HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 71
Yazar: Ali Aydın
ANDIMIZ MESELESİNDE BİZİ ŞAŞIRTAN İKİ SÎMÂ

ANDIMIZ MESELESİNDE BİZİ ŞAŞIRTAN İKİ SÎMÂŞaban Teoman Duralı felsefe profesörü, saygı duyulan bir isim. Felsefe öncesi düşünüş, felsefî düşüncenin oluşumu, yeniçağ felsefesi, dil felsefesi Teoman Hoca’nın üniversitede okuttuğu dersler. Derslerinin ilgiyle takip edildiği söylenir. Kuantum fiziği, matematik ise Teoman Hoca’nın ayrıca ilgilendiği konular arasında. Kendisi hakkında yazılanlardan öğrendiğimiz kadarıyla da hocanın bir merakı da dil üzerine. Öğrendiği dillerin sayısı 10’un üzerinde.

Teoman Hoca’yı ilk kez yıllar önce Kanal 7’de Ahmet Hakan Coşkun’un hazırlayıp sunduğu İskele Sancak isimli programda izlemiştim. Ardından Çağdaş Küresel Medeniyet-İngiliz Yahudi Medeniyeti ve Omurgasızlaştırılmış Türklük isimli kitaplarını okumuştum. Teoman Hoca’yı dinleyen ve okuyan birisi onun kafasının başka türlü çalıştığını hemen fark edebilir.

Muaz Ergü, Teoman Duralı üzerine yazdığı bir yazıda onun Cumhuriyet dönemine ilişkin değerlendirmesini şöyle özetlemiş: “Cumhuriyet’i “Türk Aydınlanması” olarak gören mantığın kesinlikle karşısında yer alır. Cumhuriyet döneminin felsefeye de katkı vermediğini iddia eder. Cumhuriyet döneminin Türk varlığı açısından kayıp bir dönem olduğunu söyler. Özellikle dil devriminin kültür ve düşünce hayatımızda kapanmayan bir yara meydana getirdiğini ve milletin cahilleştirildiğini de belirtir. Omurgasızlaştırılmış Türklük kitabı, İslam medeniyeti şemsiyesi altında hayat bulmuş Osmanlı-Türk hüviyetini tanımak ve ne olup bittiğini anlamak açısından önemlidir.”

Alıntıdan da anlaşılacağı üze Teoman Hoca verili olana tam da bir felsefeci gibi şüphe ile yaklaşmayı egemen söyleme mesafe alabilmeyi başarabilmiş ve kendi alanında yetkinliği kabul edilen bir isim…

Buraya kadar hiçbir sorun yok!

Ne var ki Teoman Duralı’nın 25 Ekim 2018 tarihli Yenişafak’ta yayımlanan röportajı oldukça sorunlu görünüyor. Röportajda ifade edilenler kiminle röportaj yapıldığı söylenmeyip önünüze konsa röportajın Teoman Duralı ile yapıldığını tahmin etmeniz gayri kabil. Tıpkı birkaç hafta önce İlber Ortaylı’nın ‘öğrenci andı’nın kaldırılmasına ilişkin “Andın kaldırılması küstahlıktı!” açıklaması gibi. Orada da ifadenin İlber Hoca’ya ait olduğunu bilmesek muhtemelen bunu söylese söylese ya Emin Çölaşan ya da Bekir Coşkun söylemiştir derdik. İlber Ortaylı da ilmî yetkinliği kabul edilmiş ve toplum tarafından kendisine iltifat edilen bir isim. Ama ağızdan çıkan cümle de bu işte!

Peki, Teoman Hoca ne diyor röportajda?

“Andın içeriğini teşkil eden düşüncelere vurgu yapmak zorundayız. Ant öncelikle Türklük üzerine ve geleneksek adabımız, büyüklere saygı, küçükleri sevmek üzerine kuruluydu. Sonra yanlış hatırlamıyorsam 12 Eylül’den sonra Mustafa Kemal Atatürk kısmı eklendi. Bu ikinci kısım tabii ki lüzumsuz. 12 Eylül işgüzarlığını ifade eden bir tavırdı.”, diyor.

Başka ne diyor Teoman Hoca?

“İtiraz edebilirler, getirmeyebilirler de onun da haklı gerekçeleri var. Her iki duruma da uymakla yükümlüyüz. Çünkü devletin temellerini sarsacak bir hareket yıkıma götürür. Bunun demokrasiyle falan da bir ilgisi yok.”

Şimdi Teoman Duralı ya da İlber Ortaylı Hoca’ya onların bilmeyip de bizim bildiğimiz bir şeyi söyleyecek durumda değiliz. Tarihî arka planı mı yoksa işin felsefesini mi konuşmak istersiniz? Türkiye’de bunun için bulup konuşacağınız kendisini dinleyeceğiniz iki isimden söz ediyoruz. Her iki isimin yetkinliğinden, müktesebatından en küçük bir şüphemiz yok. Ancak konu Türkiye’de devlet – toplum ilişkisine geldiğinde bu iki isim bunları söylüyorsa bence tartışma konusunu da aşan bir durum ile karşı karşıyayız.

Türkiye’de bu birikimden, bu kültürel müktesebattan, bu yetkinlikten;  konu devlet-toplum ilişkisine evrildiğinde bu analiz düzeyi çıkıyorsa meselemiz başka yerlerde deme ki…

Hele Muaz Ergü’den aktardığım Teoman Duralı’nın Cumhuriyet politikalarına ilişkin net ve keskin eleştiri ve sorgulamalarının ardından eleştirdiği ve sorguladığı halin en kaba temsilinden ibaret olan bir uygulamayı muhafaza etmemiz gerektiğine dair söylediklerini nasıl anlamak gerekir?

Hoca kendisini mi inkâr ediyor yoksa bizi mi imtihan ediyor?

İzahı zor; ama yara tam da burada belli ki…

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ali Aydın
02-11-18
E mail: milatgazetesi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ANDIMIZ MESELESİNDE BİZİ ŞAŞIRTAN İKİ SÎMÂ
Online Kişi: 64
Bu Gün: 56 || Bu Ay: 6118 || Toplam Ziyaretçi: 1136048 || Toplam Tıklanma: 30926836