HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 76
Yazar: Şakir Gözütok
İTAAT EDİLECEK ULU'L-EMR KİMDİR?

İTAAT EDİLECEK ULU'L-EMR KİMDİR?Ulu’l-Emr kelimesi birdenbire gündemimize oturdu. Sebebi de, Ulu’l-Emr’e itaatin farz olduğunu ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı’na da itaatin böyle olması gerektiğini söyleyen bir rektör, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere değişik çevrelerden aldığı tepkiler üzerine, koltuğunu sağlamlaştırmak ve bir yerlere mesaj vermek için sarf ettiği sözler yüzünden altındaki koltuktan oldu.

Peki, Ulu’l-emr, ne anlama gelir veya kimlere denir?

Ulu’l-emr, Kur’an’da geçen bir kavramdır. Allahu Teâla, önce: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir” (Nisa, 4/58) buyurarak, işin ehline verilmesine ve insanlar arasında adaletli davranmaya dikkat çektikten sonra şöyle emir buyurur: “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ulu'l-emre de itaat edin. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin.  Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa, 4/59).

Bu ayette geçen Ulu’l-Emr’in anlamı ile ilgili, âlimlerimiz arasında fikir birliği yoktur. Sahabeden itibaren birçok ulema kelimeye farklı anlamlar verilmişlerdir. Sahabeden Abdullah b. Abbas (r.a.) ve Cabir b. Abdullah (r.a.), bunu “fıkıh ve din ehli” şeklinde tefsir etmişlerdir. (Suyutî, ed- Durru’l-Mensur, c. 4, s. 505)

Müfessir Sa’lebî, ulu’l-emr’i yöneticiler olarak tefsir eder. (Sa’lebî, Tefsiru’s-Sa’lebî, c. 2, s. 300). Keşşaf tefsirinin yazarı Zamahşerî de, ilgili ayeti tefsir ederken, Allah emaneti ehline vermeyi ve adaletle hükmetmeyi emir buyurduktan sonra insanları, bu şekilde davranan yöneticilere itaate davet etmektedir, diye yorumlamaktadır.

Ünlü Hanefî âlim Cassas ise,  ulu’l-emr ifadesini, hem yöneticiler ve hem de ulema olarak hamledilmesi caizdir, çünkü lafız bu iki anlama da gelebilmektedir, der. (Cassas, Ahkâmu’l-Kur’an, c. 3, s. 177).

Ünlü Hanbelî âlim Ebu’l-Ferec İbn Cevzî, bu kavram ile ilgili bütün görüşleri bir araya toplamış ve dört görüş olduğunu söylemiştir:

    *Ulu’l-Emr, yöneticiler demektir. Sahabenden Ebu Hureyre (r.a.) ve bir rivayete göre Abdullah b. Abbas (r.a.) ile Tabiûndan Zeyd b. Eslem, es-Sedî ve Mukatil böyle yorumlamışlardır.
    *Ulu’l-Emr, âlimler demektir. İbn Ebi Talha, İbn Abbas’tan (r.a.) bu anlamda olduğunu rivayet etmiştir. Bu aynı zamanda Cabir b. Abdullah’ın (r.a.) da görüşüdür. Tabiûndan Hasan Basrî, Ebu Aliyye, Âta, Nah’î, Dehhak bu görüştedir, ayrıca Huseyf de Mücahid’den böyle rivayet etmiştir.
    *Ulu’l-Emr, Resulullah’ın (s.a.v.) Ashabı demektir. İbn Ebi Nuceyh, Mücahid’den böyle rivayet etmiştir. Bekr b. Abdullah el-Müzenî de bu anlama geldiğini söylemiştir.
    *Ulu’l-Emr, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’i işaret etmektedir. Bu da İkrime’nin görüşüdür. (İbn Cevzî, Zâdu’l-Müyessir, c. 2, s. 116, 117). Bu son anlama geldiğini söyleyen âlimler çok azdır.

Ünlü ilim adamı ve müfessir Fahruddin Razî, uzun uzadıya izahlar ve diller ortaya koyduktan sonra ulu’l-emr’in, fıkıhtaki üçüncü esas olan âlimler arasındaki “icma”ya ve dolayısıyla ahl- hal ve akd’a işaret ettiğini ortaya koymaya çalışmıştır. Razî’ye göre, bu ifadenin yöneticiler ve sultanlara hamledilmesinin mümkün olmadığını, zira yönetici ve sultanların çoğunun zulüm yaptıklarını, Allahu Teâlâ’nın zulme itaati talep etmeyeceği açıktır, demektedir. Ayrıca zulüm yapan idarecilere, uymanın haram olduğunu ifade etmektedir. (Razî, Tefsiru’l-Kebir, c. 10, s. 148 vd).

Tabiûnun meşhur âlimlerinden Mücahid, “Sizden olan ulu’lemre itaat edin” ayetini “ilim sahibi olanlar” diye tefsir etmiştir. Aynı şekilde Ebu Zur’a da, İmam Ahmed b. Hanbel’in bu ayet için “ilim sahibi olanlar” diye tefsir ettiğini rivayet etmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, ayetin bu anlama geldiğini başka bir ayetle izah eder ve: “Şu ayeti okumuyor musunuz?” diye ihtar eder: “Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi” (Nisa, 4/83). Zira ulu’l-emr ile ilgili ayette, görüş ayrılığına düşemeye işaret eder. (İbn Cevzî, Minhacu’l-Kasidîn, c. 1, s. 20, 21) Buna göre, hüküm çıkarabilenlerin ancak âlimler olduğu ortaya çıkmaktadır.

Biz de, her ne kadar “Ulu’l-emr” kavramını yöneticiler diye açıklamak mümkün olsa da, âlimler diye tefsir etmenin daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Zira hem ulemanın çoğu böyle anlamışlardır hem de Allahu Teâla, zulüm yapan idarecilere asla itaat tavsiye etmez. Çünkü Resulullah (s.a.v.): “Allah’a isyanda itaat yoktur, bilakis iyi işlerde itaat vardır” buyurmuştur. (Müslim, İmare, 8; Buharî, Ahkâm, 5).

Nitekim anlatıldığına göre Haccac, sık sık hafızlara soru sorarmış. Yine bir gün hafızlardan birine: “Yoksa gece vakitlerinde itaat ve kulluk eden mi (makbuldür)?” (Zümer, 39/9.) “ayetinden önce gelen ayet nasıldı?” diye sormuş, hafız şöyle cevap vermiştir: “De ki: "Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.” (Zümer, 39/8.) Haccac, aldığı bu cevap üzerine bir daha kimseye soru sormamış. Çünkü biliyordu ki, zulmü ile meşhur olan kendisine itaat yerine, cehennem azabı daha müstahaktır.

Bu konuda Bernard Lewis’in şu değerlendirmesini kaydetmeden geçemeyeceğim. Lewis, İslam’ın Siyasal Söylemi (s.53) adlı eserinde, bu hususta şu doğru tespitleri yapar: “İslam hukuku hükümdara hiçbir zaman mutlak iktidar vermediği gibi, belirli bir süre için de olsa böylesi bir iktidar elde edilebilmiş Müslüman bir hükümdar olmamıştır. İslam hukukçuları arasındaki hâkim olan görüşün otoriter olduğu; İslam hukukçularına göre, bir kez başa geçmiş bir hükümdarın belirli bir otoriteye sahip olduğunu kabul gerektiği ve uyruklarının hükümdara itaat etmesinin hem siyasal, hem de dinî bir şart sayıldığı doğrudur. Ama ne kadar büyük olursa olsun hükümdarın otoritesi çok önemli bir sınırlamaya tabi sayılmıştır.

Bu sınırlamanın temelindeki ilke İslam’ın hukuk anlayışının ürünüdür. Geleneksel İslam görüşünde devlet, hukuku yaratamaz; devlet bizzat hukukun yarattığı ve varlığını sürdürmesine izin verdiği bir olgudur.”

Mesele tam da bu değil midir?

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Şakir Gözütok
03-11-18
E mail: enpolitik.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İTAAT EDİLECEK ULU'L-EMR KİMDİR?
Online Kişi: 32
Bu Gün: 52 || Bu Ay: 6114 || Toplam Ziyaretçi: 1136035 || Toplam Tıklanma: 30925863