HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 154
KURGULANMIŞ YARGILAR VE ZİHNÎ BULANIKLIK

DIŞ GÜÇLERE YAKAYI KAPTIRMIŞ MUHÂFAZAKÂR YAPILAR24 Haziran seçimleri yaklaştıkça Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu çetin mücadele ortamını görünmez kılarak Anadolu insanının hassasiyetini zayıflatmaya ayarlı müdahaleler artıyor. Ekonomi ve benzer alanlarda, devletlerin ve küresel güç odaklarının Türkiye karşıtlığını alenileştirmesiyle birlikte birtakım çevrelerin zihinleri bulanıklaştırmaya yönelik çabaları da gün yüzüne çıkıyor. Bu, yabancısı olduğumuz bir durum değil. Türkiye’de belirli çevreler “one minute” hadisesinden bu tarafa sürekli bir şekilde uluslararası alanlarda Türkiye’nin kararlılığını küçümseyerek aslında böyle bir kararlılığın olmadığını söylemeye çalışıyor. Onlara göre Türkiye kendi başına kararlar alabilecek bir durumda değildir, alamaz, almamalıdır. Salt bu tutum dahi ülkemizin karşı karşıya olduğu zorlukların derecesi hakkında bir fikir verir.

Yakın geçmişte zihinleri bulanıklaştırma ve dikkatleri dağıtma şeklinde tanımlayabileceğimiz faaliyetler FETÖ’cülerin sürekli başvurdukları yöntemler arasındaydı. FETÖ’cüler, kendilerine ait yüzeysel yaklaşımların hâkim olduğu sığ bir dünyada yaşardı, herhangi bir konuyu kendi sığ dünyalarına dâhil ederek anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırlardı. Çoğu konuyu anlamaktan uzak oldukları gibi bir şekilde onlar için önem arz eden meselelere ise kulak kabartırlar, gerisini duymazlardı. Sırf bu sebeple, bu takımda sosyal zekâ son derece düşüktü. Şiir, roman, sanat, din, tarih gibi herkesi ilgilendiren ortak alanlarda konuşan FETÖ’cü ise onu tanımak mümkündü. Bu sebeple hiyerarşik bir yapılanmanın gereği olarak yukarıdan kendilerine fısıldanan herhangi bir “yargı”yı topluca tekrar eder, kendi çevrelerinden başlayarak sosyal alanda yayarlardı. Zamanla gazete, televizyon ve diğer iletişim alanlarında etkin oldukça bireysel olarak kendilerine ait olmayan ve yukarıdan kendilerine ulaştırılan yargıları daha hızlı yaymaya başladılar. Bu, onların ne kadar kolay kullanılabilir olduklarını da gösteriyordu. Aslında “mankurt” da buydu.

FETÖ’cülerin zaman içinde geliştirdikleri bu yöntemin hâlâ geçerliliğini koruduğu yoğun bir şekilde kullanılmasından anlaşılıyor. Sırf bu durum dahi FETÖ’cülüğün bir zihniyet biçimine dönüşmekte ve yaygınlaşmakta olduğunu gösterir. Günümüzde muhafazakâr camiada yazan veya konuşanlarda rastladığımız Tayyip Erdoğan düşmanlığı, sözüm ona eleştirisi ile geçmişte FETÖ’cülerin zihinleri bulanıklaştırmaya yönelik çabaları arasında ortaya çıkan benzerlik anlamlıdır. Maksatlıların maksatları hemen anlaşılıyor. Lafı kırk dereden dolaştırıp yorsalar da oluşturmak istedikleri bıkkınlık ve zihnî dağınıklığı fark etmek çok zor değil. Lakin bundan vazgeçmedikleri de ortadadır. İnsan aklını hafife alan yargılar, hem onu dile getirenlerde hem da muhataplarında derin izler bırakır. Bu yargıları dile getirenler, zaman içinde kendilerini teslim ettikleri zihin durumunun dışına çıkamıyorlar. Romanda Mankurt, içinde bulunduğu duruma düşmanları tarafından mecbur bırakılan bir kimseydi. Oysa gerçek hayatta mankurtlaşma durumunun “bilinçli” bir şekilde içselleştirildiğini görüyoruz. Tercih edilmiş mankurtlaşma.

Yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yapılanma içinde “bilinçli” bir şekilde tekrar edilen “kurgulanmış yargılar”, önce sahiplerini esir alır, dedik. Fakat bu “kurgulanmış yargılar” muhataplarına ve sosyal ortama da ciddî ölçüde zarar verir. Önce, sahicilik tahrif olur. Taraflar, gerçek problemler üzerinde konuşma ayrıcalığını kaybeder. Gerçeklikle kurulan sahici ilişki zedelendikçe ideolojik duruş hâkimiyet kurar. Zihnî bulanıklaşma ve yorgunlukla kast ettiğimiz de budur. Erdoğan’ın alenî bir şekilde FETÖ ile mücadele ettiği 2012’den bu tarafa bin bir örneği ile karşılaştığımız “kurgulanmış yargılar”ın yol açtığı tahrifatı önemsizleştiremeyiz.

Gezi Parkı kalkışmasından önce yaşananları bir kenara bırakalım. Küresel emperyalizmin en güçlü saldırısı 2013’te Gezi Parkı kalkışmasıyla gerçekleşti. Türkiye o günden sonra sürekli bir şekilde baskıya maruz kalıyor. Küresel emperyalist saldırıların alenîleşmesi ile Erdoğan’ın FETÖ’ye karşı mücadele başlatması sebep sonuç ilişkisi bakımından birbirine bağlıdır. İşte bu tarihten sonra küresel emperyalizmin en ağır saldırılarının bir aracı olarak başta FETÖ’cü unsurlar olmak üzere farklı kesimlerden birçok kişi ve grubun sahaya indiği ortaya çıktı. 17/25 Aralık sürecinde FETÖ’cü unsurların arsız bir şekilde ayakkabı kutularıyla yaptığı gösteriler çok uzak tarihlere ait değildir. Günümüzde olan da bundan başka bir şey değildir.

Tuhaftır, 2008’de küresel ekonomik kriz Amerika ve Avrupa’da yıkıcı bir etkiyle hüküm sürerken “cumhuriyet mitingleri”nde yer almakta bir sakınca görmeyenler, Türkiye’nin bu krizden etkilenmesi için adeta “dua” ediyordu. Onlar, bütün umutlarını Türkiye’nin ekonomik krize düşmesine bağlamışlardı. Günümüzde küresel emperyalizmin temsilcileri Türkiye’yi dolarla vurmaya kalkınca 2008’de olduğu gibi, bu sefer de muhafazakâr çevreden birçok kimse Türkiye’nin ekonomik krize düşmesini istemeye başladı. Onlar da “kurgulanmış yargı”nın esiri oldular ve muhataplarında bıkkınlık ve zihnî dağınıklık oluşturmak istediler. 2008’in aktörleri ile günümüzün aktörleri aynı değil elbette. Onlar arasında taşıyıcı rolü oynayanların kimler olduğu hususunda herhangi bir belirsizlik yoktur. Bu yakınlaşmayı ta 2007’de görmüşlüğümüzü ifade etmekte bir sakınca görmüyorum.

Türkiye, kendisi ve coğrafyası hakkında bağımsız kararlar verdikçe içeride ve dışarıda aynı anda hareketlenmeler yaşanıyor. Türkiye’nin her bir adımı özellikle içerideki araçları deşifre ediyor ve işlevsizleştiriyor. Sürecin, bir müddet daha böyle devam edeceği anlaşılıyor.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Selçuk Türkyılmaz
08-06-18
E mail: gercekhayat.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KURGULANMIŞ YARGILAR VE ZİHNÎ BULANIKLIK
Online Kişi: 36
Bu Gün: 39 || Bu Ay: 3931 || Toplam Ziyaretçi: 1079932 || Toplam Tıklanma: 29014421