HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / PORTRELER
Okunma Says: 2903
Yazar: Cahit Zarifoðlu'dan Yavuz Selim Güneþ
TEK BAÞINA OKUL: FETHÝ AÐABEY

Tek bana adeta bir okul!

Cahit Zarifolu’nun günlüklerindeki Fethi Gemuhluolu ile ilgili bölümleri, Gemuhluolu’nun vefatnn 33. yldönümünde ç-alntlyoruz.

ANKARA 1975, 18 KASIM. Hava yollar terminalinde be on dakika kadar Fethi Aabey’i gördük.

24 KASIM. Necatibey Caddesi’ndeki Gebeloullarna ait büroda Fethi Aabey’le oturduk geç vakitlere kadar. Konumas boyunca iki üç kere halet-i ruhiye deitirdi. Tek tek sevdiimiz airleri sordu. Necip Fazl, eyh Galip, Sezai Karakoç…

6 ARALIK. Be alt arkada aramzda, Fethi Aabey’in TRT Genel Müdürü olmas düüncesini konutuk.

15 ARALIK. Fethi Aabey beni stanbul’da Kültür Bakanl’na bal olarak kurulmak üzere olan Türk Musikisi Devlet Konservatuar’na genel sekreter olarak aldrmak istiyor.

STANBUL 1976. Babâli’de Sabah gazetesinde teknik sekreterlie baladm. Sezai Aabey ayn gazetede günlük fkralar yazyor. e balayal bir hafta kadar oldu. Kendimi burada yadrgyorum. Gururlu, kibirli ve kapalym; durmadan çay ve sigara içiyor, sklyor, çalmay sevmiyorum. Serbest bir böcek olmak, krlarda dier böceklerle gezinirken doymak, barnmak ve giyinmek istiyorum.

stanbul’a Odalar Birlii’nin yeni kurulan basn bürosunun müdürü olarak geldiini, bürosunun Tepeba’nda falan adreste olduunu ve beni istettiini söylediler Fethi Aabey’in. Onu daha önce bir kere, o beni tanmadan ve ben onun o olduunu tahmin ederek bir dakika kadar görmütüm. Bir iki gün gidemedim. Bir haber daha geldi ve ben yine gitmedim. Aradan be on gün geçti. Ankara’ya gidip gelmi, duydum ve artk ayp oluyor diye gittim. O zamanlar onun âdeta tek bana bir okul olduunu bilmiyordum. Merdivenden ksa boylu, fötr apkal, renksiz giysili, hiç dikkati çekmeyen biriyle birlikte çktk. Birinci katta karlatmz kapcya Fethi Aabey’in bürosunu sordu.

Eski yap muhkem binann ilk kattaki geni ve yüksek, kaln tahta kapsndan birlikte girdik. Lo bir holden soldaki geni odaya geçtik. Fethi Aabey, Beyazsaray’daki bir kitapçda gördüüm gibi dinamik, ban eip, gözlüünün üstünden bakan, aratrc ve yakalayc, hâkim tavrl deildi. Sinmiti âdeta. ki büklüm, âdeta koarak, telâl, neredeyse beceriksizce o beyin elini öptü, apkasn ald. Bana yer gösterirken, benim de o beyin elini öpmem için, seri, unutamayacam bir iaret yapt. Bu iarete göre, dediini yapmazsam bu bina yklacak, stanbul çökecek, her ey birbirine karacakt. Ben de elime verilirken beni hiç umursamayan bu eli tutup öptüm. Aabey ayakta bekledi. Efendi “otur” deyince oturdu, ben de oturdum.

Efendi: “stanbul’a geldiini duydum. Bugün Fethi olumu göreyim dedim. Adresini de bilmiyorum. Evden çktm. Bam edim ve geldim” dedi. Gözlerini hafifçe kapayarak, ban kalbinin üzerine doru edi bunu söylerken. Aabeyin yüzüne kendisinin ainas olduu bir duygunun sessizce gelip, sonra da derisinin altna ayormu gibi çekiliini gördüm. Konuuyorlar. Ankara’dan birkaç isim. Sait, Gülhane’den bir doçent, Kolej’deki bloklarda oturan bir avukat... Önemli olan bu isimler deil; fakat onlar anldkça, küçük aralarla susmalar, kendileri haberdar ediliyormu kadar beklemeleri ve bilmediim bir eyin ar ar tadn allar…

Bunlar eve gelince düündüm. Sonra da sk sk aklma geldi. Oysa o anda bir an önce Fethi Aabey’in ne söyleyeceini merak ediyor ve gideyim istiyordum. Nihayet Efendi beni sordu: “Bu kim?” “Edebiyat Fakültesi’nde Alman Filolojisi’nde okuyor” dedi Aabey. “Baz ailevî zorluklar var okuyabilmek için. Yanma almak istiyorum.” Efendi bana pek bakmadan ve ilgisizce pat diye benim kimselere söylemediim kalbimin gizli srrn söyleyiverdi: “Baban hakknda kötü düünme. Babalarn hareketlerinde oullarn bilmedii hayrlar vardr” deyiverdi. Durdu. O duygusuz görünüü içinde, kendisinin dahli olmadan dudaklaryla dileri arasnda peydahlanp da kvrlarak yere kayyormu gibi öyle devam etti: “yi olur. Telefona bakarsn burada. uralar siler süpürürsün. Toz alrsn.” Beni ne zannediyor acaba diye geçirirken içimden, O, Aabeye bakt. Aabey, “Emredersiniz efendim” dedi.

Bu Efendi bir süre sonra gitti. “Yanmda çalman istiyorum” diye balad Fethi Aabey. Ben o zamanlar onun, bir sarsc, bir mektep olduunu bilmiyordum. “u anda bir yerde çalyor musun?” diye sordu ardndan. Anlattm.

“Arkada bir oda daha var. Oras sana ait olacak, yatar kalkarsn. Bo zamanlarnda odana kapanp durmadan yazman istiyorum. youn deil. Arada bir basn bültenlerimiz olacak, onlar gazetelere datrsn. imdilik burann iki kiilik kadrosu var. Biri ben, öteki ise hademe kadrosu. Bir ay içerisinde memur kadrosu da verilecek, seni o zaman oraya alrm.”

“Gazeteye yeni baladm, izin verin orada kalaym, mühim gazete bizim için.” Sanrm benim bu cevabm çok uurlu bir ekilde söylenmi zannetti. Oysa benim gözüm avare böceklikteydi. “Gazete önemli elbette. leride hepimizin toplanaca gazetelerimiz olacak. Bize esas o zaman görev düecektir. Buralarda bir ey yaplamaz, senin için imdi önemli olan okulun ve her eyden önce olgunlaman, anlaman ve yazmandr.” Ancak ben yine de gazetede kaldm.

ANKARA 1977 EKM. Ramazan ay içinde tam Kadir gecesi tamamladm bir hatimim vard. Balamak veya bir camide balatmak için nedense vakit olmad. Meer sahibini bekliyormu.

Fethi Aabey gitti. Hepimize bir kalbimiz bulunduunu, gözü yal olmak gerektiini anlatarak gitti.

ki üç saat süren sohbetlerinden sonra, bizi gafletimizin derinliklerinden çkarp, kalbimizin ve omuzlarmzn üzerine koyduu sorumluluumuzun tahammül edilmez arl ve hüznü içerisinde evlerimize dalrdk. Bir mahalleye imam olmusak, ksa süre sonra o mahallenin bakkal, manav terazi hakkn korumaya balyor muydu, balamyor muydu? Bir yere memur olmusak, o memuriyetin ehli miydik, deil miydik? Mesai arkadalarmz bir süre sonra, dillerinden küfürleri brakyor, kadn, içki, kumar kelimelerini yanmzda azlarna almaya korkuyorlar myd, korkmuyorlar myd? Bunlard mesele. Girdikleri her yerde, ahlâkszl, çürümeyi, yabanclatrmay, kalp katln zapt altna alabilecek insanlar, bu ahsiyet noktasna getirebilecek yegâne unsur olan slâm’n, bizden uzak, yaamadmz, kabuun altndaki o büyüleyici parltlarn birbiri ardna önümüze boaltyor, içimizin bilmediimiz o kederli açln ayaklandryor, birkaç gün çöllere dümü gibi yalnzlk çekiyorduk.

Fethi Aabey’le birlikte, zamanmzda ve yaadmz düzen içerisinde, zaten havuzuna giremediimiz derviliin, sohbete, birilerinin önünde diz çökmeye bal büyük medeniyetin büyük frsatlarndan biri daha gitti.


ANKARA 1975, 26 KASIM. Fethi Aabey’le Rasimlerdeydik (Özdenören) bütün gece. Uzun uzun neeli konuuyor, daha çok arkadalarn çocuklarnn isimleri üzerinde duruyor. smail kpkrmz oturuyor. Fethi Aabey bu gece kendi içinde kaplp dald bir meguliyeti seyrediyor gibi, bizi kendi dndaki bir Fethi ile oyalyor âdeta. Harmanlamyor. Biraz tutup brakveriyor. Gülüyor. Hatta ineleyerek taklyor. Ve birden, hiçbirimize saatin bir hayli ilerlediini çartrmayan, fakat yalnz ölümü ve O’nun ölümünü çartran cümlesini söylüyor: “Vakit darald çocuklar.”

(Cahit Zarifolu, Mavera Dergisi, Kasm 1977)

Yavuz Selim Güne ç-ald.

Yazar: Cahit Zarifoðlu'dan Yavuz Selim Güneþ
08-10-10
E mail: dünyabizim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
TEK BAÞINA OKUL: FETHÝ AÐABEY
Online Kii: 29
Bu Gn: 718 || Bu Ay: 5.810 || Toplam Ziyareti: 2.928.918 || Toplam Tklanma: 58.613.882