HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Kategori : / MÜLÂKÂT
Okunma Sayısı: 123
Yazar: Mahmut Çetin ile mülâkât
SOY AĞACI İLMİ VE ENTERESAN AKRABALIKLAR

Türkiye’deki biyografi çalışmalarında akla gelen ilk isimlerdensiniz. Hangi saikle bu alanda çalışma ihtiyacı duydunuz?

İmam Rabbani, ‘Herkes bir iş için yaratılmıştır’ der. Ben biyografi araştırmaları için yaratıldığıma inanıyorum. Tanpınar, Günlükler’inde ‘kendini yapmak’ tabirini kullanır. Aslında her insan bir şekilde kendini inşa eder, kendi tercihleriyle kendi biyografisini yazar. Benim ilk hedefim haftalık bir haber-yorum dergisi çıkarmaktı, bunun için arşiv çalışmasına başlamıştım gençlik yıllarında. Ama bunun sektörel bir iş olduğunu anlayınca Taha Toros’un bir söyleşinden ders alarak hedef küçülttüm ve giderek biyografiye yöneldim.

Biyografinin hemen her türü ile ilgileniyorsunuz.

Evet biyografi çok geniş bir disiplin. Tarih ile edebiyatın değişik türlerinde, güzel sanatların her türünde biyografik çalışma yapmak mümkün. Benim Boğaz’daki Aşiret kitabımla başlayan kitaplarım soybilim-aile tarihi çalışmalarıdır. Soybilim etnik yaklaşımla değil, aileler vasıtasıyla kurulan bağları araştırır. Michel Foucault, Niçe üzerine yazdığı yazıda Soybilimsel yöntemi, bilinen deklare edilen bilimlerin karşısına çıkarır ve tarihsel-felsefi bir sorgulama olarak niteler, Soybilim’i ‘karşı-bilimler’ sınıfına koyar. Soybilim, tersine bir inşadır. Ve soybilim, sadece aile tarihiyle, kökenle alakalı değildir. Kişinin yetişme tarzı, çevresi de biyografi ve soybilim’in çerçevesine girer. Bir çeşit sosyolojidir soybilim.

Ölüm ilanlarını biyografik veri olarak kullanıyorsunuz.

Evet! Ölüm ilanlarını, biyografik veri olarak kullanmak, ‘X İlişkiler’, ‘Aydın Yabancılaşması’, ‘Boğaz’daki Aşiret’, ‘Perinçek ve Aydınlık Hareketi’, ‘Kart Kurt Sesleri’, ‘Teyze ile Prenses’ ve ‘Genetik İhanet’ adlı kitaplarımızla öne çıkan bir yöntemin ürünüdür. Bu yöntemi, belki ‘spot anlatım’ diye adlandırmak mümkündür. Fakat anekdot, dip not, fotoğraf ve soyağaçlarıyla takviyeli bir metottur.

Cumhuriyet dönemi toplumunda sivrilmiş, imtiyaz iddiasında olan ailelerden bahsediyorsunuz. Bu ailelerden dikkat çektiklerinizi hangi kriter ve özelliklere göre anlatıyorsunuz?

Bunların ortak paydası “üç değil” kuralıdır. Türk değil, Sünni değil, Osmanlı değil. Üstseçkinlerin bir kısmını soyu Osmanlı dönemine uzanır ama onlar Osmanlı’ya düşmandır. Çünkü Osmanlı, Türk Cihan Hâkimiyeti demektir! Bu hâkimiyetin temel dayanağı ise Sünni İslam’dır. Üstseçkinler bu üç değeri dışlayarak Küresel Sistem karşısında meşruiyet sağlamaya çalışır.

Türkiye’de biyografi malumatı ne kadar sağlıklı? Biyografi kültürümüz yeterince mevcut mu, dünyada ve Türkiye’den farklı örneklerle birlikte verebilir misiniz?

Türkiye’de hala Biyografi Enstitüsü yok. Bizim gibi araştırmacıların ferdi gayretleriyle yol almaya çalışıyoruz. Devlet kurumlarının başında bu durumu idrak edecek yöneticiler yok. Gelen evrak giden evrak tiyatrosuyla oyalanıyorlar… Almanya’daki Dünya Biyografi Enstitüsü’nün Türk Biyografileri Bölümü’nde 1995 yılında 75 bin kişinin biyografisi vardı. Bugün bu sayı birkaç katına çıkmıştır. Yine de umudumuz var. Ülkemizde yapılan biyografik araştırma sayısında ve niteliğinde artışlar var.

Anladığımız kadarıyla paşazadeler, üstseçkinler solcu oluyor…

Aile tarihi araştırmaları, sevimli bilgilerle doludur… Üstseçkin toplum kesimlerinin, kendi yapılarını yorumlaması, yarına önemli katkılar bırakmaktadır. Çetin Altan, “Devlete kapılanmayı seçmiş memur takımı” diye bir tanım kullanır. Memur çocuğu Hakkı Devrim, Çetin Altan’ı eleştirir: “Tabii Çetin Altan bizim psikolojimizi anlayamaz, çünkü o paşazadedir. Onun için paşazadeler aşırı solcu olur, bizimkiler orta yerde kalır” der.

Soyağacı konusunda ilginç örnekler var mı?

Tarihi eserler içinde, soy araştırma bilimi yani nesep ilminin eğlendirici bir yönü vardır. Biyografisi yazılan kişinin, nesebi doğal olarak araştırılır. Hayatı yazılan kişinin nesebi içinde, ilginç kişilerin bulunması, okuyucuya ve onu bulan yazara apayrı zevkler yaşatır. Çünkü bir insanın kökenini bilmek, onun hakkındaki büyüyü çözmek demektir.  Kökenle bazen dilin çeliştiği süreçler de yaşanır. Turganyev, Rahmaninof, Çaykovski, Anna Ahmatova… Bu isimler Türk kökenli olmasına rağmen, Rus kültür çevresinin ve nihayet Rusça’nın belirleyiciliği ile Rus sanatçısı olarak anılmaktadır. Aynı şekilde Lev Tolstoy, Cengiz Han’ın torunlarından ve Goethe, Selçuklu asilzadesi olmasına rağmen mensup oldukları kökenle değil, kültür çevresine mensubiyetleriyle anılırlar.

Ülkemizden örnekler verebilir miyiz?

Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret’le ilgili bir makalesinde oğul Haluk Fikret’in Hıristiyan olmasını, Tevfik Fikret’in ihtida etmiş bir ailenin çocuğu olmasına bağlar. Kaplan’a göre Haluk’un Hıristiyan olması bir irtidat değil, asla dönüştür. Kaplan’ın psikolojiye başvurarak yaptığı açıklamaya göre torunun, ailenin eski dinine dönüşü, genetikle ilgili olmasa da, genetik-kültürle yakından ilgilidir.  

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, 90’lı yıllarda Türkiye’de 3 bin ailenin varlığına dikkat çekmiş, bunların anayasa ve kanunlar nezdinde dokunulmaz olduklarına vurguda bulunmuştu. Bu tespitle birlikte sözkonusu rakamı günümüz şartlarında nasıl değerlendirmek gerekir?

Türkiye’ye yön veren 3 yüz sülale ya da 3 bin aile… Üstseçkin yapılar hakkında kendisi de bir paşazade olan Çetin Altan’ın verdiği bilgiler önemlidir. Şöyle diyor Altan: “Türkiye’nin tüm üst düzey kaptan köşkü kadrosu, 12 milyon ailede 250-300 aile… Bu 300 aile, ya birbiriyle sınıf arkadaşıdır, ya akrabadır, ya meslektaştır, ya aynı çevre dostudur, ya tanıştır.” Bu 3 yüz sülalenin x ilişkileri, bizi ister istemez köken bilgisine, şecereye, soyağacına götürür.

Son yıllarda kamuoyunun dikkatini çeken Koç ailesi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sanayi, finans, yatırım ve istihdam dışında Türkiye’deki kültür, sanat, toplum faaliyetlerinde de göze çarpan benzer aileler için kategori yapmak mümkün mü?

Türkiye’de temel sorunlarımızdan biri milli burjuvazinin bir türlü teşekkül edememesi… Milli burjuvazinin yerine her iktidar müteahhitlik sistemiyle kendi yeni sınıfını yaratıyor. Bu yeni sınıf, iktidar biter bitmez, yerli vasıflarını reddedip uluslararasılaşıyor, Küresel Sistem’le çıkar birliğine giriyor. Koç grubu, Küresel Sistem’i iyi tanıyor. Onların ne olduğunu bildiği için giderek yerlileşiyor. Milli otomobil’den Altay tankı projesine kadar attıkları olumlu adımlarda Küresel Sistem’i tanımanın etkisi var. Küresel Sistem, bu yerli adımların intikamını Mustafa Koç’u tasfiye ederek aldı. Bence Mustafa Koç, tıp ilminin hileleriyle öldürüldü. Bir kısım İslami Sermaye, Küresel Sistem’le işbirliği yaparken, Koç grubu milli adımlar atıyor.

Bir biyografi uzmanı olarak bir süre önce vefat eden mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu ve fikriyatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Mirzabeyoğlu’nun vefatından sonra Ankara’da dergi reyonu geniş kitabevlerini dolaştım. Dergileri şöyle bir taradım. Bir özel sayı, dosya çalışması aradım. Bir arşivci olarak yarına kalacak bir şeyler aradım. Ne yazık ki bulamadım. Herkesle her konuda anlaşmak zorunda değiliz. Ama o kişiyle alakalı olguları tespit etmeliyiz. Onu kendi yaklaşımlarıyla tanımalıyız. Bunları tarihe not düşmeliyiz. Mirzabeyoğlu, benim Necip Fazıl vesilesiyle tanıdığım bir sanatçı ve düşünce adamı. Kitap fuarlarında bazı kitaplarını imzalattım kendisine.

Ne zaman imzalattınız?

Mesela, Kültür Davamız’ı 10 Ocak 1982 yılında imzalatmışım kendisine. İmzalı birkaç kitabı daha var bende. Mirzabeyoğlu’nun benim için bundan daha önemli, orijinal bir tarafı var.

Nedir hocam bu orijinal taraf?

İmam Gazali şirke yönelenler arasında eski dikranların, derebeylerin torunlarını da sayar. Bu yöneliş derebey çocuklarının babalarının beyliğini yeniden elde etmek için müşriklerle işbirliği yapması olayıdır. Mirzabeyoğlu’nun dedelerinin de Muş’ta Alaaddinoğulları adıyla bir beyliği, eski tabirle bir yurtluğu vardır. II. Mahmut devletin idari birliğini sağlarken, Rumeli’de Tepedelenli ve Güneydoğu’da Bedirhan Beyliği ile birlikte Muş’ta Alaaddinoğulları Beyliği’ni de tasfiye eder. Kendisiyle Kürt Sorunu üzerine yapılan bir söyleşide II. Mahmut’un idari reformları eleştirilir ve kendisinden de bu eleştirileri onaylaması beklenir. Mirzabeyoğlu, soruyu duyar duymaz bu eleştiriyi reddeder. Kendi ailesinin aleyhine bir karar olmasına rağmen Devlet’in bekası fikriyle, Osmanlı’dan yana tavır alır. Bu tavrından dolayı ben Mirzabeyoğlu’nu ayrı bir yere koyarım. Benzer bir şekilde Kaddafi ve Saddam Hüseyin yaklaşımlarını hayat doğrulamıştır. Bazı konularda kendisiyle aynı fikirde değilim ama bence Mirzabeyoğlu yerlidir. Hapiste tutulduğu zaman Tuğrul Türkeş, Meral Akşener, Muhsin Yazıcıoğlu ve Yusuf Halacoğlu yargılanma biçimini eleştirmişti. Mirzabeyoğlu, bazı İslamcıların finans kaynakları olan Suudi ve İran illetine kesinlikle bulaşmamıştır. Başına gelenlerin tesadüf olmadığına inanıyorum. Kendisine uygulanan tecrit, kolay izah edilecek bir durum değil.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mahmut Çetin ile mülâkât
06-11-18
E mail: barandergisi.net
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
SOY AĞACI İLMİ VE ENTERESAN AKRABALIKLAR
Online Kişi: 31
Bu Gün: 52 || Bu Ay: 6114 || Toplam Ziyaretçi: 1136035 || Toplam Tıklanma: 30925886