ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN!

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.

Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 208
İTİRAF EDİYORUM: ÇOK GERİCİYİM ÇOOOK!

GÖKYÜZÜNDEN ERİK ÇALAN ÇOCUKEsasen okkalı ve eskimez seyahatnamelerin hepsi, ulaşım imkanlarının bugüne göre olmadığı dönemlerde yazılmıştır.

Yani medeniyet diye kakalanan teknoloji sayesinde 15-20 saatte dünyanın öbür ucuna gidebiliyor olmak, asırlar önce yapılan seyahatlere göre oldukça zevksiz, tatsız ve seyahat anlamında değersizdir.

İnsan eliyle dünyanın canına okunmadan evvel, deniz, dağ, boğaz, orman, ırmak gibi harikalar, insanlar için hemen yanı başlarında ve “yaşanacak” şekilde hazır ve nazırdı.

Daha fazlası için yapılacak seyahatler ise kişilerin tercihine kalmış bir şeydi.

Bundan beş-altı yüz sene evvel dünyayı gezmek hem güvenlik ve bürokrasi açısından hem de maliyet açısından bugüne göre daha fazla insanın kalkışabileceği bir hususiyetler taşıyordu.

Bugün herkes her yere gidebiliyor gibi gözüküyor ama eğer kuvvetli bir bütçeniz yoksa bunu yapamazsınız.

Dünya seyahati için iki tercih var önümüzde:

Ya çok zengin/ elitist olacaksınız.

Ya da bitli turist muamelesi görecek ve kötü şartlara katlanacaksınız.

Seyyah olmanın itibarı bu yüzyılda herkesçe kabullenilen ve takdir edilen seviyede değil.

Dolayısıyla asırlar önceki seyahatnamelerin tadını verecek eserler de çıkmıyor.

O zaman “ilericilik” ve “teknoloji” ne getirdi ne götürdü ve kısacık hayatımızdan bu sözde “konfor” için ne bedel ödüyoruz düşünmemiz lazım.

Xxx

Metropolün dip sesi/ uğultusu olmadan, düşen yaprakların çıtırtısını duyabileceğiniz sakinlikte, hiçbir zararlı elektromanyetik şualara maruz kalmadan, tertemiz havada, üstelik bulunduğunuz yere göre, deniz baskınsa iyot kokusu, yeşillik baskınsa ağaçların, bitkilerin, çiçeklerin rayihası arasında teneffüs ederek ve zamanın despot zincirlerinden kurtulmuş bir hürriyet hissiyle yaşamak…

Aya gitmeseydik neyimiz eksik kalırdı?

Ve teknoloji değil midir Köroğlu’nun dediği gibi “mertliği” bozan…

Kuzey Koreli bir manyağın havai fişek atar gibi zırt pırt füze denemesi yapacak seviyede olması fakat halkının refah seviyesinin yerlerde sürünmesi…

Bütün dünya zenginliğinin büyük kısmının bir iki Siyonist/ sapkın aileye ait olması…

Gıdalarımızın neredeyse tamamının hem lezzetini kaybetmesi ve hem zararlı unsurlar barındırması…

Soysuzların hükümranlığı…

Beyinlerimizin algı operasyonlarıyla baskılanması…

Ahmakların kutsadığı teknolojinin eseri değil mi?

Teknolojiyi medeniyet üretirse insana hizmet eder…

Teknolojinin ürettiği medeniyet ise insanı yarı robot, yarı hayvan mutantlara dönüştürür.

Hacetlenmek için jeton alır, turnikeden geçersiniz en hafifinden ve siz daha işinizi bitirmeden fotoselli lambalar kararır, kazuratınızla karanlıkta kalırsınız.

Eskinin alimleri/ bilginleri yaratılmış her şeyin mikroptan, atoma, fezadan yerin dibine kadar keşfini yapmışlar fakat “fıtrat”a ters düşecek dönüşüm ve değişimlere kalkışmamışlar.

Mesela oğlumun kimya ödevi sayesinde ismine ve hayatına muttali olduğum bir ortaçağ kimyacısı ile ilgili bilgi paylaşmak istiyorum:

“Her ne kadar Cabir bin Hayyan’ın çalışmaları tıp, astronomi, matematik, felsefe ve dönemin diğer ilim alanlarına yayılmışsa da o birinci derecede bir kimyacı olarak kabul edilir. Onun kimya tarihindeki seçkin yerini ilk tesbit eden ve kimyayı sistemli bir deneysel bilim haline getirdiğini ilk gören E. J. Holmyard'dır. Bu araştırmacı, ilimler tarihinde Cabir'in yalnız kimyacı değil ayrıca tabip, filozof ve astronomi bilgini sıfatlarıyla da özel bir yere sahip olduğu görüşündedir. E. O. Lippmann ise Cabir'in kimya tarihindeki yerinin Boyle, Priestley ve Lavoisier gibi modern kimyanın kurucuları ile denk olduğunu söylemektedir. Gerçekten de Cabir tabiat bilimlerinde deneysel metodun önemini tam olarak kavramış ve bu metodu bütün çalışmalarında uygulamıştır. Onun "Bu kitapta duyduklarımızı, bize söylenenleri yahut okuduklarımızı değil ancak tecrübe ettikten sonra gözlediğimiz şeylerin özelliklerini zikrettik" şeklindeki ifadesi deneysel metoda verdiği önemi göstermektedir. Bu sebeple bütün Ortaçağ kimyacıları büyük ölçüde Cabir'in tesirinde kalmışlar. Ebu Bekir er- Razi ve İbn Sina gibi filozof ve bilginler onu üstat olarak tanımışlardır. Hatta Roger Bacon bile ondan "üstatların üstad ı" diye söz etmiştir.  Cabir’e göre madenler asılları itibariyle gezegenlerin yeryüzündeki nişanlarıdır ve bu yönleriyle yalnızca yeryüzüne ait olmayan birer cevherdirler. Ancak madenlerin oluşma ve dönüşme süreçlerinde esas olan cıva ve kükürdün bilinen kimya elementleri olarak değil erkek ve dişi prensipleri gibi birer oluş prensibi şeklinde anlaşılması gerekmektedir. Madenler arasındaki farklılıklar ihtiva ettikleri cıva-kükürt oranı ile oluşumu gerçekleştiren semavi etkilerdeki farklılıktan doğmaktadır.”

Bu adı geçen Kimya alimi miladı 805’de vefat etmiş. Yani 1200 yıl önce… Elektriğin olmadığı bir zaman dilimi… Ve sadece kimyada değil birçok alanda çok ileri bir ilim seviyesi.

Şimdi bütün dünyada iki gün yani 48 saat elektriğin olmadığını düşünün.

İnternet yok. Uçak yok. Tren yok. Ulaşım yok. Haberleşme yok.

İşte o zaman geldiğimiz noktayı görürüz. Evden çıkamayız.

Yağmalar başlar.

Gerisini hayal edin…

48 saat ve bütün dünyada…

Xxx

Bilime tapınmanın sonucu, bilimi put haline getirmek ve insanın aleyhine dönüştürmektir.

Gerçek medeniyet manevi değerlerin üzerinde yükselen medeniyettir.

Ve o medeniyetin ürettiği teknoloji gerçek ilerlemedir.

Ben onun için gericinin önde gideniyim.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Murat Başaran
06-01-18
E mail: medyamit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İTİRAF EDİYORUM: ÇOK GERİCİYİM ÇOOOK!
Online Kişi: 25
Bu Gün: 212 || Bu Ay: 6770 || Toplam Ziyaretçi: 1005444 || Toplam Tıklanma: 26347115