HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar)
Okunma Sayısı: 128
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI GÜZEL KONUŞMUŞ AMA...

BABALIK KURUMU DİNAMİTLENİYORYeni Bakan: “Milli eğitim, beka meselesi haline geldi…”

Yeni kabinenin en kritik ismi, Milli Eğitim Bakanı konuştu birkaç gün önce.

Medya önündeki ilk sınavdı bu.

Sorunlar yumağı haline gelmiş, çözdüklerinden çok problem üretmiş ve istikrarlı bir değişim sarsıntısıyla tüm cıvataları gevşemiş bir sistemin başındaki isim olarak konuştu Sayın Bakan.

Türkiye’de yıllar yılı ideolojiler arasında bir hesaplaşma alanı olarak görülen eğitimin yeni patronu, yaptığı ilk açıklamalarla sistemin gidişatından bunalan yüreklere adeta su serpti.

“Ahlakın üzerine inşa edilmemiş eğitim sisteminin geçerli olacağına inanmıyoruz…“ dedi konuşmasında…

“İnsan temelli bir eğitim anlayışı kuracağız…”

“Bir çocuğun vebali derinden hissedilmedikçe öğretmenlik mesleğinin yapılması çok zor…"

“Hiçbir öğrencimiz, hiçbir velimiz sürprizle karşılaşmayacak.” dedi mesela..

Bu ebeveynler için çok önemliydi, zira eğitim sistemi belki de en çok sürprizin, en çok oldu bittinin yaşandığı bir alan haline gelmişti.  

“Her şeyi değiştiriyoruz, reform yapacağız” demeyeceğiz dedi yeni Bakan…

Bunun işlevsel olmadığını, tüm süreçlerin eş zamanlı olarak yeniden yapılanması gerektiğini ve bütün bunların mümkün mertebe kimseyi rahatsız etmeden, “yumuşak geçişlerle” gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

****

Eğitim sistemimizin en büyük meselelerinden biri hep sınav olageldi. Çünkü bütün sistem anlaşılmaz bir biçimde “sınav” etrafında şekilleniyordu. Öğrenciler orta okuldan itibaren amansız bir sınav yarışının orta yerine bırakılıyorlardı.  

Bakan Selçuk sınav meselesine, arka planında bulunan aile, çevre gibi sosyolojik faktörleri de hesaba katarak bir çözüm bulunacağı izlenimini verdi konuşmasıyla. “Sınav öncelikle huzursuz etmeyecek.” dedi. Kendi adıma bunun yeterli bir izah olmadığını söylemeliyim. Sınavı merkeze alarak örgütlenmiş sorunlu bir eğitim anlayışından geriye dönüş olmayacak gibi de yorumlanabilir bu sözler. Ancak, sınavın işlevinin, ağırlığının ve sistem içindeki belirleyiciliğinin azaltılacağına dair açıklamalar iyileştirici adımlar olarak görülebilir. “Sınav temelli eğitim sistemimiz olsun ve uluslararası insanlarımız çıksın diyorsak, böyle bir şey mümkün değil." sözleri, sınav vahametinin tafsilatıyla anlaşıldığının bir göstergesi sayılabilir elbette. Ancak sınav sisteminin arkasında Bakanın da belirttiği gibi örgütlü bir yapı var. Bu yapıyı kımıldatmak, yerleşik kabulleri değiştirmek, bürokratik defansı aşmak çok zor olacak. Ama Başkanlık sistemi de, bunun için var değil mi?   

****

Başta da söylediğimiz gibi, eğitim sisteminin yıllarca siyasi erklerin ideolojik hesaplaşma sahası olarak görülmesinin faturasını millet olarak çok ağır bir şekilde ödedik. 15 Temmuz bu faturalardan sadece bir tanesiydi. Gelinen noktada Milli Eğitim Bakanı’nın Yüksek Askeri Şura (YAŞ) üyeleri arasına alınması zarureti oluştuğu anlaşılıyor. Bakan bunu şu sözlerle izah etti: "Eğitim artık bir milli eğitim meselesi olmaktan çıktı, bir milli güvenlik meselesi, toplumun bekası meselesi haline geldi. Dolayısıyla her devlet kendini korur. İster komünist ister faşist ister başka bir devlet olur, ne olursa olsun her devlet kendini korur. Devlet kendini korumak noktasında daha önce yaşadığı tecrübelere bakar. Elbette herhangi bir sosyal, dini vesaire örgütsel çalışmanın nasıl kontrol edileceği ulusal bir güvenlik meselesi ve bunu Milli Eğitim Bakanlığı olarak biz kendi içimizde bilinçli olarak gözetip bu konuda hassasiyet göstermek durumundayız. Ama bu çok daha kapsamlı bir ulusal güvenlik meselesi.”

Eğitim sisteminin ideolojik kavga alanı olarak görülmesi ne kadar sorun ürettiyse, “güvenlik” perspektifli bir eğitim politikasının da bir süre sonra aynı oranda sorun üreteceğini öngörmek kehanet olmaz. Eğitimin “güvenlik ve ideolojinin” dar, kısıtlayıcı ve dışlayıcı alanından çıkarılarak rasyonelleştirilmesi, işlevselleştirilmesi, evrensel standartlarla bağdaşan normlara kavuşturulması ve doğru insan yetiştirme hedefine hizmet etmesi gerekiyor. İç güvenlik saikiyle dizayn edilen bir müfredatın bütün bu kriterleri görmezden gelerek, insan unsurunu ıskalayacağı aşikar.

****    

Konuşmanın en net vurgusu ise öğretmenlerle ilgili olandı. Bakan Bey, “öğretmen performansıyla ilgili ilan edilen şeyin işlevsel olduğunu düşünmüyorum ve böyle bir şeyi Bakanlık olarak uygulamayacağız.” dedi. Kastettiği şey veli ve öğrencilerin  öğretmenlere not verecek olmasıydı. Bu önemliydi. Zira yönetmelik, öğretmenin saygınlığını, sistem içindeki kritik ağırlığını yerle bir ediyordu. Bakan Selçuk, yeni dönemde öğretmenlerin yeniden sistemin merkezine çekileceğini söyledi. Bunu müfredat konusuyla alakalı olarak şöyle ifade etti Bakan: “Benim için aslolan -okullardaki müfredat, okulların birtakım dijital altyapısı vesaire çok önemli ama daha önemlisi- öğretmenin yaklaşımı, huzuru, mutluluğu ve niteliği. Eğer biz öğretmen üzerinden bir sistem inşa etmezsek… Bunların hepsi öğretmenin değer verdiği kadar değerleniyor."

****

Yeni müfredata yönelik değerlendirmesi de soruldu Selçuk’a, "Konuyu eğer müfredatın iyiliği ya da kötülüğü üzerinden değerlendirirsek fotoğrafın büyüğü üzerinden, belki hata yapma imkanımız olabilir. Son derece mükemmel bir müfredat olabilir ama eğer siz eğitim sisteminizin bütün parametrelerini bu müfredatla eşgüdümlü olarak işletmezseniz uygulamadaki hata yöntemden sanılabilir." değerlendirmesini yaptı.

Selçuk, "Şu anda müfredatın iyi ya da kötü olmasıyla ilgilenmiyoruz. Biz bu müfredatın büyük sistem içerisinde uyumluluk yüzdesine bakıyoruz. O müfredatı uygulayacak öğretmen becerilerine bakıyoruz. O müfredatın uluslararası geçerliliğine, okulların altyapısına uygun olup olmadığına bakıyoruz. Yani bunu bütünsel fotoğraf üzerinden değerlendiriyoruz." dedi.

Bu gerçekçi değerlendirmelerin ardından oldukça iddialı, belki de önümüzdeki günlerde çok tartışılacak şu sözleri söyledi: “Kültür çok önemli bir mesele. Biz bu kültür üzerinden, bizim insanımızın, bu toprağın dokusu üzerinden bir şey yapmak istiyoruz.”

Kültürümüzden izler taşıyan bir eğitim politikası geliştirerek bunu “evrensel seviyede kurmanın ve orta vadede Türk eğitim sisteminde gerçekleştirilmek istenen dönüşüm ve yenilenmenin” nasıl mümkün olacağı elbette izaha muhtaç.

Önümüzdeki günler, bu çok önemli ve kritik vaatlerin hangi dinamiklerle ve hangi metotlarla ortaya konacağını gösterecektir.

Milli eğitimin, milli bir soruna dönüşmüş olması, Bakan Selçuk’un söylediği ve bizim bürokraside duymaya alışkın olmadığımız tespitleri olması gerekenden daha önemli hale getirdi.

Her öğrencinin kaybedilemeyecek kadar “değerli” olduğu düşüncesiyle hareket etmeyi taahhüt eden bir anlayışa; yapılacak doğru işlerde destek olacağımızı, doğru olmayacağını düşündüğümüz işlerde de eleştiri hakkımızı kullanacağımızı, taahhüt etmiş olalım.

Bir öğrencimizi bile kaybetme lüksümüz yok!

Kaybetmeye tahammülümüz yok!

Bu ülkenin değerli çocuklarını layık oldukları şekilde yetiştirmek, bunun için gereken ne varsa yapmak, birinci vazifemiz…

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ali Osman Aydın
24-07-18
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI GÜZEL KONUŞMUŞ AMA...
Online Kişi: 31
Bu Gün: 60 || Bu Ay: 4313 || Toplam Ziyaretçi: 1112105 || Toplam Tıklanma: 30188453