HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Her çıkmaz sokağın çıkmaz olduğunu anlamak için sonuna kadar yürümek zorunda bırakıldık.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MEKTEP (Talebe Yazıları)
Okunma Sayısı: 2444
Yazar: A.Tunahan Şimşek
ANNE BEN ÖLMEK İSTEMİYORUM

Küçük bir çocuk annesinin çâresizce bakışları önünde ona aç olduğunu söylüyor. Elini uzatıyor annesine, “Anne ben ölmek istemiyorum.” diyen bakışlarıyla... Annesi ona yardım etmek istiyor ama onun da elinden bir şey gelmiyor.
Susuzluktan dudakları kuruyan, açlıktan midesi kazınan ana oğlun hikâyesi bu... Yoksulluk ve yoksulluğun getirdiği çâresizlik, mutsuzluk, umutsuzluk... O bakışlar her şeyi anlatıyor insana. Bir lokma ekmek bekleyen bakışlardaki o derin mânâ... Ayağında pabuçları olmayan, soğuktan elleri çatlamış, kırmızı ışık yandığında umutla koşarak arabaların camlarından içeriye bakışları insanın canını acıtıyor. Hastane önlerinde, câmi avlularında, otobüs ve minibüs duraklarında su, mendil ve simit satan, ayakkabı boyayan yavruları gördükçe kahroluyor insan...
Bâzen insan düşünmeden edemiyor, onları her gördüğünde o küçücük çocukların yerine kendi çocuklarını koyuyor. İşte o zaman onların ne kadar acınası bir hâlde olduğunu daha iyi anlıyor. Ara sıra yüzleri gülmüyor değil; verirsin bir iki lira, dünyalar onların oluverir.
Binlerce lüksseverin yaşadığı ülkede yalın ayaklar, çatlamış eller, dudaklar anlatıyordu her şeyi.
Kimileri sıcak evlerinde mışıl mışıl uyurken, kimi yavrucakların ise kümesten beter gecekondularda soğuktan ve açlıktan gözlerine uyku girmiyordu. Hiçbir şeyin noksan olmadığı lüks sofralarda kimileri yemek beğenmezken, onlar açlıktan ölüyorlardı. Yoksulluk rahat bırakmıyordu onları. İnsanların, kuş sütünün bile eksik olmadığı yemek masalarında, yemek hakkında aptal saptal yorum yapma rezilliklerini gördükçe vaziyetin ne kadar vahim olduğunu daha iyi anlıyorum.
Neredeydi şu meşhur yardımseverler?..
Bu yardımseverlik neden sadece sözdeydi, faaliyette yoktu? Bu kadar aç yavrucak sokaklarda yalın ayak ekmek parası için simit, su satarken televizyonlarda yemeklerin anormal bir şekilde tenkit edildiği, beğenilmediği ve hatta çöpe atıldığı rezil programlar doluydu… Doğru olan şey bu muydu? Ayağında giyecek ayakkabısı olmayan binlerce çocuk varken, çeşit çeşit marka ayakabılara cep dolusu para vermek ne katı yüreklilikti? Görüntü yardımseverliğin had safhada olduğunu gösterirken, hakikat bencilliğin had safhada olduğunu gösteriyordu.

Osmanlı Böyle miydi?

Osmanlıda bazı zenginler fakirlere yardım ederken aynı zamanda onların şereflerini korumak, onları utandırmamak için “sadaka taşı” denen taşın üzerine para bırakırlarmış. Derdini kimseye anlatamayan, yoksulluk içinde yaşayan insanlar geceleyin gelirler ve sadece ihtiyaçları kadar parayı alır, sadakayı bırakan için duâ ederlermiş. Osmanlıda sayısız imaretler (aşevi) bulunduğu da bir hakikatti ama şimdiki hakikatle dağlar kadar fark vardı.
1336’da İznik’te, Orhan Bey tarafından kurulan ilk imâretin açılışında koca padişah Orhan Bey, kendi eliyle fakirlere yemek dağıtmıştır. Sultan II. Murat’ın da aynı hareketi sergileyip, Orhan Bey’den geri kalmadığı, bu büyük padişahların milletine olan düşkünlüklerini açıkça ortaya koymaktadır. Bir padişah dahi yoksulları bu kadar çok düşünürken bizim sergilediğimiz bencilliği örtbas etmek utanç vericiydi.
İşte birçok padişah yardımseverliğini bu şekilde ortaya koymuşlardır. Hattâ fakir milletinin şerefini düşünüp, sadakanın gizli olmasını isteyerek birçok yere sadaka taşları yaptırmışlardır. Nasıl bir insan zenginlere, zengin oldukları için sevgi göstermemeliyse; fakirleri de, fakir oldukları için aşağılamamalıdır.
Tabii, örnekleri yalnız Osmanlıdan vermek çok yanlış olur. Nitekim Hz. Muhammet (s.a.v)’e ilk iman edenler fakirlerdir. Kâfir zenginlerin bazıları da Hz. Muhammet’e – fakirler inandıkları için – iman etmemişlerdir. Hz. Muhammet fakir insanları zenginlerden daha çok sevmiştir. “Müslümanım...” diyen zenginler de bu bilgiden hareketle fakir insanlara her zaman yardımda faaliyette bulunmalıdırlar.
Ülkemizde her yıl yaklaşık 200.000 kişi açlıktan hayatını yitiriyor. Kimi yalın ayak, bu kadar kimsesiz, aç, bu kadar yoksulun varlığını aldırmayarak paraları saçma sapanTV programlarına, villalara, köşklere velhâsıl şahsî zevklere harcamak israf değil midir?
Bir de her zaman insanlıktan, yardımseverlikten bahsederler ya... Bazen “Hay sizin insanlığınız olmaz olsun emi!” diyesi geliyor insanın…
Allah (c.c) sonumuzu hayretsin…
İmam Buhari’nin naklettiği bir hadîs-i şerifle makâleme son vermek istiyorum: “Fakirleri hor görmeyin. Onların hürmetine yardım görüyor ve rızıklanıyorsunuz.”

Yazar: A.Tunahan Şimşek
11-09-10
E mail: ahmettunahan_1453@hotmail.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ANNE BEN ÖLMEK İSTEMİYORUM
Online Kişi: 23
Bu Gün: 77 || Bu Ay: 8583 || Toplam Ziyaretçi: 1291409 || Toplam Tıklanma: 34413672