ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN!

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.

ÂYET-İ KERÎME
Onlar, "Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle" diyenlerdir.
Furkan.25/74.
HADÎS-İ ŞERİF
Bir iyiliğe öncülük yapan kimseye, o iyiliği yapanların mükafatı gibi sevap vardır.
Müslim, İmare, 133.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
Para üstü uyarısı: 1 kuruş dahi olsa alın    Van'da bulundu: Hemen devlet korumasına alındı       Telefonu patlayan CEO hayatını kaybetti    Gençlik ve Spor Bakanı, e-spor oynadı    Toz fırtınası tüm gezegeni kapladı    'Millet ittifakının dört resmi bir gizli ortağı var'    AİHM Breivik'in başvurusunu reddetti    Danimarka-Avustralya    Şehit yakınları CHP çelengini parçaladı    Binlerce çalışana 10 gün izin müjdesi    21 Haziran yaz gündönümünde neler oluyor    Mehmetçik İran sınırına ilerliyor       '24 Haziran Anadolu'yu hakir görenlerle yüzleşeceğimiz tarih'   
Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar)
Okunma Sayısı: 114
İYİ MÜFREDÂTLA KÖTÜ NETÎCE ALMA DERSLERİ

Aceleden ismi dahi doğru dürüst konulamayan, başlarda “Sınavsız Mahalli Sistem” denilirken sonradan meçhûl bir el mârifetiyle çok eskilerde kalmış LGS isminde karar kılınan, TEOG’un yerine âlây-ı vâlâ ile kurulan yeni imtihan ilk defâ yapıldı.

“İçinde imtihan olan bir sistem sonunda yine TEOG olur.” diye feryat ettik ama sesimizi duyuramadık. Nitekim öyle oldu. Trafik sıkıştı, vazîfeli öğretmen ve talebelerin birçoğu geç kaldı, anneler-babalar yine okulların önünde nöbet tuttu.

“İsteyen girecek denilse de girmeyenler çok az olacak.” demiştik. Bu da doğru çıktı. Öğrenme zorluğu çeken talebeler bile imtihana girdi. Tek başlarına bir sınıfta iki gözetmen eşliğinde…

Peki TEOG’u kaldıracağız diye niye ortalık velveleye verildi? Onca emek niye çekildi?

Her neyse… Çocuklarımıza muvaffakiyetler dileriz.

***

Aslında bugün ifâde etmek istediğim mevzû başka… Dumanı tüten imtihanlar vesîlesiyle maârifimizin büyük yaralarından birini yeniden düşündüm.

MEB, yakınlarda köklü bir müfredât değişikliği yaptı. Öyle bildik. Büyük ümitler bağlamıştık. Bu defâ olacaktı gâlibâ… Ama kemalistlerin şiddetli tepki vermesi üzerine bir MEB bürokratının söylediği söz millî eğitimde köklü bir zihniyet değişikliğinin -neredeyse- imkânsız olduğunu gösterdi: “Aslında bir şey değiştirmedik.” (meâlen) (Alparslan Aydar, Akit, 15. 01. 2018, “Yeni Türkiye, Eski Eğitim”)

İşin bir yönü bu… Başka bir yönü de müfredâtın uygulayıcısı olan öğretmenler... Müfredâtta köklü bir değişiklik yapabilseniz bile onu tatbîk edecek iyi öğretmenleri bulup işi onların eline vermezseniz değişen hiçbir şey olmayacaktır. İyi müfredât, kötü tatbîkâtçı elinde buharlaşacak, eski hâl devam edip gidecektir. Millî eğitimde arzulanan müspet gelişmeleri bir türlü gerçekleştiremememizin derinlerdeki görünmeyen ve görülemeyen sebebi budur. Ambarda fare yoksa buğday nerede? Şunu hep iddia ettim: Millî eğitimin asıl ve can alıcı meselesi işi îmanlı, idealist, derdi olan hocaların eline teslim edememektir.

“Kem âlâtla kemâlât olmaz.” sözünü tekrarlaya tekrarlaya bir hâl olduk. Bir eğitimci, çocuğu yapsa yapsa kendisi gibi yapar. Kendinden daha îmanlı, daha ahlâklı ve daha dertli yapamaz. Öyleyse…

Hukukçulardan da şu sözü çokça işitiriz: “En iyi kanun kötü tatbîkçi elinde berbat hâle gelebilir.” El-hak, doğrudur.

Dönüp dolaşıp insan unsuruna geliyoruz. İşleri iyi insan eline vermedikçe feryâdımız hiç dinmeyecek. Hattâ Nurettin Topçu’ya göre “iyi insan” bile derdimize çâre değildir. Bize “kalp insanı” lâzım. Yani şahsî menfaatlerini aşmış, “gözlerimi kaparım vazîfemi yaparım”cı “vazîfe adamı” pasifliğini üstünden atmış, hayatını büyük dâvâya adamış insanlar… Böyle insanları bulmalı, yetiştirmeli ve işleri bunların eline teslîm etmeli. Behemehâl!

Mütedeyyin insanları büyük beklentilere sokan ama bürokratın sözüyle belli olduğu gibi “Aslında bir şey değişmemiş” olan yeni müfredâtın başka başka ellerde ne hâle geldiğini ayan beyan ortaya koyan bir misâlle karşılaştım. Evet, yeni müfredâtta aslında bir şey değişmemişti ama dudaklara bir parmak bal kabîlinden ufak tefek üç beş şey konulmuş. Bakınız, onlar da bazı tatbîkçiler elinde ne hâle gelmiş.

Geçenlerde bir eve misafir olarak gitmiştim. Evin kızı lise ikinci sınıf öğrencisiydi. Konuşma esnasında, öğretmenlikteki eski günlerimi hatırlamak babında, kızımızdan edebiyat kitabını istedim. Kitabı şöyle bir karıştırınca, bir şey çok dikkatimi çekti. O da şu:

Kitabın birinci konusu Mevlâna, ikinci konusu Yunus Emre, üçüncü konusu Süleyman Çelebi ve dördüncü konusu da Sabahattin Ali olarak düzenlenmiş. Konuların dizilişi gayet güzel de dikkatimi çeken şey başka. Mevlâna, Yunus Emre ve Süleyman Çelebi konuları “tertemiz” dururken, Sabahattin Ali konusu notlarla dolu, sayfada neredeyse boş yer kalmamış.           

Kızımıza sordum: “Kızım, siz sınıfta bu üç konuyu işlemediniz mi? Hiç çizik yok, kalem oynatılmamış!” Kızımız bana ne dese beğenirsiniz? “Hayır, öğretmenimiz o konuları atladı!”

“Peki” dedim, “Size okumak için verdiği romanlar var mıdır?” Kızımız üç adet roman getirdi; üçü de demode olmuş, kaşarlanmış, adı sanı anılmaz üç yazarın!

Düşündüm!.. Siz iyi müfredat, medeniyet çizginize uygun müfredat hazırlasanız da, o müfredatı okutmayıp, ruhları iğdiş eden, ideolojisi dibe vurmuş “yapıtlar” okutan öğretmenlerinizi denetleyemiyorsanız, daha çok yapılacak işiniz var demektir. (Durmuş Ali Taşçı, Haber7.com, 03. 05. 2018, Ah bu yazarlar, bu okumalar!..)

Her şey apaçık değil mi?

Durmuş Ali Hoca’ma katılmadığım bir husus var. Hayır hocam, mesele denetleme meselesi değil. O öğretmenin başına müfettiş de dikseniz (burada müfettişin de aynı fikirden olma ihtimâlini de gözden uzak tutmayalım) yapacağını yapacaktır. Mesele kötü bir müfradâttan bile hayırlar çıkarabilecek öğretmenleri seçmektir.

Sınıfa sokakta dahi ayıp sayılacak dekolte kıyafetlerle giren, Ramazan gününde çocukların önünde yiyip içen eğitimci ile hangi mukaddes hedeflere yürüyeceksiniz?

Şu anda tesettürü içinde mutlu, kadın doğum ihtisâsı yapan bir kızımızın şu sözü gözümüzü açmayacaksa ne açabilir? “İlkokul öğretmenim beni ateist yapmıştı. Îmanlı bir öğretmenle karşılaşmasaydım öylece kalırdım.” Allah o hocamızdan râzı olsun. İşte böyle insanları bulmalı, maârifi onlara vermeliyiz.

Liyâkat da liyâkat diye tepiniyoruz.

Maârifte liyâkatin barajı îman ve ahlâktır. Bir test imtihânı maârifçinin liyâkatini belirleyemez. İmtihan notları ancak îman ve ahlâk barajını geçmişler arasında bir seçim yapmak için ölçü olabilir.

Maârif (eğitim), ayağı bu toprağa basmayan, milletimizin ruh kökünden kopuk tiplerden kurtulmadıkça özlediğimiz “Diriliş” gerçekleşmeyecektir.

Yazar: Ahmet Ar
02-06-18
E mail: ahmet_ar@dogrulus.com
Yazar Hakkında Bilgi ve Diğer Yazıları
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İYİ MÜFREDÂTLA KÖTÜ NETÎCE ALMA DERSLERİ
Online Kişi: 69
Bu Gün: 155 || Bu Ay: 5192 || Toplam Ziyaretçi: 1044409 || Toplam Tıklanma: 27804920