HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Kategori : DÜNYADA NELER OLUYOR / İSLÂM ÂLEMİ
Okunma Sayısı: 189
KATAR, AYAKLARININ ÜSTÜNDE DURMAYI BAŞARDI

KATAR, AYAKLARININ ÜSTÜNDE DURMAYI BAŞARDIKatar krizinin müspet sonuçları

Körfezi karıştıran Katar Krizi üzerinden bir yıl geçti. Akraba toplulukları, kardeş devletleri savaşın eşiğine getiren, bu güne kadar görülmemiş büyüklükte silah tedarikine mecbur eden ve en önemlisi üç milyona yakın masum insanı tabii ihtiyaçlarından mahrum bırakmayı amaçlayan ablukadan geriye ne kaldı?

Meseleyi bir kere daha hatırlayalım.

Ahmet Cevdet Paşa’nın Osmanlı Rus Savaşını tarif ederken söylediklerini Katar krizine adapte edersek; Mısır tüfeği hazırladı; Suudi Arabistan (SA) doldurdu, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) mermiyi namluya sürdü ve Trump da tetiğe basarak krizi başlattı.

KRİZİ KİM ÇIKARDI?

Peki, Katar sorunun neresinde durmaktaydı? Katar Emiri Temim’in, İran tehdidinin Körfez’de abartılmaması gerektiği ve diyaloğun sürdürülmesini öneren açıklamalarının basına servis edilmesi ile Körfez ülkeleri harekete geçti. Ne dediğini anlatamadan Katar, teröre destek vermek ile suçlandı. Zaten Arap baharı süresince diğer monarşilerden farklı siyaset gütmesi, kimi İhvan liderlerine Katar’da yaşama imkânı vermesi, Sisi’nin inkılabı ardından hapsedilen Mursi’nin özgürlüğünü talep etmesi, SA, Mısır ve BAE’nin gözüne batan davranışlarıydı. SA, Bahreyn ve BAE’nin Katar tarihi iddiaları da cabasıydı.

SA, Obama zamanında İran ile başlatılan diyalogdan ve nükleer anlaşmadan hoşnut değildi. Nükleer anlaşmaya karşı olan ve anlaşmadan çekileceğini söyleyen Trump’ın ABD başkanı seçilmesi İran’ın önünü kesmek için bir fırsat olarak görüldü. Ancak ABD’nin elinde yine Obama zamanında çıkarılan ve 11 Eylül ile ilişkilendirilen devlet ve bireylerin cezalandırılmasını öngören JASTA kanunu bir kenarda duruyordu. SA hem İran’ın önünü alarak Trump’ın desteği ile bölgede liderliğini pekiştirecek hem de bu işbirliği sayesinde JASTA kanununun belki de iptalini sağlayacaktı.

Beklenenler sadece bunlar değildi. İran’ın Lübnan ve Suriye’de nüfuzu kırılacak, Hizbullah’ın Lübnan’da siyasi aktör olma yolundaki ilerleyişi durdurulacak, en önemlisi de 2015’ten beri Yemen’de sürdürülen ve baş aktörleri SA veliahdı ile BAE veliahdının içine düştükleri başarısızlık kamufle edilecekti.

KATAR KURBAN SEÇİLDİ

Bütün bunlar için bir kurbana ihtiyaç vardı. Nitekim Katar kurban olarak seçildi. 5 Haziran 2017’de SA, BAE, Bahreyn ve Mısır, Katar ile diplomatik ilişkilerini kestiler. Ayrıca Katar’ın Kara, Hava ve Deniz sınırlarını kapatarak bölge tarihinde daha önce yaşanmamış bir abluka başlattılar. Kuveyt ve Uman’ı daha doğrusu Körfez’in en başarılı kurumu olan Körfez İşbirliği Teşkilatını da bu işe alet etmek istediler. Uman’ın bölge sorunlarında eskiden beri sürdürdüğü tarafsızlık tavrı burada kısmen işe yaradı. Ancak bölgenin en tecrübeli diplomatı ve siyasi siması olan Kuveyt emiri büyük baskı altına alındı.

Bir müddet Katar’dan talepleri konusunda tereddütler yaşayan dörtlü ittifak, nihayetinde deklere ettikleri on üç maddenin tamamı, bir krizi çözmekten ziyade Katar’ın egemenliğini sonlandırmayı hedeflemekteydi. Üstelik bu maddeler arasında Katar’ın Türkiye ile olan ilişkilerini kesme talepleriyle, bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyorlardı. Bu şekilde hem Katar’ın onların vesayetine girmesini sağlayacaklar, hem de Türkiye’nin bölge politikalarında varlık göstermesinin önü alınacaktı.

KRİZİN MÜSBET SONUÇLARI OLDU MU?

Krizin çıktığı gün yazdığım yazıda şu ifadelere yer vermiştim: “..Katar her yönü ile bölgede hem ihtirasların hedefi ve hem de istikrarın kilidi durumundadır. Bu yüzden ya kaderine rıza gösterip paylaşıma konu olacak veya farklı davranıp varlığını sürdürecektir.”

Nitekim Katar ikincisini seçmiştir. Bir yıl sonra geldiğimiz noktaya bakarsak; Katar bütün sıkıntılara ve ablukaya rağmen bölgede egemen bir devlet olarak varlığını daha da pekiştirmiştir. Yakın komşuları ile geliştiremediği ilişkileri Türkiye başta olmak üzere dünya devletleri le sürdürebilmiştir. Hiç bir Körfez ülkesinin yaşamadığı bir deneyimi yaşayarak, abluka altında varlığını sürdürebilme becerisi göstermiştir. Kendisinden istenen talepler karşısında siyaset değişikliğine girmemiştir. Bunlar arasındaki iki önemli meselede; el Cezire’nin yayınlarını durdurması ve Türk askeri üssünün Katardan çıkarılması talepleri karşısında dik durabilmiştir. Esasında Katar’ın bu duruşu ve dış dünya ile dayanışma sergileme becerisi sadece Katar’a yaramamış, bilakis Körfez’de doluşan dengeler sayesinde en azından şimdilik silahlı barışın da mümkün olabileceğini göstermiştir.

Bölgedeki son bir yıllık gelişmelere baktığımızda dörtlü ittifakın taleplerinin ve arzularını hiç birisinin gerçekleşmediği görülmektedir. Üstelik JASTA hala bir şantaj aracı olarak beklemektedir. İran’in bölgedeki nüfuzu azalmadığı gibi, Hizbullah Lübnan’da daha fazla güç kazanmıştır. Yemen’de koalisyon güçleri daha fazla saha hakimiyeti sağlamış olmakla birlikte; SA ile BAE arasında fazla dillendirilmeyen bölgesel bir rekabet başlamıştır. En önemlisi ise Arapların tarihinde başarılı bir birlik sayılan Körfez İşbirliği Teşkilatı dağılma noktasına gelmiştir. Özellikle SA’da yaşanan ekonomik sıkıntılar bir tarafa, Trump’ın Filistin’i yok etmeyi amaçlayan ‘asrın projesi’ dayatmasından dolayı Körfez monarşileri kamuoyu nezdinde büyük itibar kaybına uğramışlardır.

Peki bu krizin hiç mi faydaları olmamıştır?

Her şeyden önce Suudi Arabistan adeta yıllarca önce Katar emiri Şeyh Hamad’ın başlattığı gibi reform ve dönüşüm programları başlatması bu krizin önemli sonuçlarından birisidir. Kriz’in uzun sürmesi yakında tahta geçecek olan Muhammed b. Selman’a önemli dersler verdiği anlaşılmaktadır. BAE’ne mesafe koymayı, Irak ile diyalog kurmayı öğrenmiştir. Katar Krizi Arap ve İslam dünyasına bu ve benzeri krizlerin gruplaşarak halledilemeyeceği fikrini teyit etmiştir. Özellikle Kudüs krizi karşısında İslam İşbirliği Teşkilatının 6. ve 7. olağanüstü toplantılarında gösterdikleri dayanışma bu krizden alınan dersin olumlu sonuçlarından biridir.

Ancak kriz bitmemiştir ve bu yaz da sıcak geçecektir.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Zekeriya Kurşun
11-06-18
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KATAR, AYAKLARININ ÜSTÜNDE DURMAYI BAŞARDI
Online Kişi: 26
Bu Gün: 57 || Bu Ay: 4310 || Toplam Ziyaretçi: 1112095 || Toplam Tıklanma: 30188189