HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 70
Yazar: Ahmet Murat
KİTAPLARINI YAKAN BİLGE

KİTAPLARINI YAKAN BİLGEKitaplarla aydınlanmak, kitaplarla ısınmak

Abdurrahman Bedevi’nin, kötümserliği sebebiyle Kafka’ya benzetiverdiği bir filozofumuz var: Ebu Hayyan Tevhidi. Bazı şarkiyatçılar kendisini, biraz da münasebetsizce, bir İslam hümanisti olarak selamlar. Barok üslubu, yerini bulamamış filozofluğu, mütemadiyen yakınarak yaptığı saray katipliği gibi sebeplerle, ben kendisine pek merhamet duyarım.

Adamımız, ömrünün sonbaharında kitaplarını yakmış bir mektep kaçkınıdır aynı zamanda. Bildiğimiz anlamda, fiilen, alevlere atarak kitaplarını yaktığı rivayet edilir. Belli ki bir kriz neticesinde, hemen yakınında buluverdiği ve belki de bu krizin müsebbibi olarak ansızın küsüverdiği o selülozdan, mürekkepten ve bilgiden oluşan dünyayı yakıp geçmiştir. Dünyayı demişim, dünyasını demeliydim.

Şöyle ilerleyelim: Bütün hayatını okumak ve yazmak üzerine kurmuş birinin, bu okur-yazarlığından kendisine ya bir meslek (ve dolayısıyla bir kazanç kapısı) ya da o büyük sorusuna bir cevap çıkarması beklenir. Bilginin depolanması, işlenmesi ve satılması üzerine kurulan mesleki/profesyonel okur yazarlık, bilginin sahibini derinden borçlandırmaz. Ben borçlandırmaz dedim, siz gebe bırakmaz olarak da okuyabilirsiniz. Vardır böyleleri: Düşünce tarihinin en kriz yaratan, en püsküllü belası olan, en kanırtan meselelerine ilişkin okurlar, yazarlar ve bunları mesela ders olarak anlatırlar ama bu bilgi onları ne yaralar, ne de sendeletir. Onlar adeta dört yüz elli beşinci kanlı ameliyatını yapmış, ardından ellerini muslukta yıkayıp, odasında hamburgerini kemirmeye devam etmiş pişkin bir cerrah gibi davranabilirler. Kan bir sıvıdır, ameliyat masasındaki bir organizmadır, mide açtır, hamburger gıdadır filan. Tıpkı bunun gibi, o da okuduğu ya da daha profesyonelce söylemek gerekirse, “üzerinde çalıştığı” o düşünürün ya da o şairin, hayatını pey kılarak ortaya koyduğu eserlerini okuyup, o eserlerden üzerine bir şey bulaştırmadan kendi taşrasına süratle çekilebilir. Bir tür akademisyenin konforlu dünyasına bir flaş patlatmış mı oldum? Sanırım ve umarım evet.

Bu profesyonel okur yazar tipi bir yana, bir de hayatının sorusuna kitaplarda cevap arayanlar vardır. Bunlar hakikatli okurlardır. Mutsuzlukları kalıcıdır, çünkü her seferinde önlerinde cevaplardan daha çok soru bulurlar. Kitaplarını okudukları diğer mutsuzların varlığıysa onları umutlandırır. Hep birlikte şu yalan dünyada, cevaplarını bulamayacakları bazı sorularla boğuşan müstesna bir kavim olmuşlardır. Sorulara karşı nezaket, mutsuzluk karşısında direnç, yorgunluğa karşı mukavemet sahibidirler. Bu da onları, mütemadiyen aramaya adanmış, suskun ama gözü pek şövalyeler yapar. Kitaplar onları kitaplara bağlar, yazarlar yazarları çağırır. Bazı soruların cevapları şu kitapta çıkar, bazı kitaplar taze sorular doğurur. Ama hemen her kitapta ve yazarda, susuzluklarını gidermenin verdiği bir canlılık ve böylece başka kitaplara uzanabilmek için gerekli iştahı bulurlar. Bunlar için yukarıda umutlu mu demiştim? Doğru demişim.

Hem ilki, hem de bu okur tipi, kitapları yakma eşiğine gelmeyecektir. Çünkü ilki kitapların ekmeğini yemektedir, ikincisi kitapları ekmek gibi yemektedir. İlkinin kitaplarla ilişkisinde, haydi ağır konuşalım, bir nifak bulunur. Bu sebeple kitaplardan gebe kalmaz. Gebe kalmadığı için de, onları onlardan vaz geçmeye değecek kadar ciddiye alacak değildir. İkincisiyse kitaplardan sürekli gebe kalır. O da bu çoluk çocukla sokakta kalacak değildir.

Ee? E’si şu: İkisi de kitaplarını yakmaz.

Kitaplarını yakmak, kitaplardan umut kesmekle akla gelebilecek bir çılgınlıktır. Bir histeri sergisidir, bir nöbet neticesidir. Kitaplar tarafından aldatıldığını düşünen biri kütüphanede sağa sola ateş eder. Kitaplardan umut kesmedikçe, onların kıvanç ve gönenç veren varlıklarından, ruhu okşayan maddelerinden, ayrıcalık taşıran ağırbaşlılıklarından vaz geçmek mümkün olmaz.

Sorularımızın cevaplarını kitaplarda yeterince aramamışsak da kitapları yakmayız. Kitapları yakmak, kitaplara ilgisizlik değil, aşırı ilgidir çünkü. Kitaplarla zaten o kanlı ilişkiyi kurmamış birisi, kitapları yakmak için parmağını oynatacak da değildir.

Kitaplar aydınlatır filan deriz, yüceltmek kastıyla. Işığın ısıtmayacağını bilerek ya da bilmeden. Kitaplarını yakansa, aydınlanmak değil, ısınmak istemektedir. Çünkü yaşadığı ruh üşümesini gidermek için, elinde kala kala bu son ve ölümcül hamle kalmıştır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ahmet Murat
27-11-18
E mail: gercekhayat.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KİTAPLARINI YAKAN BİLGE
Online Kişi: 30
Bu Gün: 21 || Bu Ay: 3048 || Toplam Ziyaretçi: 1149924 || Toplam Tıklanma: 31290176