
| Kategori : / PORTRELER | Okunma Says: 3877 |
KITALARI PEK BR KUMA GB KESP BÇERDK
Cemil Meriç’i melez ve çoul bir kimlik olarak tanmlamak kadar Cemil Meriç’e hakaret olabilecek bir tanm yaplamaz. Çünkü Cemil Meriç kendisini böyle tanmlamyor ki! Eer bizler dardan Cemil Meriç’i illa bir tanm cümlesiyle ifade etmek zorunda isek, bu, olsa olsa; “huzursuz bir ruh; yorulmak bilmeyen bir aray ve tecessüs” olabilirdi. Nitekim hayat ve düünce macerasna baktmzda bunun ipuçlarn çok açk olarak görebiliriz: Rahmetli, günlüüne 16.7.1955 günü; “ Bütün kainat ve kainattan daha büyük bir yaratcy sevmek, hem de ruhun ölmezliine inanarak. Yani ebediyet ölçüsünde bir sevgi. Dinsizlerin ölümü, insan tahammül edilemez bir yalnzla sürüklemekten baka ne ie yarar?.. Ey müminler, saadetinizi gölgeleyen tek strap, inanmayanlara kar duyulan merhamet olmaldr.” derken, on yl sonra, 7.2.1963 tarihli güncesinde ise insan sadece salglarnn tutsa sefil bir mahluk derekesine indirir ve öyle der: “Uzviyi ulviletirmek bakrdan altn imal etmek gibi hayal. Hayatmza salg bezlerimiz hükmediyor. uurun karanlk bölgelerinden yükselen çlklar susturamyoruz. Çlk homurtu oluyor nihayet. Homurtu uultuya inklab ediyor. Saint Augustin kendini krkndan sonra Tanrya vakfedebildi. Muhammed Haticetülkübra ile geçirdii yllarn acsn Aye’nin kollarnda çkard… belki insanlar uzviyetin çlklarn dualatrabilirler.” Bu iki ifade de Cemil Meriç’e aittir ve aralarnda sekiz yl vardr.
Cemil Meriç tarihe ve tarihimizi yapan ecdada da önceleri böyle bakar. Bir bakarsnz Osmanl’y gökleri çkartr, bir bakarsnz yerin dibine sokar. Örnein Jurnal’de öyle der 27.2.1963’de; “Eslaf taze suya tasavvuf çorbasyla beslenmi asrlarca. Tatsz tuzsuz, iliksiz ve usaresiz bir tasavvuf. Çile yaand zaman nameleir, nurlar. Tefekkürün kabuunu kramam bir türlü. Hindistan cevizine benzeyen o acayip nesneye korku ile, itimatszlkla bakm. Kolaya vermi kendini. Mücahitlerin kan Al- Osman ülkesine bir altn rma gibi akarken, atlas örtülü iltelerde alev tenli cariyelerle binbir gece masal yaayan bendegan- saltanatn, hayat muammalarn çözmeye harcayacak vakti mi vard? Onlar bütün gordiyonlar klçla kesmeye almlard. Klç ve satr. Hayat çok defa klçla balayan, satrla biten rengarenk bir rüyayd. Apayr bir dünya idi Osmanoullarnn ülkesi. Nal sesleri, tekbir sadalar, tekbire benzeyen nal sesleri.. sonra kan kokusu ile, günein sert arab ile azgnlaan itihalar. Farabi’yi kim okuyacak? bn-i Sina’yla kim uuraacakt? Avrupa klcndan kelle damlayan aknclara krk haramilerin maaras gibi görünüyordu(Jurnal-1, 125-126).
Bu sert ifadelerden en büyük pay tasavvuf almaktadr. Çünkü Üstad, Osmanl’nn tasavvuf anlaynn, ecdadn zihni temellerini oluturduunu düünmekte, dolaysyla ecdada kzarken öfkesini tasavvufa yöneltmektedir. Bu öfke, kaleminin ucundan öyle yansr: “Osmanl edebiyatnda metafizik ürperti yok. Bizde dervi, Tanryla vuslat halinde yaad için, suretler âleminden tecerrüt etmi bir gönül adam deil, aksiyondan kaçan bir meczup, bir hasta, bir yar deli, yani sapktr. Fuzuli’nin tasavvufu bende daima tercüme intiba yaratr. Tasavvuf kim, istirak kim, Osmanl kim?...slamiyet huzuru çok ucuza satm. Yollar o kadar belli ki düünmeye lüzum yok. arap içmeyecek, domuz yemeyecek, zina yapmayacaksn, be vakit namaz vs. Sonra periler, gulamlar, huriler… Tasavvufun itibara mazhar olmamas da bundan. Yunus Emre’de bile hep: ol cennetin rmaklar!”(Jurnal-1, s.163-164).
Rahmetli bu yllarda bir oryantalist gibi Bat ve Bat kültürünün limanlarndan yola çkarak Hind’i kefetmeye balamtr. Rahmetli için k doudan gelmektedir ancak dou Hint’tir. Yine Üstad’a göre “insanln irfan ve idrakine istikamet veren iki yaratc millet: Hint ve Yunan’dr(Jurnal-1, 148). Buna karlk Üstada göre “Tarihin bütün kördüümlerini klcyla çözen ve kaderin karanlklarn klcnn prlts ile aydnlatan Osmanoullar tefekkürde monogamdlar, Kuranla Hadis yetiyordu onlara...”(Jurnal-1, 148).
1970’lere gelinceye kadar Rahmetli bu gelgitler içerisinde kalem oynatr. Kalemi ve kelimeyi adeta bir klç gibi kullanr. Ancak kalem ve kelimeleri, herkesi ve her eyi yaralar. Belirli bir hedefi de yoktur aslnda. Huzur arayan bir ruhun ve devaml uyank haldeki bir uurun hakikat araylardr yazdklar, feryatlar.
Üstad hiç Marksist de olmamtr. Bunu kendi ifadesinden teyit edebiliriz: “Yirmi dört yl önce mahkemede Marksist olduumu haykrdm. Bu ümitsizlikten doan bir isyand. Bir nevi meydan okuyu. O yalnzlk içinde bir ey olmak ihtiyac…”(Jurnal-1,77)
“Marksistim dedii zaman tek içinin elini skm deildi, sadece namuslu olmak, korktuu için sustu dedirtmemek istiyordu… Marksizm, silinmemek, ezilmemek için sarld bir dald belki. Belki de inanyordu Marksizme. Nasl inanabilirdi? Onun için ezilen insanlar, kurtarlmas gereken insanlar vard, ama kim olduklarn bile bilmiyordu onlarn… Marksizm bir tecessüstü onda…”(Jurnal-1, 77-78-79).
Rahmetli 1970’li yllara ulatnda tamamen deiecektir. Dolaysyla Cemil Meriç için, en son ve kendini sabitleyerek durduu fikri durak neresi diye sorulacak olunursa, doru tespit için Rahmetlinin 1970’den sonraki eserlerine bakmak gerekecektir. Çünkü bu yllardan itibaren Rahmet-i Rahman’a kavutuu ana kadar artk bir çizgi deiiklii, istikamet fark söz konusu deildir. Kitap olarak nerettii Bu Ülke, Umrandan Uygarla, Maaradakiler, Krk Ambar, Bir Faciann Hikâyesi ve Kültürden rfana, vs. bu tespitimizin doruluunu gösterir.
Bu aralar baz dergilerde makaleler de yazar. Mesela 1980 ylnda bir makalesinde unlar söyler: “Hümanizm insan haysiyetine sayg, insana tabiat içinde istisnai bir deer vermekse, slamiyet tek gerçek hümanizmdir. "Humanités" edeb, efendilik, nefse hakimiyet, mukaddese sayg ise slamiyet ve bilhassa tasavvuf, "humanités" nin ta kendisi. nsan yalnz slamiyet’te eref-i mahlukattr. Bir yanyla balçk, bir yanyla tanr. Feyzi Hindi'nin mehur beyiti ile çerçeveledii muhteem varlk:
Haki, eer bezulmeti hesdi mukayyedi, / Ar, eer benur-i ilahi münevveri.”(Hisar Dergisi, Ocak 1980).
Bu tablo içerisinde, rahmetli Cemil Meriç’in durduu yeri ve dünya görüünü ortaya koymak istediimizde bana göre, aadaki seçmeler en isabetli ipuçlarn verecektir. Dolaysyla, aadaki yazlarndan ortaya çkacak olan Cemil Meriç dnda bir baka Cemil Meriç’in olduunu iddia etmek Rahmetliye yaplacak en ar hakszlk olacaktr.
SEN BR AZ-GELMSN
Kt’alar ipek bir kuma gibi keser biçerdik. Kelleler damlard klcmzdan. Bir biz vardk cihanda, bir de küffar...
Zafer sabahlarn kovalayan bozgun akamlar. htiyar dev, mazideki ihtiamndan utanr oldu. Sonra utanç, unutkanla brakt yerini, "Ben Avrupalym" demee balad, "Asya bir cüzzamllar diyardr."
Avrupal dostlar, acyarak baktlar ihtiyara, ve kulana: "Hayr delikanl", diye fsldadlar, "sen bir az–gelimisin."
Ve Hristiyan Bat’nn gösümüze ilitirdii bu idam yaftasn, bir "niân-i zîân" (anl iaret) gibi gururla benimsedi aydnlarmz. (Bu Ülke)
ASALETN KAYBEDEN RFAN
rfan hisarla kuatm Dou, mâbede bezirgân sokmam. Yllarca davar gütmü, odun tam çömez... Mealeyi çetin imtihanlardan sonra tututurmular eline. "Emanetleri ehline tevdi ediniz." demi din.
Mürit: ceset. Can: müridin nefesi. Hint'te hocalarn soyad tanrm. Karabetlerin en mukaddesi, akirtle üstad arasndaki ba.
Asrlar geçti, birer birer söndü mealeler. rfan asâletini kaybetti. Hafzaya çakl ta gibi saplanan bilgi krntlarna yeni bir ad bulduk: kültür. Genç kuaklar, Bat’nn bit pazarlarndan ithal edilmi bu hazr elbiselere küçümseyerek bakyor. Hoca öretmen oldu, talebe örenci. öretmen ne demek? Ne souk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öretmez, yetitirir, aydnlatr, yaratr. örenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan. (Bu Ülke)
DVAN EDEBYATINDA ROMAN
Divan Edebiyat’nda roman yok. Niçin olsun?
Bat’nn ilk romanlarndan biri "Topal eytan". Kahraman, evlerin damn açar, bizi yatak odalarna sokar. Roman balangcndan itibaren bir ifâdr. Osmanl’nn ne yaralar vardr, ne yaralarn tehir etmek hastal. Hikâyeleri ya bir cengâveri ebedîletirir, ya "hisse alnacak bir kssa”dr.
Roman’n burjuvaziyle doduunu söylerler. Burjuvazi Avrupa’nn imtiyaz, daha dorusu yüz karas. Bir kelimeyle roman, baka bir dünyann, baka bir ruh ikliminin, baka bir toplumun eseri. Daha zavall bir dünya, daha dii bir manevi iklim, daha geveze bir toplum.
Baka bir tabirle, bu edebi nevi bir buhrann, bir uyumazln, reelle ideal arasndaki bir nispetsizliin çocuu. çtimâî bir shhatsizlik, hiç deilse bir tedirginlik alâmeti. Snf kavgalaryla sahneye çk bundan. nanan bir toplumda, pürüzleri yok etmi bir toplumda, hayalî çözüm yollar aramaya ihtiyaç duymayan bir toplumda romann ne ii var?
Osmanl, Osmanl kaldkça Bat roman’n anlayamazd. Önce uzun bir temessül, daha dorusu tesemmüm merhalesinden geçecek, iktisadi ve içtimai müesseseleriyle deiecekti.
Medeniyet can çekiiyor. Gök bombo, hayat abes; roman bu kalpsiz dünyann insann bütünüyle sahneye koymak iddiasnda. Bütünü, yani çarpk insiyaklar, hayvanca itihalar, çlgn arzular veya arzusuzluklar ile. Ak da -Tanr gibi- öldüüne göre, cinsiyet tek deer. Bezirgan hayaszln üstüne bir sal att: cinsi bunalm. Sade, kütüphanelerin eref misafiri, sadizm abesin ikiz kardei. (Bu Ülke)Ayrca Rahmetli’nin, Müslüman Dou ile Hristiyan Bat arasnda var olan kadim fark ortaya koyan u müthi tespitlerine ne demeli?
“Bütün Kur'an'lar yaksak, bütün camileri yksak, Avrupalnn gözünde Osmanlyz; Osmanl, yani, slâm. Karanlk, tehlikeli, düman bir yn! (Umrandan Uygarla)
“Zavall Türk aydn... Batl dostlar alnmasnlar diye hazinelerini gizlemeye çalr. Sonra unutur hazineleri olduunu. Dümann putlarn takdis eder, hayranlklarn benimser. Dev papaanlar.” (Umrandan Uygarla)
Hal böyleyken tamamen konjonktüre uygun bir Cemil Meriç profili ortaya koymak için Rahmetlinin “melez ve çoul bir kimlie sahip olduunu” istihraç etmek, Üstada hakaret olmutur.
Rahmetli Cemil Meriç kültürümüzün ve irfanmzn sesiydi ve… biz ve öteki gerçekliinden mülhem orak; bizdendi.
Yazar: Dr. Süleyman Eryiðit |
13-10-10 |
||
| E mail: shtunay@gmail.com | Tweet | ||