HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / DÝL KALESÝ
Okunma Says: 3164
Yazar: Nihad Sâmi Banarlý
SULTAN ABDÜLHAMÎD'ÝN TÜRKÇECÝLÝÐÝ



Osmanl hükümdar âilesinin Türkçecilii mühim ve mes'ud bir târih hâdisesidir. Bu âilenin daha kurtulu anlarndan balayarak orduda, saray çevresinde ve halk içinde Türkçe konuup Türkçeyi yeniden devlet ve edebiyat dili mevkiine getirdii bilinir.

Gerçi Türkçe'nin devlet dili olarak kullanlmas, daha Anadolu Selçuklular saraynda balar. Fakat bu sarayda resmî lisân olarak daha çok Arapça ve bilhassa Fârisî kullanlmtr. Karamanolu Mehmed Bey'in 15 Mays 1277'de Türkçeyi Konya'da devlet dili îlân etmesi, ancak Fârisî'nin birinci derecedeki ehemmiyetine kar bir harekettir. Yoksa Prof. Fuad Köprülü'nün, Konya saraynda Türkçe'nin Mehmed Bey'den evvel de kullanld hakkndaki görüü ve iâreti dorudur. Anadolu'da Türkçe, Mehmed Bey'den çok evvel îtibar kazanmaya balamt. Bir misâl olarak, kinci zzeddin Keykâvus'un, o devir Anadolu halk arasnda yaygn ve sevilen bir destânî eser olan Dânimendnâme'yi kendi yazcsna Türk dili ile yazdrmas, Konya Saray'nda Türkçeye verilen ehemmiyetin bir ifâdesidir.

Ancak Anadolu Selçuk Devleti dalp da yerine Anadolu Beylikleri kurulduu zaman; çeitli dinî, millî, içtimâî sebeplerle; bu beyliklerin çounda baka dillerin yerini Türk lisân alm ve Anadolu'da bir Türkçeye Dönü Hareketi balamt.

Osmanl Beylii ise Türk diline, ayrca, millî bir uur, kymet ve ehemmiyet veriyordu. Halk arasnda daha sonralar teekkül ederek, Sultan Osman'a atfedilen, hece vezniyle söylenmi mehur bir manzûme Osman Bey'in kendi iiri olmasa bile, iiri, sâde Türkçeyle söyleyebilir bir Türk büyüü olduuna inann vesîkas deerindedir.    Gerçek udur ki öteden beri ran'a giren Türkler Acemceyi, Irak'a hükmeden Türkler de Arapçay benimseyerek kendi öz dillerini ihmâl etmilerdir. Buna mukaabil, bilhassa Osmanl Türkleri'dir ki Bizans'a ve Balkanlar'a yerleirken bu topraklarda ilk i olarak kendi millî lisanlarn yaatmlardr. Bu davran o devirler ve o artlar içinde bal bana mühim ve millî bir harekettir.

Osmanl Sultanlar'nn, daha Orhan Bey zamânndan balayarak, çevrelerine Türk âlim, âir ve sôfilerini topladklar mâlûmdur. Bu devirde Türkçenin önce tekkelerde, sonra saraylarda yaygn bir edebiyat dili olmas, üphesiz Saray'n istei ve tevîki iledir. Fakat Saray'n; âirleri Türkçe söylemee tevîkini bize kadar ulatran bir vesîka, Yldrm ve olu Emir Süleyman devri âiri Ahmedî'nin Cemîd ü Hurîd adl eserindedir. Ahmedî, kendisine, bir Cemid ü Hurîd yazmasn, fakat bu eseri mutlakaa Türk diliyle yazmasn bizzat Emir Süleyman'n teklif ve tavsiye ettiini çok açk söyler:

Bizimçün düzesin bir hûb defter
K'olâ ma'ni vü lâfz îr ü ekker

Kitabî k'âddur Cemid ü Hurîd
Bu dilde aydasn sen i cemîd


Ahmedî, bu târihî teklîfi ve nâzik emri, Türkçe ve güzel bir Cemîd ü Hurîd yazarak yerine getirmitir. O kadar ki âir, bu eseri yalnz Türk diliyle deil, dier Türk motifleriyle ve Ortaasya Türklüü'ne ait çizgilerle de süslemitir.

Osmanl Sultanlar'nn, devirlerinin yazarlarna Türkçe hem de sâde Türkçe, açk Türkçe yazmalar hakknda dier bir teklifleri Fâtih'in babas Sultan kinci Murad zamânndadr:

Kabûsnâme mütercimi Mercimek Ahmed'in, bu eserin önsözünde bildirdiine göre Sultan kinci Murad, kendisine bu kitap hakknda aynen unlar söylemitir:

"Ho kitabdur ve içinde çok fâideler ve nasîhatler vardur ammâ Fârisî dilindedür. Bir kii Türkî'ye terceme etmi velî rûen deül, açuk söylememi. Eyle olsa hikâyetünden halâvet bulamazuz."

"Ve-lâkin bir kimse olsa ki kitab terceme etse. Tâ ki mefhûmundan gönüller hazzalsa."


Yine kinci Murad'dan balayarak, Osmanl sultanlarnn, bizzat Türkçe iirler söyledikleri de çok iyi bilinir.

O kadar ki Osmanl hükümdarlar, sâde Türkçeyi hemen bütün târihleri boyunca hem kendi iirlerinde kullanm hem de âirlerinin böyle bir Türkçe ile iir söylemelerinden haz duymulardr. Sultan kinci Murad'n "Gönüller ancak Türkçeden hazzalr." kanâati, bu âilenin bütün lisân anlayna hâkim bir ifâde saylabilir.

kinci Murad'dan sonra, Fâtih'in ve onu tâkib eden Osmanl sultanlarnn iirlerini, nesirlerini; bu iir ve nesirlerdeki yer yer çok sâde ifâdeleri burada bir bir belirtmek mevzûumuz hâricindedir. Bizim bu mukaddimemiz, Osmanl Hükümdar Âilesi'nin, ilk ferdinden son hükümdârna kadar Türkçeye sâdk kaldklar noktasnda toplanr. Asl bahsimiz ise Türk ilim ve neriyât âleminin, evvelce yabanc propagandalar tarafndan hazrlanm, eski, politik iftirâlara kanmaya devam ederek, kötü hükümdar sand Sultan Abdülhamîd'in Türkçecilii mevzûundadr.

Sultan Abdülhamîd'in Türkçecilii hakknda ilk mühim vesikay, merhum Prof. Fuad Köprülü neretmiti. Fuad Köprülü'ye Bursal Tâhir Bey'in verdii bu vesika, 7 Mays 1310 (19 Mays 1894) târihlidir. O zaman Manastr dâdîsi’ne gönderilmi bir tâmîm mâhiyetindeki bu vesîkann, üphesiz dier bütün idâdîlere de gönderilmi olmas lâzm gelir. Yine bu tâmîmin Sultan Abdülhamîd'in re'yi, tasvîbi, hattâ emriyle gönderilmi olmas icâb eder. Fuad Bey, bu vesîkay nerederken ihtiyatl davranarak, "Benim bildiime göre Maârif hayâtnda bu hususta yaplm olan ilk resmî teebbüs budur. Târihî ehemmiyetine mebnî bu vesîkay aynen buraya naklediyorum." demitir.

Biz, ite burada, bu tâmîmin bizzat Sultan Abdülhamîd'in emriyle gönderildiini ve lisânn daha çok Türkçelemesi hususunda srâr edildiini meydana çkaran, ikinci bir vesîka neredeceiz. Fakat mevzûumuzu bütünlemesi ve aydnlatmas bakmndan önce birinci tâmîmi buraya (lisânn sâdeletirerek) naklediyoruz:

"Sözün güzel ve doru söyleme kaaidelerine uygun olabilmesi, dier artlarla birlikte, allmam kelimelerle söylenmeyiine baldr. Yaz dilinde Arabî ve Fârisî kelimelerin hepsi birden kullanlrsa bilinmeyen, allmayan birçok kelimeye rastlanm olur. Mümkün olduu kadar Türkçe kelimeler kullanlarak açk yazlm sözler ise merâm ve maksad tamâmyle anlatr. Böyle sözlerde daha ziyâde kolaylk ve akclk bulunaca meydandadr.

Osmanl müellifleri maksad ve meramlarnn kolayca anlalmas yoluna gitmeyip ne kadar çok Arabî ve Fârisî kelime bildiklerini göstermei ma2rifet sanm, meselâ lisânmzda (ta) sözü varken bunun yerine pek çok kimsenin meçhulü olan (senk) veya (hacer) kelimelerini kullanmay zarâfete daha uygun zannetmilerdir.

Bu hâl, birçok zararlaryle birlikte, dilimizde mevcud çok sayda Türkçe kelimenin terkine ve unutulmasna sebep olmutur.

Yaz dili için stanbul ahâlîsinin konutuu lisânn esas tutulmas; cümleler gaayet sâde ve açk yazlarak kullanlan kelimelerin mümkün olduu kadar Türkçe sözler olmas her halde çok faydaldr.

Arapça kelimeler Araplar için, Farsça kelimeler Îranllar için me'nûs sözlerdir. Fakat bu sözlerin stanbul ahâlîsince bilinenleri pek azdr. Ahâlînin daha çocukken anne babalarndan iitip örendikleri kelimeler Türkçe'de me'nûs ve bunun dndakiler ise gayr-i me'nûs saylmaldr. Osmanl mekteplerinde Arapça ve Farsça lüzumlu olduu için okutulmaktadr. Bu diller, Kur'ân- Kerîm'i doru okumak, bugünkü fen kültürü terimlerini anlayabilmek ve îcâbnda bu iki dille yazlm kitaplar okumaya muktedir olmak maksadyle okutulur. Yoksa bu dillerin okutulmas Türkçe'de Arabî ve Fârisî kelimeler kullanmak için deildir.

Yaz yazmaktan maksad, merâm yaz ile ve güzelce anlatmaktr. Bu maksada ise kullanlan kelimelerin bilinen sözler olmasyle varlr. Yabanc kelimeleri okuyan ve dinleyen anlasa bile bunlarn têsîri pek az olur. Meselâ babasna "Babacm!" diyen bir çocuun u sâde ve mâsum söyleyii kalbe têsîr eder. Fakat ayn sözü "peder-i vâlâ-güherim" tâbirine çevirirseniz, bunu babas anlasa bile, têsîri çok az olur.

Bundan baka kitap vesâire gibi faydal eserler tercü¬mesinde ifâde ne kadar açk ve sâde olursa anlayanlarn says o kadar artar ve yaplan iin faydas o kadar yaygn olur. te bunun için yaz yazarken açk ve sâde bir üslûp kullanlarak allmam Iûgat kullanmaktan kat’î sûrette kaçnmak lâzmdr.

imdiye kadar bu usûle uyulmayp Arapça, Farsça lûgatlerin hemen hepsi yaz dilinde kullanlm ve bu da Türkçenin vaziyetini güçletirmitir. Hâlbuki baka dillerde hemen bir iki sene tahsilden sonra gazete okuyup anlayacak kadar lisan örenildii hâlde dilimizin o derece örenilmesi çok zaman istemektedir.

Eski müelliflerle onlarn yolunu -tâdîlen- kabûl eden yeni müelliflerin eserleri, kullanlan birçok Arapça, Farsça kelime yüzünden yaz dili için hiçbir zaman nümûne ittihâzna lâyk saylamaz. Bu sebeple talebeye bu kabil eserler gösterilmeyip mümkün olduu kadar Türkçe açk ibâreler okutturulup yazdrlmaldr. Bu tâmîm, ite bu husûsun kitâbet hocalarna tenbih edilmesi maksadyle yazld."

Görülüyor ki Sultan Abdülhamîd saltanatnn 18 senelik tecrübesinden sonra çkarlan bu tâmimdeki dil anlay, çok uurlu ve millîdir. Tâmîmde öteden beri dilimizde yabanc kalm Arabî ve Fârisî kelimelerle Türkçeye yeniden sokulmaya çallan bu türlü allmam sözlerin bilhassa mekteplerimizde kullanlmamas tavsiye ediliyor. Bunlarn yerine ayn sözlerin halk dilinde yaayan Türkçe karlklarnn konulmas isteniyor.

Anlalyor ki bu tedbir, mekteplerimizde okuyan Türk çocuklarnn ksa zamanda okuduklarn anlar hâle gelmeleri maksadyledir.

Bilindii gibi Sultan Abdülhamîd, bizzat açt Meclis-i Meb'usân'daki Türk meb'uslarn ilmî ve fikrî kifâyetsizliklerinden doacak tehlikeyi sezmi, bu meclisi kapatm ve derhal geni ölçüde maârif faaliyetine girierek, Türkiye'de çok sayda ve yüksek dereceli, kaliteli mektepler açtrmt. Bu faaliyetin tek gaayesi, mekteplerden tam mânâsyle münevver mêzunlar yetitirerek memleketi onlar vâstasyle uyandrp kurtarmak  olabilirdi.                                                                                                      

Nitekim Sultan Hamîd, bu gaayeye varmak için her eyden önce Türkçenin slâh gerektiini düünmü ve yukardaki tâmiminin arkasndan, daha da ileri giderek, Türk târihinde ilk defa, halk dilinde yaayan Türkçe kelimelerin resmî kanallar vâstasyle toplanmas için emir vermitir. Bunun için devrin mektep muallimlerini vazifeli klmak istemi ve Bâbâli vâstasyle Maârif Nâzrl'na bir tebli daha yollamtr. Bu tebliin sûreti elimizde yoktur. Fakat verilen emrin ne netice aldn soruturan bir sadâret tezkiresine, devrin Maârif Nâzr Zühdü Paa'nn verdii cevâbn müsveddesi imdi elimizdedir. Zühdü Paa'nn elyazsn tayan bu vesîkada söylenen sözler de unlardr:

 "24 Eylül 1310: (6 Ekim 1894)

Mâbeyn-i Hümâyûn- Mülûkâne Bakitâbet-i Celîlesine Lisân- Osmanî'nin slâh için Anadolu'nun bâz mahallerince müsta'mel ve cihât- sâirece mechûl olan elfâzn nerinde melhuz bulunan muhassenâta mebnî bunlarn mekâtib muallimleri tarafndan birer cedvele kayd ü zapt ile buraya irsâli akdemce Bâbâli'den Nezâret-i âcizîye bildirildii arz ve i'âr- Sâmi-i Sadâret-penâhîden ma'lûm- âlî olub ancak cem'iyet-i ilmiyyeler teekkül etmeyince slâh- lisân maddesi husûle gelemiyeceine nazaran bu bâbda ne yolda ta’lîmât verilmi olduunun ve vaktiyle slâh- lisân için öyle bir cemiyet teekkül etmi olmasyle mezkûr cemiyetin ne sûretle teekkül edip ne gibi icrâât ve muâmelâtda bulunduunun arz- hâk-i pây- âli klnmas muktezâ-y emr ü irâde-i seniyye-i Hazret-i Hilâfet-penâhî'yle mübellâ 18 Eylül 1310 târihli ve 2738 numaral tezkere-i husûsiyye-i âsafâneleri mutâlâa-güzâr- âcizî oldu.

Buna dâir Nezâret-i âcizî’ye tebli olunub bir sûreti melfûfen arz olunan tezkere-i sâmiyyede Lisân-i Osmânî'nin asl olan Türkçeye mensûb ekser lûgat sûret-i umûmiyyede ma'lûm olmadndan bunlarn bâzlarnn yerine Arabî veyâhud Fârisî'den kelimeler alnm ve bunlann delâlet ettii mânây ifâde için kütüb-i lûgaviyyede besâitin fkdânndan dolay ibâreler ihtiyâr edilmekde bulunmu olduu cihetle vilâyât- ma'lûmede bulunan Mekâtib-i Rüdiyye ve Îdâdiyye me'mûrîn ve muallimîni taraflarndan oralarca müsta'mel olub cihât- sâirece mechûl ve lisân- Arabî ve Fârisî'den mukaabili gayr-i me'huz lûgaat- Türkiyye'nin bi't-tedkîk neredilmek üzere hurûf- hecâ tertibiyle zabt ü tahrîr olunarak peyderpey Nezâret-i âcizî'ye irsâli hakknda Maârif Müdîrlerine ibu i'âr- sâmî aynen tebli klnmakla bil-iktifâ bu bâbda ayrca ta'lîmât ve sâir yolda teblîgaat ilâve olunmamtr.

Sâye-i terakkî-vâye-i Hazret-i Zllulâhî'de yevmen feyevmen mehûd- uyûn- ibtihâc olmakda bulunan terakkyât- mütevâliyye netîcesi olarak Lisân- Osmânî dahi peyderpey ve tabiî olarak kesb-i mükemmeliyet eylemekde bulunduundan bir de lisânn slâh için ayrca cem'iyet-i ilmiyyeler tekîliyle bu hususda tevaggule ihtiyaç olmad gibi Nezâret-i âcizîce dahi bu yolda hiçbir tasavvur ve teebbüs mevcûd olmayb Maârif Müdürlüü'ne ibu teblîgaatn îfâsndan iki ay mürûr ettii hâlde henüz hiçbir tarafdan bir gûne cevab ve mütâlâa zuhûr etmemesine nazaran mahallerince de bunun pek de kaabil-i icrâ bir ey olmad kestirilerek çokluk nazar- ehemmiyet ve îtinâya alnmad ve binâenaleyh mâlûmât- matlûbenin cem'ü telfîkne teebbüs olunmad anlalyor.

Vaktiyle cem'iyyet-i ilmiyye teekkül etmi olmas bahsine gelince: 1281 sene-i hicriyyesinde Münif Paa Hazretleri'nin taht- riyâsetinde müteveffâ Pertev Paa ve sâireden mürekkeb bâ-irâde-i seniyye bir cem'iyyet tekîl olunarak te'lîf ve terceme vazîfeleriyle tavzîf olunmu ise de cem'iyyet-i mebhûseden hiçbir istifâde hâsl olamamasna mebnî bittabi dalm ve muahharen 1286 sene-i hicriyyesinde tanzîm ve nerolunub Düstûr'un ikinci cildinde münderic bulunan Maârif-i Umûmiyye Nizâmnâmesinin yüz otuz dördüncü maddesi mûcibince Meclis-i Maârif’in idâre-i ilmiyyesi mekâtib-i umûmiyyeye muktezî kütüb ve resâil ile lisân- Türkî'de fünûn- mütenevvi'aya dâir lâzm gelen kitaplar vakti ile ve srasiyle te'lîf ve terceme nizâmnâmesi kaleme alnub bâ-irâde-i Seniyye hükmünce kabûl olunan âsâr eshâbna i'tâ olunacak mükâfât- nakdiyyeye karlk olarak tahsîs olunan mebâliin müteâkiben büdceden tenzîli münâsebetiyle bir iki nevî kitaptan baka bir semere meydana gelemeyerek sâlifü'l-arz te'lîf ve terceme nizâmnâmesi de metruk kalmtr.

O târihten sonra cemi'yyet-i ilmiyye tarznda baka bir hey'et teekkül ettii hakknda bir gûne mâlûmât- kaydyyeye destres olunamad misillû bâlâda arz olunduu veçhile hâliyen dahi o yolda cem'iyyât- ilmiyye tekîli hakknda Nezâret-i âcizîce esâsen bir Iüzûm ve tasavvur olmad muhât- ilm-i âlî buyruldukda ol bâbda emr ü ferman Hazret-i men-le-hü'l-emrindir.

Maârif Nâzr Zühdü

●●●                                                                                                                 

Birinci vesîka gibi, bir defa da sâdeletirerek yazmaya lüzum görmediimiz bu ikinci vesîkadan anlalacak hakîkatler öyledir:

1- Sultan Abdülhamîd zamannda ve 1894'den önce Türkiye'de Rüdiyye ve Îdâdî hocalarna, dilimize yabanc kalm Arabî ve Fârisî kelimelerin yerine konulmak üzere halk dilinde yaayan Türkçe kelimeleri toplamak vazîfesi verilmitir.                                                                                                           

Bu, bizim bildiimize göre, Türkiye'de Saray tarafndan teebbüs edilen geni çapta ilk millî dil hareketidir.

2- Daha mühim olarak Sultan Abdülhamîd, dil iinin ancak ilim cemiyetleri kurulmak sûretiyle yürütülebileceini, kendisinden sonra gelenlerin pek çoklarndan daha uurla idrâk ederek, dilin slâh hususunda evvelce teekkül etmi bir cemiyetin nasl kurulduu ve ne i gördüü hakknda devrin Maârif Nezâreti'nden mâlûmat istemitir.

3- 1894'de halk dilinde yaayan kelimeleri toplama iiyle orta ve lise seviyesindeki bütün mekteplerin muallimlerinin vazifelendirilmesi için Bâbâli'den Maârif Nezâreti'ne gönderilen tezkereye Nezâret, hiçbir tekilâtlanma, hiçbir program, hattâ hiçbir söz ilâve etmeksizin bu tezkereyi vilâyetlere tâmîmle iktifâ etmitir.


4- Çünkü devrin Maârif Nâzn Zühdü Paa'ya göre esâsen maârifperver bir hükümdar olan Sultan Abdülhamîd devrinde Türk dili kendiliinden mükemmellemee balam olup bunun için birtakm yüksek cemiyetler kurmaya lüzum yoktur (!).

Görülüyor ki son asrlar Osmanl hükümdarlarnn bir slahat tâlihsizlii daha, bu mevzûda tekerrür etmitir. Sultan Abdülhamîd'in geni çapta, millî ve uurlu bir dil slâhna, devrin mektep hocalarndan Maârif Nâzr'na kadar hiç kimse ciddî ekilde sarlmam ve bu güzel teebbüs Bâbâli'nin srarl tâmimlerine ramen bu yüzden akîm kalmtr.

Her halde daha ilk pâdiahlardan balayarak Osmanl Hükümdar Âilesi'nin Türk diline verdii ehemmiyet ve bu hususta gösterdii millî hassâsiyet son olarak Sultan Abdülhamîd'de tecellî etmi ve bu hükümdar da Türkçeye hizmet etmek istemitir.   Fakat son iki asrda hep öyle olduu gibi, pâdiahlarn her türlü yenilik istekleri birtakm dar kafal adamlar tarafndan önlenmi ve ite bu mühim teebbüs de ayn ekilde akîm kalmtr.

Bugün bizim nerettiimiz bu vesîka ise bundan 40 yl önce Prof. Fuad Köprülü'nün nerettii ilk vesîkay onun istedii ekilde bütünlemektedir.

Son olarak bu Zühdü Paa Arîzas'n kymetli târihî evrak içinden ayrarak bize göndermek lûtfunda bulunan muhterem Tevfik Demirolu'na burada teekkürü bir vazîfe biliyorum.

Yazar: Nihad Sâmi Banarlý
03-08-09
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
SULTAN ABDÜLHAMÎD'ÝN TÜRKÇECÝLÝÐÝ
Online Kii: 31
Bu Gn: 290 || Bu Ay: 5.383 || Toplam Ziyareti: 2.928.348 || Toplam Tklanma: 58.602.995