ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN!

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.

ÂYET-İ KERÎME
Onlar, "Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle" diyenlerdir.
Furkan.25/74.
HADÎS-İ ŞERİF
Bir iyiliğe öncülük yapan kimseye, o iyiliği yapanların mükafatı gibi sevap vardır.
Müslim, İmare, 133.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
Van'da bulundu: Hemen devlet korumasına alındı       Telefonu patlayan CEO hayatını kaybetti    Gençlik ve Spor Bakanı, e-spor oynadı    Toz fırtınası tüm gezegeni kapladı    'Millet ittifakının dört resmi bir gizli ortağı var'    AİHM Breivik'in başvurusunu reddetti    Danimarka-Avustralya    Şehit yakınları CHP çelengini parçaladı    Binlerce çalışana 10 gün izin müjdesi    21 Haziran yaz gündönümünde neler oluyor    Mehmetçik İran sınırına ilerliyor       '24 Haziran Anadolu'yu hakir görenlerle yüzleşeceğimiz tarih'    Dünya devlerine parça üretiyorlar   
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 68
SÖZÜN KILIK KIYÂFETİ

SÖZÜN KILIK KIYÂFETİHer ifade cümleye dönüşürken anlamını ve muhtevasını beraberinde getirir. Yani her söz onu söyleyenin kastettiği şeyi ifade etmek üzere hayat bulur. O sözleri işiten, cümle halinde yazıya dökülmüşse okuyan sair kişilerin, bu ifadeden kastının dışında bir şey anlaması, kastına bir şey ilave etmesi ya da kastından bir şeyleri eksiltmesi istenmez ama bu yine de kaçınılmazdır.

Çünkü hiçbir insan bir diğerinin aynısı olmadığı gibi, hiçbir anlam da her insanda birbirinin aynı şekilde teşekkül etmez. Burada elbet, başka her şeyde de olduğu gibi bir nasip vardır. Bir gıda herkesi besler ama bünyeler farklı olduğu için herkeste tesiri farklı farklıdır. Kimine iyi gelir, kimine dokunur, kimi kolay hazmeder, kimi sindiremez yediğini bir türlü. Anlam da öyledir işte; kimisi için bir damla su, kimisi için koca bir deniz... Kimisi için uzun bir yol, kimisi için çıkmaz sokak... Kimisi için bir tek gül, kimisi için göz alabildiğine gülistan...

“Her söz en az iki manaya gelir; biri söyleyende, diğeri dinleyende” dedi beyaz saçlı adam, “Hangisi daha derin, Allah bilir!”

Sözün söyleyenin maksadı içinde kalmayıp her dinleyende/okuyanda kişiye özgü bir muhteva ve kıvam kazanması esasta iyi bir şey... Dedik ya, söyleyenin söylediğinde bir nasibi, dinleyenin işittiğinde, okuyanın okuduğunda bir nasibi var. Amma velâkin, şimdilerde söz ya da cümle kendiliğine bırakılmıyor, çeşitli mecralarda sözlü ya da yazılı olarak sürekli kişilerden başka kişilere aktarılıyor. Ancak imkan bol, teknoloji gani, her söze görseli, efekti, etiketi ve sairesi ekleniyor. Yani her söz kendi medyası üretilerek, kastı üzerine kazınarak paylaşılıyor. Dolayısıyla, söz hem söyleyenin kastıyla kalmamış, hem de kişilere özgü kavrayış çeşitliliklerinden mahrum bırakılmış, statik bir kalıba dökülmüş oluyor. Hem öyle ki, bazen o mecraların itici yayılma gücüyle kolu kanadı kırılmış türedi muhteva, perde olup aslın kastettiğinin tamamen önüne geçiyor. Sözü kastından kopararak daraltan, harcıalemleştiren ve kendi dalga boylarından koparıp güdükleştiren bir şey bu! Ve hali hazırda bunun önüne geçmenin de bir yolu yok gibi görünüyor. Çünkü artık alışkanlıklar birer bağımlılık ve zihinler o dipsiz kuyulardan çıkmaya teşebbüs dahi edemeyecek kadar mecalsiz kalmış durumda.

“Hiçbir şey anlamadım!” dedi yerinden kalkan. “Bunu anlamışsın ya işte!” dedi hiç istifini bozmayan.

Her insan her bakılanı bir başka görme ihtimali demekti; şimdi işte bunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Bir de şunu düşünün; fotoğrafçı müşterisine “Gülümse!” dediğinde hayat ne hisseder?

“Anlam ve giz birbirlerinden ayrılmaz, ayrışmaz ikiz kardeşler gibidir. İkisinin de varlığını mümkün kılan tek şey, zamanın geçiyor olmasıdır. Fotoğrafı çekilen/çekilmiş bir an, ancak ona bakan insanın gözünde, fotoğrafı aşan, kendinden dışarıya el uzatan bir insanın, bir başka zamanı yakalama isteğiyle anlam kazanır” diyor John Berger.

Neden bir insanın mesela bir kelebeğin renklerine, bir çocuğun gülüşüne, gökyüzünü kızıla boyayan ateşîn bir gün batımına olan hayranlığını ifade etmek için başkalarının kelimelerine ihtiyacı olsun!

Hiç gözünü kırpmadan, efkârını tenine bin bir renkli bir nakış gibi işleyen insanlar da var.

“Nicesi selvi boylu ama aslında bodur mu bodur” dedi meczup, “nicesi bir karış boyla uzansa semâya dokunur”

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Gökhan Özcan
08-06-18
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 1
Orhan
Meczup
Tarih : 09-06-18

Aksacli ve meczup'un söyledikleri muhtevası itibariyle mühim. Dervişin derinliğinin işaretleri...

 
SÖZÜN KILIK KIYÂFETİ
Online Kişi: 72
Bu Gün: 154 || Bu Ay: 5191 || Toplam Ziyaretçi: 1044407 || Toplam Tıklanma: 27804842