
| Kategori : TÂRÝH / ÝSLÂM TÂRÝHÝNDEN | Okunma Says: 3509 |
Sultan II. Abdülhamid devrinin –hemen hemen bütün münevverleri- O’nu anlamamakta, hatta O’na muhalefet etmekte âdeta ittifak hâlindedirler. Bunlarn Bat zihniyetli olanlarn, bu yanl tutumlar dolaysyla anlayp izah etmek kaabilse de, bütün hayatlar boyunca islâmî gayret sahibi olmu bulunmalar sebebiyle Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî ve büyük âir Mehmed Âkif Bey için bu tutum gerçekten izah gayr-i kaabil bir büyük tezattr. Bu tezâdn, Sultan II. Abdülhamid merhumun devrini dolduran dâhilî ve hâricî gâilelerin perde arkasna vâkf olmay güçletiren kesîf (youn) bir propagandadan doduu üphesizdir.
Gençlik yllarmda Sultan II. Abdülhamid Han hakknda, baz nâdir makaleler ve Seyyid Abdülhakim Arvâsî ile Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin etrafnda bulunmu zevâttan nakledilen deerlendirmeler dolaysyla O’nun büyüklüüne bir kere daha muttalî olmu ve lise yllarnda edindiim kanaati pekitirmitim. Fakat öyle büyük bir ahsiyetin, nasl olup da birkaç Balkan komitecisi karsnda malubiyeti kabul edip taç ve tahtn terk etmi olmasn izah edemiyordum. Hatta merhûmu ecaatsizlikle itham ettiim bile olmutur.Gerçekten her insaf sahibi kabul eder ki, Sultan II. Abdülhamid’i devirenler, zekâ ve siyâsî dirâyet itibariyle o büyük hükümdara çömez bile olamazlar. Bu gerçei mezardan kaldrp kendilerine sorsak, onlarn bile itiraftan içtinab etmeyecekleri muhakkaktr.Böyle olduu hâlde bu erirler, o büyük hükümdara kar, nasl olup da muvaffak olabilmilerdir!.. Dorusu bunu anlayamyordum. Zamanla, hem tarih üzerindeki aratrmalarm ve hem de her müminin iman ettii “kader” hakkndaki derinlemem sonunda anladm ki, o büyük ahsiyet de, aynen Sultan Abdülaziz gibi ilâhî kadere ters dümü olmaktan dolay, mazlûmiyetin her türlü acsn tatmak mecburiyetinde kalmtr. O kaderse, milletin sonraki bozuk kafal idârecilerin zulmüne müstahak hâle gelmi olmalarnn bir icab idi.
Dier taraftan “Hayrihî ve errihî minallâhi Teâlâ” diyen bütün müminler, kader inancna sâhip olduklar hâlde, Âlemi dolduran vukuat bu temel görüle deerlendirmekte -ekseriyâ- kifâyetsiz kalmaktadrlar. Gençliimde ben de böyleydim. Sonra anladm ki; tedbir, takdire tevâfuk ettii kadar netice hâsl eden bir beerî tavrdan baka bir ey deildir. Allah ise, Kâinât’ta mâsivâullâhtan her varl, fânîlikle mahkûm etmitir. Ne hayr, ne de er; ne kemâl ve ne de zevâl üzere beka ansna mâlik deildir. Bu durum, âdetullâh icâbdr!..
Biz ahsen Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri’nin Sultan II. Abdülhamid’i senâ eden pek çok beyânn, O’nun yaknlarndan ve damad olan Kemal Kacar Bey’den naklen ve defaatle dinlemiizdir ki, bunlardan bir-ikisini nakledelim:Süleyman Hilmi Tunahan, eyh Sirâceddin Hazretleri’ne mensubiyetinden dolay müridlerine Sultan Abdülhamid Han’ her vesîle ile medh u senâ eder ve:”-O, sizin mânen amcanz mesâbesindedir!..” dermi. Buna bir de unu ilâve edelim:Süleyman Efendi Hazretleri’nin “Tesbihçi Dede” denilmekle mehur olan yetimi bir müridi vard. II. Merûtiyet’in ilân srasnda Sultanahmed Meydan’nda yaplmakta olan enlie gidip bakmak istemi. Süleyman Efendi, kendisine:”-Olur, git, bak!.. Ama üzüleceksin. O amataclarn en önünde HzrSultan Abdülhamid) ba rolde Hzr (a.s.)’n olduuna vâkf bulunduu için Selânik’ten gelen “Hareket Ordusu”na kar kln kprdatmamtr.âyân- hayrettir ki, kendisinin en yakn olan bir kimseden (Kemal Kaçar), Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin bu beyânna muttalî olduktan az bir müddet sonra bu gerçein o büyük Sultan tarafndan da aynen ve yazl olarak ifade edilmi olduunu hayretle örendim, öyle ki:1960’l yllarda Serencebey’de Mazhar Paa Soka’nda oturuyordum. Buras eyh Zâfirî Tekkesi’ne çok yaknd. Arada srada sabah ve yats namazlarna, aslnda bir âzelî Tekkesi olan Erturul Câmii’ne giderdim. O srada Beyrut ve am’da giritii bir ticâretten muvaffakiyetsizlie urayarak stanbul’a dönmü bulunan Halil Zâfir, bu câmiin hemen yanbandaki eyh Zâfirî Kona’nda münzevîyâne bir hayat yayor ve be vakit bu câmi-i erife devam ediyordu. Burada ahbap olduk. Baz yats namazlarndan sonra beni konaa dâvet eder, Sultan II. Abdülhamid merhumun Yldz Saray’ndaki marangozhânesinde imal edilmi olan eyâlarla lebâleb dolu olan bir salonda uzun uzun sohbetlere dalardk. Bir gün Halil Bey, konan üst katna çkarak hasrdan mâmul bir zenbille döndü. Bunun içi, Sultan II. Abdülhamid Han tarafndan eyh Zâfirî Efendi’ye, O’nun vefâtndan sonra da oullarna yazlm olan mektuplarla doluydu. Bunlar tetkik ederken bir mektup, hayretimi mucip oldu:Halil Bey, eyh Zâfirî’nin ondört evlâdndan birinin oluydu. O’nun söylediine göre, dedesinin vefâtndan sonra Padiah, babas ve amcalarn huzuruna çararak:”-Babanzdan sonra kime râbta yapacanz merhum eyh Hazretleri size söylemi miydi?” diye sormu. Onlarn da:”-Hayr!..” cevabn vermeleri üzerine:”-Rabtay bana yapacaksnz. O’nun yerine ben tâyin olundum. Size söylemi olmas lâzmd.” demi.Bundan dolay eyh Zâfirî’nin evlâtlar her vesile ile Sultan’ ziyârete giderler ve O’nunla temâs kesmezlermi. Padiah, aynen eyh’inin salndaki gibi her Ramazan mutlaka bir kere bu konaa iftara gelirmi. O gelmeden önce de konaa, saraydan tabla tabla yemekler gönderilirmi. Bunlar anlatan Halil Zâfir, Padiah’n zaman zaman babas ve amcalarn, eski tâbirle “berâ-y mâlumât” baz eylerden mektupla haberdar edermi. Hasr zembilde beni hayrete düüren mektuplardan biri de bu mâhiyette idi. Mektubu, birlikte tekrar tekrar okuduk. Saltanatnn son zamanlarnda yazld anlalan bu mektupta Sultan diyordu ki:”Evlâtlarm!.. Hareket Ordusu’na kar bir ey yapmadmdan dolay bazlar hakkmda itâle-i kelâmda (sözlü tecâvüzde) bulunurlarm. Sakn siz, böylelerine kaplmayn. Evet, ben o güruh karsnda hareketsiz kaldm. Çünkü onlarn en ön safnda Hzr –aleyhisselâm-’n yürüdüünü gördüm ve anladm ki, ne olacaksa olacaktr. Bu bir kader icabdr. Kar çkp ibâdullâhn kanlarnn heder olmasna sebep olmak istemedim.”Halil Zâfir Bey’den, bu mektubu bana vermesi için pek çok ricâda bulundum.”-Bunlarn hepsini sana vereceim, sabret!..” dedi. Hakikaten o srada, sanki ölümünü hissetmicesine baz tasfiye hareketleri yapyordu. Erturul Câmi-i erifi tekke iken üst katnda zengin bir kütüphâne varm Tekkelerin kapatlmasndan sonra burasn ilk mektep yapmlar. Halil Bey’in babas da kitaplar, konan üst katna tam. Halil Bey, bu srada baz yazma Kur’ân- Kerîm’lerle birlikte nâdide eserleri Topkap Saray’na götürüp teslim etmiti ki, ald makbuzlar bana da göstermiti. Bu arada bana da zaman zaman tarihle ilgili baz kitaplar veriyor, mektupla ilgili talebimi ise:”-Kütüphâneyi tasfiye ediyorum; evrak ksmn sana vereceim. Biraz sabret!..” diyordu.Ne yazk ki, ksa bir müddet sonra vefat etti. Geride meczûbe bir hanm brakt. Esâsen evlâd yoktu. Bu kadna lâf anlatp zikri geçen mektubu elde etmek için vâkî mürâcaatlarm boa gitti.Sultan II. Abdülhamid merhumun u beyânyla zâhir olan kalb gözü açkln kz Aye Sultan da, u sözleriyle teyid etmektedir:“Babamn çok nasihatn aldm. Aklna her zaman hayran kaldm. Görüü çok kuvvetli idi. leriyi kefedecek kadar keskin görülü idi. Kerâmet sahibi denilebilirdi. O zaman söylediklerinin hakikat olduunu zaman bize isbat etti.” (AyeOsmanolu- a.g.e., sh. 154)Yine Halil Bey’in salnda Nâmk Paa’nn kzndan ayn konakta bir keramet nakline de âhid olmuumdur ki, bunu da ileride nakledeceim.
NOT: Bu yaz KADR MISIROLU’nun “Bir Mazlum Pâdiâh: Sultan II. Abdülhamid “adl eserin ilgili dipnotlarndan derlenmitir
Yazar: KADÝR MISIROÐLU |
17-12-09 |
||
| E mail: s.bahadýr@hotmail.com | Tweet | ||
| OSMAN ALÝHAN | |||
TARÝHE NOTERLÝK |
Tarih : 10-11-10 | ||
Zamanýn tasarruf sahibinden tesbitler,ulu hakanýn büyüklüðü,kadere teslimiyeti,feyzi ilâhîye ile alâkasý,Saidi nursînin maneviyattaki konumuna ýþýk tutacak tavrý... Bu yazý tarihe noterlik yapacak tarzda. |
|||
| ali arý | |||
KÜLLENMÝÞ TARÝHDEN SIZINTI |
Tarih : 10-11-10 | ||
Tarihin küllenmiþ sahifeleinden çýkartýlmýþ olan bu hakikati doðruluþ okuyucularýnýnýn dikkatine sunduðunuzdan dolayý teþekkürler."11.Abdulhamid'i anlamak her þeyi anlamaya bedeldir." |
|||