HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM
Okunma Sayısı: 88
Yazar: Mustafa Çelik
ALLÂH'IN DÎNİ MEMUR DEĞİL ÂMİRDİR

ALLÂH'IN DÎNİ MEMUR DEĞİL ÂMİRDİRİslâm ümmetinin kıblesini Batıya ayarlamak anlamına gelen Tanzimat fermanının ilanından bu yana Türkiye’nin çağdaşlaması (tabiri aharle gâvurlaşması) için dinin devlete hükmetmemesi yetmiyor, dinin etkisiz ve yetkisiz kılınması da yetmiyor, fiilen dine tahakküm edilmesi öneriliyor. Camide yapılacak duaların da devlet tarafından belirlenmesi isteniyor. Gerçekten tarihteki Âl-i Firavun’dan da ileri gidiliyor.

İslâm vicdanlara hapsedilecek, mabedlerde saklanacak, hayatın taşrasında tutulacak bir din değildir. İslâm beşikten mezara kadar hayata hükmeden, hükmetmek için gelmiş olan bir dindir. Sahih imana sahip olan bir mü’min için İslâm’ın yegâne âmirliği her türlü tartışmadan varestedir. Rasûlüllah (sav) buyuruyor: “İslâm yücedir, ondan daha yüce bir şey olamaz.” (Darekutnî Sünen III, 252; Beyhakî, es-Sünenu’l-kübra VI, 205; Zeyle”î, Nasbu’r-raye, III, 213) İster Lâ dini güçler insansınlar ve isterse inanmasınlar, İslâm’ın üstünlüğünden, yegâne âmirliğinden şüphe edilemez. Rabbimizin “Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma!” (Bakara Sûresi/147) ayeti, İslâm esaslarının farklı kültür muhitleri tarafından tasdikini arama gereğinin olmadığını ilan etmektedir. Aynı şekilde, Müslüman olmayanlara Müslümanlardan daha büyük imkân ve imtiyazlar tanımaya onları Müslümanlara tercih etmeye de gerek olmadığı ortadadır. Hele Müslümanları şu veya bu gerekçelerle dışlayarak, gayr-i müslimlere itibar ve iltifat etmeye kalkışanlar, İslâm ümmetinin bu çağdaki mürtecileridir.

Allah’ın dünyasında Allah’ın dinine göre yaşamak ve Allah’ın diniyle idare olunmak, Allah’ın kullarının en tabii haklarıdır. Buna müdahale edenler, müdahale etmek için algı oluşturanlar, doğrudan doğruya Allah’a savaş açanlardır. Bunu gizlemenin, anlamamazlıktan gelmenin hiçbir anlamı yoktur.

Allah’ın yegâne hak dini İslâm’ı tebliğ etmekle görevlendirilen Hz. Muhammed (sav)’in gönderiliş maksadı, batıl ve atıl dinleri ortadan kaldırıp hidayeti, hak dini yeryüzüne hâkim kılmaktır.

“O, Allah’a şirk koşan müşrikler hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere (sistemlere, düzenlere, devletlere) üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir.” (Saff Sûresi/ 9)

Kim demiş İslâm, İslâm dışı sistemlere me’mur? Bil ki o firavun olmak istiyor, mü’min kalmak istiyorsan ondan uzak dur. Biz dinimizi doğru anlamanın ve doğru tanıtmanın derdindeyiz. Birileri de makam kapmanın, cüzdan şişirmenin peşinde. Böyle bir durumda şüphe edilmez bu memleketin karanlığa gidişinde!

İslâm üsttür ast olamaz. İslâm’a ast muamelesi yapan şahıslar, sistemler, devletler, Allah’a meydan okuyanlardır. Türkiye’de televizyon ekranlarında kanunların gücüyle İslâm’a ve Müslüman meşreplere, gruplara, mesleklere müdahale etmenin algısını oluşturmaya çalışanları görünce Firavun devrinin arrafları, Nemrud devrinin kâhinleri, “ümmet” kavramına karşı kin ve nefret duyan Hz. Muhammed (sav)’in devrinin Ebu Cehilleri, Ebu Lehebleri aklıma geliyor. Yalnız bunlar o dönemin Ebu Cehilleri, Ebu Lehebleri kadar açık ifadeli değillerdir. Açıkça deseler ki; “devlet idaresi için dini olmayan, dinsiz insanlar istiyoruz”, o zaman herkes kendilerini anlayacaktır, tanıyacaktır. Kendilerinden vergi aldıkları Müslüman halka “Müslümanım” deme hakkını bile vermek istemiyorlar. Türkiye’de jakoben laikçilerin bilmedikleri ve anlamak da istemedikleri bir şey vardır o da şudur: Yeryüzünün en büyük idare sistemi İslâm’dır. İslâm’a teslim olan her Müslüman da doğal bir idarecidir. Müslümanlara idareciliği çok görmek, Müslümanları esarete mahkûm etmek için çabalamaktan başka bir şey değildir.

Allahû Teâla tarafından gönderilmiş olan dine dayanmayan, dinin kural ve kaideleriyle mukayyed kalmayan devletin insanlara “devlet dini”ni öğretmeye kalkışmasını alkışlayanlar; dindarlar değil, dini dar olanlardır. Bizleri dilhun eden kurtların kuzulara âşık olması değil, kuzuların kurtlara âşık olmasıdır. “Ben de Müslüman’ım” deyip başka sistemlerden medet umman hain olur. Bir Müslüman’a İslâm’ın dışında bir idare sisteminin faziletlerinden bahsetmek ise Müslümana işkenceli hakaret olur.

Bu dünyada Müslümanın vazifesi; bin yıl da geçse dinsizlik düzenine rağmen din düzeninin hâkimiyet gününü beklemektir. Bir ülkede dindarlar ahlâka ihtiyaç hissetmiyorlarsa, o ülkede yürürlükte olan dinsizlik düzeni dindarlık iddiasında bulunanların eliyle garanti altına alınmış demektir.

Gün doğar, gün batar hürriyetine kavuşmayı umud eder hukuku kanunlara boğdurmuşların hışmına uğramış masum mahpuslar. Bir ülkede cesaret kazanmışsa namussuzlar; fazla sebep aramaya gerek yok o ülkede kaybetmiştir namusunu namuslular!

Demokratik-Laik sistemlerde Allah davasında sabitkadem kalmak kolay değil, yollar dikenli, haramlar, haramzadeler yol keser. Bu sistemde Allah yolunda yürümek mi, belki bin bir maharet ister!

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Çelik
16-10-19
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ALLÂH'IN DÎNİ MEMUR DEĞİL ÂMİRDİR
Online Kişi: 30
Bu Gün: 117 || Bu Ay: 2835 || Toplam Ziyaretçi: 1408222 || Toplam Tıklanma: 36818972