
| Kategori : TASAVVUF / TASAVVUFA DÂÝR | Okunma Says: 2786 |
Okuyucularmzn bu yazdan önce "Tasavvufu nasslarla temellendirme mevzuunda bir tartma-I" balkl yazy okumalarn tavsiye ederiz. (Dorulu)
Fatih M. Tiyanan'n cevaba cevab:
Vermi olduunuz cevaba cevaben unlar ifade etmek istiyorum:
*Öretinin doktrin kelimesinin karl olarak anlamlandrlmas da bu kelimenin Allah katnda tek din olarak kabul edilen slam’n kurallar bütünü eklinde ifadelendirilmesine manidir. Doktrin felsefi bir kavramdr ve bir inanca ait ilkeler dizisi olmas bu felsefi çerçevede deer bulabilir. Nasl ki bir slam Felsefesi’nden söz edemezsek doktrin ya da öreti kelimesini gerçek anlamda “din” kelimesine karlk olarak ya da onun herhangi bir cüzü anlamnda kullanamayz.
*Dinin bir dogma ksm olduu ifadesi de yanltr. Bir oryantaliste göre mesela slam’da dogmalar olabilir. Ancak nass kavram kesinlikle dogmann karl deildir. Bize ait kavramlarla bakalarnn bize dayatmaya çalt kavramlar arasnda fark vardr.
*Dinin kurallaryla bilimin ya da felsefenin kurallar herhalde ayn temel deerler üzerinden anlalamaz. Ancak siz kullanm olduunuz kavramlarla dini sanki teorii ve pratii olan bir bilim dal seviyesinde yahut bir felsefi sistem çerçevesinde yorumluyorsunuz. Bu balbana bir sorun tekil ediyor.
*Epistemeloji, anlamn bizatihi bilimsel çerçevede bulur. Bilgiye vurgu yapmakla biz dini epistemelojik birtakm temeller üzerine oturtamayz. Eer bir bilgiden söz edeceksek dini bilgi ile bilimsel bilgi yahut felsefi bilgiyi ayn kavramlar üzerinden düünemeyiz, yorumlayamayz.
*Kullandnz kavramlar dine ve dini mevzulara rasyonel bir bak açs gelitirdiinizi ifade ve ispat ediyor. Aklclk derken kastettiim ey budur. Akln kullanmak ise bu deildir. Kullanm olduunuz mantksal çerçeve bilimsel metodolojiye gayet uygundur. slam mantkszl ya da akl devred brakmay öngörmez, ancak aklmz ve kullandmz mantksal çerçeve bilimin ya da felsefenin mantksal çerçevesine yaklayorsa orada bir sorun var demektir. aret etmeye çaltm budur.
*”Allah der ki, bu Kuran Allah indinden gelmemi olsayd, onun içinde fazlaca “ihtilaf” olurdu.” ifadenizde “fazlaca” kelimesi fazladr. Çünkü Allah’n kitabnda az ya da çok hiçbir ihtilaf yoktur. htilaf insanlarn görülerinde, düüncelerinde ve bak açlarndadr.
*Kavramlarn yetersizlii bir vakadr. Bunu kolayclk olarak görmek kolayclktr. Hayatta sr olmayan ve olan eyler vardr. Somut ve soyut vardr. Aikar ve gizli vardr. Zahir ve batn vardr. Madde ve mana vardr. Beden ve ruh vardr. Muhkem ve müteabih vardr. Bir ey ve onun zdd vardr. Herey zddyla kaimdir. Hayatn ve ölümün yaratl bu devran üzere iken sizin bu hereyi tarif edip, ifadelendirip ayaklarn yere bastrma gayretinizi neye yormal?
*Son söz olarak sizin bak açnzla, bu kavram kargaasyla, oluturulmak istenen bu düünce sistemiyle altn ve bakr birbirinden ayrmak mümkün görünmüyor.
Selametle…
... Mutluluk anlamaktr, anlam aktr...
Rütü Hacolu araya giriyor:
Ksa devre...
Sevgili Fatih!
kinci yorumunuzun balam kayd. Tasavvufun bilgi kaynandan, yazarn zihniyet analizine doru bir ksa devre oldu sanyorum.
Belki "bilimsel" bir beklenti olarak telakki edebilirsin ama zihinlerimiz nedensellii yok sayarak nasl bir "anlama" gerçekletirebilir merak ediyorum?
Tasavvuf da tam bunu önermiyormu: nedensellikle çalmakta olan aklmz terk edip akldndan(bir bakasnn aklndan) gelen önermelere sormakszn teslim olup kabullenmemizi beklemiyor mu bizden?
Sayn yazar da bu önermelerin tutarlln ve islamla olan ilgilerini incelemi ve paylam. nceleme konusu olan önermelerin ne'liine ve niçinliine ilikin sizin yaklamnz da bizim anlamamz kolaylatracaktr. Yazarn ne'lii ve nasll deil diye düünüyorum...
Selamünaleyküm
Fatih M. Tiyanan'n R. Hacolu'na cevab:
Nedensellik zokas
Bize bu hayatn tüm gerçeklerini nedensellikle anlamay kabul ettiren bir zihniyet var. Okullarda bunlar öretiyorlar. Hereyin sebep-sonuç zincirine sk skya bal olduunu, bu evrensel yasann (!) herey için geçerli olduunu dayatyorlar. Bu, tamamen hatal bir yaklamdr.
Sebep-Sonuç zinciri elbette var. Ancak ben bir müslüman olarak bunu Bat'nn deer sistemine ait bir kavramla deil, "Sünnetullah" kavramyla açklamak isterim. Tasavvuf akl terketmek deil, akl terbiye etmektir. Terbiye olmam akllar kalplere baskn gelir ve ona söz hakk tanmaz. Zalim bir hükümdar kesilir beer ülkesinde. Bir ilm-i hal olarak tasavvuf bu terbiye için vardr.
mam- Gazâlî'nin bir sözünü hatrlatmak isterim: "Cevizi krp özüne inemeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder." Nasl kabua ait kavramlar öze ait kavramlarla ayn deilse ve biri dieri cinsinden açklanamyorsa, zahire ve batna dair kavramlar ve anlaylar da farkldr. Farkl olmalar normaldir.
Yazarn nelii ve nasll konusuyla ilgili deilim. Bizatihi mevzu ile ilgiliyim. Yazdm eyler gayet açk. Ayrca tasavvufu temellendirmek, ilahi ak temellendirmek kadar yersiz bir gayret. Ne tasavvuf ne de ak bir bilgi sistemidir. Bunu anlamak zor olmasa gerek.
Selametle...
... Mutluluk anlamaktr, anlam aktr...
Rütü Hacolu'nun F. M. Tiyanan'a cevab:
Çift düün
Sevgili Fatih!
Amacm tekil bireylerin inançlarn sorgulamak deil. Yani, "neden böyle bir eye inanyorsunuz?" sorusu deil. Çünkü, biliyorum ki insan inanarak yaar zaten. Snrl oluu, kaçnlmaz olarak onu, snrlarn aan durumlarda inanmaya mecbur eder. Oras bir kabuller alandr; ister nas de! istersen dogma de!
Epistemoloji de bu çerçevede bilginin imkanlln (snrn bulma) anlama çabasdr. Tüm epistemolojik çabalar nihayetinde bir snanmas mümkün olmayan, kabul/nas/dogma alanna dayanr. Ondan sonras bir inanç konusudur.
Mesela; herhangi bir kimsenin, bir müslümana sorabilecei " Muhammed (a.s.)e neden inanyorsunuz? " sorusuna, müslümann verecei "Çünkü Allah'n rasulü" cevab yanllanamaz. Herhangi biri bunu ya kabul ya da reddeder. Bu cevap ayn zamanda, müslümann gayba ilikin önermelerinin dayanan da içermektedir.
Buna mukabil, bir müslümann, herhangi birinin müahade alannn ötesine (gayb) dair, snanmas mümkün olamayan önermelerine: "Bu söylediklerinizin/bilginin, dayana/meruiyeti/kayna nedir? " sorusuna verecekleri cevap ya " rasul " olduu ya da " tanr " olduunun iddiasndan bakasn ima etmez deil mi?
Yaznn konusu olan "temellendirme" dorudan âri' ile olan ban yani meruiyetin sorgulanmasdr. Epistemolojik sorgulama deerin-normun kaynan, bilginin araçlarn ve nihayetinde "kutsal"n 'kim'liine dair bir anlama çabasdr. lahi/kuddüs olann balad, beerin snrlarnn gelip dayand yeri, yani haddimizi bilme çabasdr.
Ama snr yok, ak snrlandrlamaz ve hatta temele ihtiyaç duymakszn bolukta yükselebilmektir diyorsan, ki bunu ima eden bir deyiini aaya alalm:
"...Yazdm eyler gayet açk. Ayrca tasavvufu temellendirmek, ilahi ak temellendirmek kadar yersiz bir gayret. Ne tasavvuf ne de ak bir bilgi sistemidir. Bunu anlamak zor olmasa gerek..."
ve soralm:
ne'ye, nasl dayanarak, niçin bunu söyleyebiliyorsunuz?
-----
* Çift düün: George Orwell'in ünlü ‘1984’ isimli kitabnda geçen bir deyimdir ve çelikileri görmezden gelerek kabullenmeyi, bir çeit bilinçli körlüü anlatr. Beyinleri ykanan insanlar çift düünmeye artlandrlr.
Romanda yer alan, savalardan sorumlu ‘Bar Bakanl’ ve muhaliflere ikence yaplan ‘Sevgi Bakanl’ buna örnek olarak verilebilir.
Türk Hukuk Sistemi dorudan çift düünle balar. " hukuk " kelimesi, hukuksuzluklar kamufle-örtbas etmek için kullanlr. Sistem kanuni-yasaldr ama kesinlikle hukuki deildir.
Hukuun temeli olan "hak" kavramnn içini boaltp meruiyetinden koparp, dorudan gayrmeru yasalarn örtüsü klmtr ve "hak" n kaynan izah edememektedir. Kendinden menkul(!) önermelerini kabul ettirebilmek için insann yaradln belirsizlie sürükleme çabas 1. maddesidir yoksa insann douuyla beraber geldiini söyledii bu "ey" in kimden nasl ve niçin geldii kendisince de belirsizdir.
Dolaysz olarak hak ile adalet arasnda bir illiyet/sebep-sonuç/nedensellik ilikisi vardr ve hak'n olmad yerde adaletten bahsetmek slogan atmaya edeer(siz)dir.
Selamünaleyküm
Ahmed Hayya'nn Fatih M. Tiyanan'a cevab:
Dier noktalar
Tasavvufun akl terk etmemek yönündeki telkinleri, Kuran’da akletmeye yaplan vurgudan duyulan korku olsa gerek. Çünkü hiçbir tasavvuf büyüü yoktur ki doruyu ve bilgiyi bulma arac olarak akl eletirmi olmasn. Zaten tasavvufta temelde iki kitle eletirilir : hakikati bulmak için akl kullananlar, Allah’a varmak için kuru zahitlik yapanlar – yani zahitliini “ak” ile birletirmeyenler. Kalp ve akl olarak bir ayrm yaparak birini dierinin üzerinde hakim klmaya çalmak aslnda tasavvufa yardmc olan bir giriim olmutur. Çünkü Sufilerin terbiye edilmi akl dedikleri aslnda çok da sorgulamayan akldr. Akl atl duruma getirmek, kalp adn verdikleri, halbuki kalp olmayan bir yetinin hakimiyetine zemin hazrlar.
“Zahire ve batna dair kavramlar ve anlaylar da farkldr. Farkl olmalar normaldir.” diyorsunuz, ancak zaten bizim temel sorunumuz da zahire ve batna dair kavramlarn varlnn/ayrlnn sorgulanmasdr. Yani bizim sorguladmz siz temel doru olarak kabul edip üzerine bilgi inasnda bulunuyorsunuz. te yaznn demek istedii tam da bu. Bu batl Hristiyanl kabul etmeyen birisiyle vaftiz olmann hükmünü tartmaya benziyor. Eer siz, ya da Gazzali, bana “batna dair kavramlar” slam dairesinde gerekçelendiremiyorsanz, bunun üzerine bina edeceiniz tezler hayali olmaktan öteye geçemeyecektir.
“ Ayrca tasavvufu temellendirmek, ilahi ak temellendirmek kadar yersiz bir gayret.”demisiniz.
Bundan unu mu anlamalyz : “Tasavvufun slam’da bir temelinin olup olmamas çok da önemli deildir. Böyle bir temel aray “yersiz bir gayrettir”. Tpk ilahi ak gibi. Ak eriatlar üstüdür, o Tanrnn kendisidir. Ak bulann artk eriatla ii mi olur” Eer bu kadar cesursanz ve ileri gidiyorsanz tartma için artk bir zemin yok gözükmektedir. .
Tasavvuf ilk zamanlardan bile slam dairesinde temellendirmeye çallmtr ve kimse bunu yersiz bir gayret olarak görmemitir. Bunun için sizi örnein en eski tasavvufi eserlerden olan Kueyri’nin Risalesine havale ediyorum. Orada mesela haller ve makamlarda üç kademeli bir temellendirme vardr. Önce tasavvufi hale ilikin ayetler yorumlanr, sonra hadisler ele alnr, ve en son geçmi Sufilerden bu konuya ilikin referanslar ilenir. Bu “yersiz gayreti” üstlenen sadece Kueyri olmamtr. Bunun yannda, en koyu (neredeyse heretik) tasavvuf erbab bile ilahi ak temellendirmeye çalyor. Kuran’ didik didik edip “hub” kelimeleri ile ilahi ak arasnda paralellik kurmaya çabalyor. Hatta bu uurda Arapça gramerini hiçe bile sayabiliyor. Bu konudaki “yersiz çabalar” için biraz Mesneviye göz gezdirmek yeterli.
Umarm önceki cevaplarla birlikte artk “temellendirme” ile kastedilenin, ne felsefi ne de bilimsel temellendirme olmadn ve “slam bilgi sistemi içinde temellendirme” olduunu anlatabilmiizdir.
Fatih M. Tiyanan'n cevab:
Noktalarda gezinirken
*Akl eletirmek akl safd brakmak demek deildir. Terbiye edilmi akl da sorgulamayan akl demek deildir. Sorgulamasn sahih ve salam metodlar üzerinden yapan akldr.
*Hakiki mutasavvf akl atl duruma getirmez, çünkü eriata sonuna kadar baldr. Hereyin bana Kur'an'n ve Sünnet'in hükümlerini koyar. Akln terbiye etmekle kalbini ihya eder.
*Zahire ve batna dair kavramlar eriat dairesi içerisinde ekillendirilebilir.
*Ak eriatlar üstü deildir, olamaz. Sonsuzluu kavram olarak bilir, ama onu kavrayamazsnz.
*Sorun tamamiyle metodoloji sorunudur. Daha önce de izah etmeye gayret ettiim üzere olaya bakmz hayli farkl.
Bilgilendirmeniz için teekkürler.
Selametle...
... Mutluluk anlamaktr, anlam aktr...
Ahmed Hayya:
Öncelikle referans gösterdiim ayetteki “fazla” kelimesinin fazla olduu yönünde yaptnz itirazn temelsiz olduunu belirtmeliyim, zira belirttiim ayet Nisa suresinin 82. Ayetidir ve meali “Onlar Kuran’ hiç anlamaya çalmazlar m? Eer o Allah’tan baka birinden gelmi olsayd onda mutlaka BR ÇOK çeliki bulurlard” (ihtilafen kesiran). Yani ÇOKÇA ifadesini ben söylemiyorum, Allah söylemi. Ve çokça çelikinin olmamas, biraz çelikinin olabilecei anlamna gelmez, çelikinin olmayna ilikin bir te’kid ifade eder.
Kavramsal bunalmlara girmeyeceim, bunlar çok anlamsz ve amaç saptrc. Dine ister doktrin deyin, ister öreti deyin, ister din olarak brakn, derdimiz bu deil, derdimiz hanif dinin/ öretinin/ doktrinin/ inancn vs. Allah’n istedii biçimde Allah’a has ve halis klnmas. Epistemolojiye ilikin söylediklerim de bu yönde: buna ister felsefi bilgi deyin, ister dini bilgi deyin, Allah’n her insan istedii salam bir itikattr. Eer itikadn bilgi temeli bu kadar önemli olmam olsayd, irk gibi itikadi bir konu için Allah “tüm amelleri boa çkartan” bir kavram olarak bahsetmezdi. Muvahhid bir müslüman mürikten ayran ey tamamen bilgi kökenlidir. Mürik, atalarndan tevarüs ettii bilgiye mebni bir itikatla, yine “Allah”a iman eder, ama onun Allah’a olan iman, muvahhidin vahiyden ald bilgiye bina ettii imandan tamamen farkldr. Bu kadar basit ve açk bir ayrmdan bahsediyorum.
Yazda modern bilim veya felsefeden devirilmi bir aklcln söz konusu olmadn tekrarlamama gerek yok aslnda. Bir kere slam’n temeli olan teslimiyet salt rasyonallie uygun deil. lginçtir ki Kuran’da akl kelimesi mastar olarak, yani sadece “akl” olarak hiç kullanlmaz, akln kullanm “akletmek” olarak geçer (akletmezler mi vs.). Bunun ötesinde, Kuran’n indii çadaki Arapça’da akln Yunan felsefesindeki mutlak akl gibi soyut bir kullanm da söz konusu deil. Akl her zaman pratik anlamda kullanlm, zaten Kuran’da bir iki yerde geçen “akleden kalp” ifadesi de, insann hakikati bulmak için, ister buna kalp deyin, ister fuad ya da vicdan, içinde yer alan bir yetiyle “akletmesini" ifade ediyor. Dolaysyla oldukça pratik ve sonuç-odakl bir akl. Burada Avrupa aydnlanmas kökenli bir rasyonalizmden söz etmek tabii ki imkansz.
Ancak eer tasavvufu slam’n bir alt-disiplini olarak ele alyorsanz –buna ister hal ilmi deyin, ister slam’n batn deyin fark etmez, sonuçta “slam” emsiyesi altna sokmak durumundasnz – kullanacanz “paradigma” (aman bu kelimeye de itiraz etmeyiniz efendim) yine slam’n, yani Allah’n ina ettii bir çerçeve olacaktr. Bu rasyonel deil, sonuna kadar “dinci” bir baktr. Zaten tasavvuf erbab da unu söylemez mi her zaman: eriatsz hakikat olmaz, olamaz. Yani tasavvufun kendi sistemi zaten slam’n bilgi çerçevesini kendisinin “dogmas” olarak kabul ediyor. Bunu bata Cüneyd olmak üzere Kueyri, Muhasibi, Serrac gibi ilk dönem Sufilerinde açkça okuyabilirsiniz. te bizim sorgulamaya çaltmz, tasavvufi “hakikat”in eriat içinde temellendirilmesi, konumlandrlmas ile ilgilidir. Ancak “aklmz ve kullandmz mantksal çerçevenin bilim veya felsefenin mantksal çerçevesine yaklamasndaki” korkuya anlam veremiyorum. Çünkü kullanaca mantksal çerçeveden çekinmesi ve korkmas gerekenler, mesela Hristiyanlardr, ya da ne bileyim Bahailerdir, ya da Budistlerdir. Konuya slam’i çerçevenin bilimsel çerçeveye yaklamas eklinde deil de, neden bilimin slam’i çerçeveye yaklamas olarak bakamyorsunuz? slam insanolunun bilim ve felsefi ürünlerinden tamamen ayr, onlara aykr, taban tabana zt söylemler mi içerir her zaman? Bugün bilim “Büyük Patlamay” kantlamaya çalyorsa, bu neden Kuran’n ina ettii slami kozmoloji anlayna doru bir geliim olarak adlandrlmasn ki?
Bakn, eer itikadnz gerçekten salam ise, dininize gerçekten güveniyorsanz, o zaman bu tür yaknlamalar sizi korkutmamal. Korkmas gereken ancak dinlerinin temelleri salam olmayanlardr. Elde Kuran gibi bir burhan var iken, ve zihnimiz, benliimiz, “mantksal çerçevemiz”, “paradigmalarmz” Kur’anla ina edilmi ise, korkmas gereken bizler deiliz, her asrda illa bir döneklii olan bilimsel çerçevedir.
nsanlar çok nadir olarak “her eyi” yanl yaparlar. Kuran da insanl ina ederken, kadim geleneklerden gelen dorulara dokunmam, yanllar düzeltmitir. Örnein, namaz kadim bir uygulamadr, ancak bozulmutur. Kur’an bu uygulamay düzelterek kabul etmitir. Namazn “Kabe’de slk çalarak ve el çrparak” yaplmayacan söyler. Ya da mesela Kur’an “kötülüün karl kötülüktür, ancak affederseniz Allah size daha çok iyilik verir” gibi bir ahlaki çerçeve çizer. Bugünkü hukuk kurallarnda veya uygulamalarnda bu yönde paralellikler görüyorsanz bu “yaknlama”, Allah tarafndan deil, insanlk tarafndandr.
Kavramlarn yetersizlii konusuna gelirsek… Kuran kendisini mübin (açk ve/veya açklayc) olarak ifade eder. Her eyi açkça (tbyanen li kulli ey’) tafsilli olarak anlattn söyler. Hak (rüd) ile batln (ayy) birbirinden ayrldn söyler. Yol gösterici (huden) olduunu söyler ve saire… Yani bizim bilmekle ve amel etmekle sorumlu olduumuz hakikat, “kavramlarn yetersiz kalaca” bir ey deildir. Yani dini, dinin amellerini, itikat konularn anlatacak kavramlar iman için oldukça yeterlidir. nsanolu kavramlardan oluan dil ile iletiim kurarken, kendisi onlarla kavramlarn yetmeyecei bir iletiime geçerek onlara tayamayacaklar bir yük yüklemekten münezzehtir. O bize kitab anlayalm diye “apaçk Arapça” indirdi. Ha eer gayb’dan bahsediyorsanz, zaten o “kavramlarn” konusu olmaktan uzak olan dairedir. Eer buna sr diyorsanz, o sr olarak kalmas gerekendir. Eer siz bir srr aça çkarttnz sanyorsanz, unu bilin ki o zaten hiçbir zaman sr olmamt.
Bir de sr olan ey ile olmayan ey arasndaki kartlk, somut olan ve soyut olan arasndaki kartlkla ayn ey deildir ki. Biz srr veya gayb bilemeyiz, ama soyut olan biliriz, mesela melekleri Allah’n tasvir ettii ekilde anlayabiliriz, bu gayb ve sr deildir. Ya da zahir ile batn arasndaki kartlk, beden ile ruh arasndaki kartlkla tartlamaz. Ruh bedenin batn deildir. Birbirlerinin zdd hiç deildir. Hele muhkem ve müteabihin bu kartlklarla hiç mi hiç alakas yoktur. tirazn bu ksmn tam anlamlandrabilmi deilim.
Bizim yapmaya çaltmz, iddia edildii gibi “her eyi tarif etmek deil”, aksine, erbab- Sufiyye’nin “tarif ettiini” söyledii eyleri sorgulamaktr. Yani aslnda iddia o taraftan gelmektedir ve iddia sahibi kendi temellendirmesini yapmakla mükelleftir. Bilgiyi biz oldukça snrl tutmak istiyoruz, ama bu snrl bilgimiz gerçekten doru bilgi olsun diyoruz. Bu bilgi “patlamas”, bu fütuhat, slam’n bir döneminde ortaya çkm bir olgudur, bunu kimse inkar edemez. Sorgulanan ve mihenge vurulmas talep edilen bu bilgilerdir.
Yani dinin temelinde bu “kavram kargaas” yoktur. Bir düünce sistemi de oluturmak istemiyoruz. Yaznn sonunda belirtildii gibi yaplmak istenen “asllara dönmektir”, bir sistem oluturmak deil. Zaten kurulmu bir sistemi anlamaktr. Peygamberinin hiç yaamad bir “kavram kargaasnn” nerde, hangi noktada ve hangi saiklerle ortaya çktn anlamak ve temellendirmeye buradan balamaktr. Bu ekilde altn ve bakr ayrmak mümkün olacak.
Ceyhun Bek isimli bir yorumcu:
Teekkürler...
Ve fakat una dikkat etmek gerek:
Tasavvufî baz haller akl-d deil; akl-ötesidir: NFK'nn tabiriyle akln verâsnda...
Tabiatyla "maverâ-y akl vadisi"nden ürün devirmek de kendine has bir yöntem gerektirir. Bu yöntemle devirilecek sonuçlar subjektif olabilir gibi görünse de ayn yoldan daha önce geçmilerin braktklar izler, iaretler ; belgilerden anlalr ki hemen hiç deimemitir.
Akl ile bu vadide yürümee kalkanlar "hayret dura"ndan öteye bir geçit bulamayacaktr ne yazk ki...
"Kitab okumuyorsanz tartmayalm..."
Dier yorumlar almaya lüzum görmedik.
Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.
NOT: Bu tartmay yaynlamaktan gayemiz elbette kafa kartrmak deil, Dorulu okuyucularnn ortada dolaan müsbet-menfî her fikir ve iddiadan haberdar olmasn salamaktr. Bakalarnn fikirlerini bilmeyenler kendi fikirlerini müdafaadan aciz kalrlar. (Dorulu)
Yazar: |
15-09-10 |
||
| E mail: cemaat.com | Tweet | ||