.

Şifa kıtlığında bu kadar sıhhatsiz bilgi bıktırdı. Doğru, yanlış, şüpheli, çalıntı, alıntı, çeviri, kurtarıcı şifacı iddiaları olsa da yorumun yorumuna özenen, suyunun suyunu anlatan her bilgi bıktırdı.

Oysa bıktıracak kadar okumadık, yalnızca bıktıracakları okuduk… Sözcülere, lâf taşıyanlara inandık, onların seslerini okuduk, kendimiz yaşamış ve öğrenmiş gibi olduk. Ama duyduklarımız büyük oranda yorumdu ve bilginin kendisi değildi.

Yorumun yorumlanacak nesi vardı ki… iletişim araçları yeterince yoruyordu, yorumluyordu.

İlla kitap; ama her kitap değil…

İlla bilgi; ama her bilgi değil…

Nicedir dünya, kendine umut satan tacirlerin peşinde ve nicedir her tür inanç sisteminin kurcalanıp türlü “karma”lar eşliğinde, içinde inanç olmadan pazarlandığını gördük…

Çok satan kitaplar, yarınımızı kurgulayanlar; çok izlenen filmler, yarına ait komplo teorileri üretenler; çok dinlenen müzikler, büyük gürültüler oldu hep. Ve hepsi, her merhalesi değerli gerçek “hayat”tan ve zamanın değerli olduğu gerçeğinden uzaklaştırdılar.

Yalnızca “satılık” kitapların içinde, satılık umut tacirleri tepinip duruyor. Gençlerin ne okuduklarını gerçekten biliyor muyuz? Onları önce kötümserliğe ve karamsarlığa sürükleyen, sonra da kurtarıcı edasıyla yalan ve sapkın inançlar pazarlayan kitaplıkları inceliyor muyuz?

Geleceğimize kıydığı halde elden ele dolaşan fantastik türdeki kitapların genç zihinlerde açtığı oyuğa sırtımızı dönüp gitmenin vebali büyük.

Bilgi içermeyen, kirlilik ihtiva eden yayınların cazibesi konusunda teknik ve ilmî değerlendirmeler yapmak ve karşısına daha büyük iddiada ve daha cazip hâle getirilmiş doğruları koymak mecburi.

İlim ve kalem ehlinin bu noktada rehberliğine ve gayretine hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var.  

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Elif Sönmezışık
05-12-17
E mail: yenisoz.com.tr  
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KİTAP; AMA HER KİTAP DEĞİL
Online Kişi: 15
Bu Gün: 73 || Bu Ay: 5617 || Toplam Ziyaretçi: 919904 || Toplam Tıklanma: 23726308