HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM
Okunma Says: 5845
Yazar: Dr. Ebubekir Sifil
MEALLERLE YENÝ BÝR DÝN TASAVVURU ÝNÞA ETME (Mustafa Ýslamoðlu'nun Mealini tenkid) 2

"man etmek", "imana ulamak", "mü min olmak"

4. 2/el-Bakara, 24 deki "Fe in lem tef alû ve len tef alû…" öyle meallendirilmi: "Ama eer
imdiye kadar (bunu) yapamadnzsa, bundan böyle de asla
yapamayacaksnz demektir…"

Kur an, bir suresinin benzerini getirmeleri konusunda kâfirlere meydan okuyor.
Meali zikredilen ayetin evvelinde öyle buyuruluyor: "Eer kulumuza
indirdiimiz Kur an dan üphede iseniz, haydi onun gibisinden bir sure
meydana getirin ve Allah tan baka güvendiklerinizin hepsini çarn.
Eer (sözünüzde) sadksanz bunu yapn." Bu meydan okuyucu çarnn
arkasndan da öyle buyuruluyor: "Eer bunu yapamazsanz –ki hiçbir
zaman yapamayacaksnz–, o halde yakt insanlarla talar olan,
kâfirler için hazrlanm o ateten saknn."

slamolu nun meallendirme tarznda, kâfirlerin çarldklar eyi ilkin yapamam
olmas, daha sonra da yapamayacaklarnn delili klnm.
"… imdiye
kadar (bunu) yapamadnzsa, bundan böyle de asla yapamayacaksnz
demektir…"
ifadesi, art ve cevap cümleleri olarak birbirine balanm
mürekkep bir cümle. Oysa ayette, banda art edat olan "in"in yer
ald cümle devam ederken "ve len tef alû" (ki hiçbir zaman
yapamayacaksnz) eklinde bir cümle-i i tiraziyye geliyor (bandaki
"i tiraziyye vav" bunu açkça gösteriyor), ve bunun arkasndan artn
cevab "fe" ile balayan "fe ttekû n-nâr…" cümlesi yer alyor. art ve
cevabnn atlanmasyla ve dahi "gelecek zamandaki olumsuzluu anlatan
"len" edatnn vurgusunun da ilevsizletirilmesiyle ortaya çkan bu
çeviri hatas, hiç yoktan ortaya bir sebeb-müsebbeb ilikisi çkaryor!

Sanki Allah Teala, kâfirlerin, Kur an n bir benzerini
getiremeyeceklerini, imdiye kadar getirmemelerine bakarak anlam
gibi!!
"Yapamadnz, yapamayacaksnz da" ile "Yapamadnz, demek ki
yapamayacaksnz" arasndaki fark fark etmek için özel bir çaba
gerekmiyor…


5.
2/el-Bakara 25 teki "Ellezîne âmenû"yu "mana ulaanlar" olarak
çevirmek nasl bir gerekçeye dayanr?
(Esed: "mana ermi olup …")
"Gerekçe ksmnda" zikretmedii için slamolu nun bu çevirisinin
hikmetini anlama imkânndan mahrumuz.
Ama bir husustan eminiz ki,
"imana ulamak" ile "iman etmek" ayn ey deildir.
"mana ulamak",
imana götüren verilere ulamak, iman tanmaktr; belki iman etme
sürecinin balangcdr. "man etmek" ise kalbî bir itminanla iman
edilecek umdeleri tasdik ve ikrar etmektir; imann kalbe yerlemi
olmas halidir yani. "Eve varmak"la "evin içinde olmak" arasndaki fark
gibi…


Her ne kadar slamolu 4/en-Nisâ, 136. ayetine dütüü notta et-Taberî yi
referans göstererek Kur an n "ellezîne âmenû" formu ile "mü minûn"
formunu farkl anlamlarda kullandn söylerse de, et-Taberî,
4/en-Nisâ 136. ayetinin tefsirinde tamamen farkl eyler anlatr.
Orada
söyledii ksaca, "Ey iman edenler, (…) iman edin" ayetinin, kendi
kitaplarna iman ettikleri iddiasndaki Ehl-i Kitab n, bu iddialarnda
doru olabilmeleri için Kur an a ve Efendimiz (s.a.v) e de iman
etmeleri gerektiidir.

Kur an n "ellezîne âmenû" formu ile "mü minûn" formunu farkl anlamlarda
kulland iddiasnn bizzat Kur an ayetlerindeki kullanmdan
delillendirilmesi mümkün deildir. Zira pek çok ayette bu iki formun
bir arada ve ayn zümreyi anlatmak üzere geçtiini biliyoruz.
Aada
bunlarn küçük bir dökümü verilmitir:

*
"Ey iman edenler (ellezîne âmenû)! Allah n size helal kld temiz
eyleri (siz) kendinize haram klmayn. Ar da gitmeyin; çünkü Allah
ar gidenleri sevmez. Allah n size helal ve temiz olarak verdii
rzklardan yiyin ve kendisine iman etmi olduunuz (mü minûn)
Allah tan korkun.[6]

*
"man edip (ellezîne âmenû) hicret eden ve Allah yolunda cihad
edenlerle onlara kucak açp yardm edenler var ya, ite gerçek
mü minler (mü minûn) onlardr. Onlar için mafiret ve bol rzk vardr."[7]

*
Mü minler (mü minûn) o kimselerdir ki, Allah a ve Peygamberi ne iman
etmilerdir (ellezîne âmenû). Onlar o Peygamber ile ortak bir i
üzerindeyken O ndan izin istemedikçe brakp gitmezler…"[8]

Bu örnekler, slamolu nun bu kefinin, Kur an tarafndan desteklenmeyen
bir "farkllk aray" çabasnn ürünü olmaktan baka bir anlam
tamadn ortaya koymaktadr.


Ama bu maddenin bandaki soru hala geçerliliini koruyor: "ellezîne âmenû" niçin "imana ulaanlar " demektir?

6.
2/el-Bakara, 34: "te o zaman meleklere demitik ki: "Âdem(olu) için
emre âmâde olun. blis hariç hepsi emre âmâde olmutular." (Ayn emri,
buradakiyle ayn lafzlarla geldii baka yerlerde, mesela 17/el-srâ,
61 de ise "Adem e secde edin" diye, 7/el-A râf, 11 de –kendi tabiriyle
"lam- leh vurgusuyla"– Âdem(olu) lehine emre âmâde olun" diye
çevirmesinden hasl olan garabet üzerinde durmuyorum.)
(Esed: "Sonra
Meleklere "(Haydi!) Adem in önünde yere kapann" dediimizde…")

Bu meallendirmede dikkatimizi çeken husus, "secde" emrinin "emre amade
olmak" eklinde verilmesi.
Acaba meleklerin Hz. Adem (a.s) n veya
Ademolunun emrine amade olmas slamolu için ne ifade ediyor? "Emre
amade olmak" tabiri, birinin emri altna girmeyi, her emrini yerine
getirmeye hazr olmay ve emrinden çkmamay ifade eder. Meleklerle
insan arasnda böyle bir iliki mi var?..

Adem e secde nin bir "ibadet secdesi" deil, "tahiyye secdesi" olduunu ve
bizzat ibadet secdesinin mercii tarafndan emir buyurulduunu söylemek
varken
bu saçma sapan tekellüfün mant nedir?..

 

"Namaz" m, "dik durmak" m?
7.
2/el-Bakara, 45 deki "sabr" ve "namaz"n nasl olup da "direnme"ye ve
"dik durma"ya dönütüü gerçekten merak konusu.
Kök anlamlardan yola
çkarak stlahlar keyfemâyeâ sradan kelimelere dönütürmek sadece
yanl deil, ayn zamanda "tehlikeli"dir![9]

Öte yandan bu ayette sabr ve namazla Allah Teala dan yardm istemesi
tavsiye edilenlerin kime "direnmeleri" ve hangi olay karsnda "dik
durmalar" istenmektedir?
srailoullar na hitapla balayan ayetler
arasnda yer alan bu ayet kime hitap etmektedir? Akp giden balam esas
alnacak olursa hitabn srailoullar na yönelik olarak kabul edilmesi
mümkün. Eer bu doruysa, srailoullar kime ve neye kar direnerek
ve dik duru göstererek Allah Teala dan yardm isteyecektir? ayet
hitap Medine de hakimiyeti ellerinde bulunduran Mü minler e ise, hangi
bask karsnda direnip dik duru sergileyeceklerdir?..

Kök anlamndan yola çkarak herhangi bir kavrama farkl yerlerde farkl
anlamlar yüklemek bir noktaya kadar ve belli kstaslar çerçevesinde
kabul edilebilir. (Bu kstaslar kabaca kök anlam/balam ilikisi,
fasih Arapça’daki kullanm, nakil/rivayet unsuru olarak
çerçeveleyebiliriz.) Ancak yaps gerei anlam “tahsis ve tayin edici”
özellie sahip olduunu göz ard ederek kavramlar bu örnekte
gördüümüz tarzda yerinden oynatmak, baka deil, sadece "tahrip"le
sonuçlanacak bir eylem olacaktr.

bu "salât" kelimesi slamolu mealinin en fazla tahrip ettii kavramlardan
birisi olarak üzerinde özel olarak durulmay hak ediyor.
Aada
Yetersizlikler arabal altnda bu nokta üzerinde ksaca duracam.

Allah a sayg duymak

8.
Ayn ayetteki "hâi în" kelimesinin "Allah a sayg duyanlar" olarak
çevrilmesi, evvelindeki operasyon ile birlikte ele alndnda ayr bir
"ina" faaliyeti olarak dikkat çekiyor. Buradaki "huû’" mü min
ahsiyetinin ayrlmaz bir parças olarak namaz dnda da mevcut olmas
gereken, ama namaz içinde zirve noktasna ulaan bir "hal"dir ki,
ksaca "kemal-i tevazu ile Yüce Allah n emirlerine boyun emek,
el-Mütekebbir in huzurunda mütezellilane boyun emek" anlamlarn
muhtevidir. Bu anlamda sadece Allah Teala ya kar arz- ubudiyet
balamnda kullanlabilir. Dolaysyla mü min, Allah Teala dndaki
hiçbir güç sahibine, hiçbir otorite ve makama "huu" duymaz.
Bunu, bu
kelimenin Kur an da sadece Allah Teala nn kudreti, azameti, celali ve
büyüklüü karsnda insann yaad, yaayaca, yaamas gereken
tezellül, korku ve inkyad hali olarak geçiyor oluu da güçlü biçimde
desteklemektedir. Bu öyle bir "hal"dir ki, el-Buhârî nin naklettii
Kays b. Ubâd rivayetinde olduu gibi[10] insann yüzüne yansr.

Hadis metinlerinde de bu kelimenin bu anlam dnda kullanldn görmek mümkün deil.[11]
Efendimiz (s.a.v), kendisinden sonra ilmin alnp kaldrlacan haber
verdii zaman Sahabe, Kur an kendilerinin okuyup, kadnlara ve
çocuklara da okutup örettikleri halde ilmin nasl olup da
kaldrlaca sorusuna, Tevrat ve ncil in de Yahudi ve Hristiyanlarn
elindeyken onlara bir fayda salamadn hatrlatarak mukabele etmiti.[12]
Büyük sahabî Ubâde b. es-Sâmit in, bu hadisin ne anlama geldii
sorulduunda, "nsanlardan ilk kaldrlacak olan ilmin "huu" olduunu
söylemesi
[13] anlamsz deildir. Zira huu, kalbin amellerinden olarak belli bir hususiyeti olan bir kavramdr.

Bu sebeple kimse kimseye sayg duyduu için alamaz, ama kul Rabbinden
huu duyduu için gözya döker.
Kimsenin kimseye "sayg"s yüzüne ve
genel ahvaline yansmaz, ama "huu" sahibi bir kulun bütün
davranlarnda bunun izini görmek mümkün olur. Huu kalp kaynakl
olmakla ancak gönüllü yaanabilecek bir "hal" iken; insan içinden
gelmeyerek de sayg duyabilir. Ve nihayet saygnn varl için sevgi
art deildir; ama mahabbetsiz bir huudan söz etmenin imkân yoktur!..

Elmall merhumun huu hakknda yapt –yazy uzatmamak için buraya almadm– nefis açklamann[14] mutlaka okunmas gerektiini söyleyerek, huu hakkndaki bu ksa
izahatn üstüne, ilgili ayetin mealini tekrar okumann, nasl bir
yap-bozumu operasyonu ile kar karya olduumuzun anlalmasna
yardmc olacan söyleyebiliriz:


Asl: "Sabr ve namaz ile Allah tan yardm isteyin. Elbette bu, huu sahiplerinden bakasna ar gelir.

slamolu'nun meali: "Direnerek ve dik durarak yardm isteyin. Ancak bu, Allah a sayg duyanlardan bakasna ar gelir."

9.
Ayn ayete düülen notta, "salat" kelimesiyle üç eyin de kastedilmi
olabilecei söyleniyor ve bunlarn, er î manas olan "namaz", sözlük
manas olan "dua", kök manas olan "dik duru" olduu belirtiliyor.

Bu ayette geçen "salat" kelimesinin bu anlamlardan hangisinin karl
olduunun delili, karinesi nedir? sorusunun meal yazarnda bir
karl var mdr, bilemem; ama meale yansyan "dik duru" olduuna
göre, yazar nezdinde ar basan ihtimal belli ki o. Ancak mam
et-Taberî nin de vurgulad gibi, sözden anlalan zahir anlamn,
shhatine delil bulunmayan batn anlama feda edilmesi caiz deildir.

Bunu yaptnz zaman ortaya çkan kaygan zeminde ne "huu"yu, ne
namazla ilikisini, ne de Efendimiz (s.a.v) in skntl durumlarda
namaza komasn/iltica etmesini izah edebilirsiniz. Geriye, zihninizi
yap-bozumuna uratmasna izin verdiiniz meal yazarnn
yorumlarna/anlayna teslim olmaktan baka bir seçeneiniz kalmaz!


bu "salât"a "dik duru" anlamn giydirebilmek için slamolu' nun özel bir
çaba sarfettii görülüyor.
Söylediklerinden, kelimenin kök anlamnda
mevcut bir vurgunun öne çkarlmasndan ibaret bir tesbit olduu
izlenimi ediniliyor. Ancak gerek Kur an n bu kelimeye verdii
anlamlarda, gerekse slamolu nun kelimenin kök anlam için zikrettii
kaynaklarda böyle bir hususa rastlamak mümkün deildir.
Burada
"operasyon" öyle yürüyor:
Önce "salât" kelimesinin kökünü tekil eden
"salâ"nn anlam örgüsü içinde "dik durma"y salayan "omurga"nn
varl tesbit ediliyor. Arkasndan, omurgann insann dik tutmasna
gönderme yaplarak, namazn da insann dik durmasn salayan bir
ibadet olduu sonucuna ulalyor. Sonra "salât" kelimesinin geçtii
muhtelif yerlere, meal yazarnn uygun gördüü kök anlam unsurlar
yerletiriliyor.

Bu "operasyon"un karakteristik özelliini oluturan "omurga-namaz-dik
duru" ilikisinin izini sürmek üzere sözlüklere müracaat eden merak
sahiplerini burada da enteresan "sipari"ler bekliyor. Söz gelimi
20/Tâ-Hâ, 14 e düülen 3 numaral notta, bu iliki için Lisânu l-Arab
ve Tâcu l-Arûs tan tesbit edilen kök anlam öyle veriliyor: "Salât n
türetildii kök anlam olan es-salâ, insann ba kökünden kuyruk
sokumuna kadar dik durmasn ve oturmasn salayan omurgasna veya
oyluklarna verilen isimdir."

Burada geçen ve "bacan, dizden kalçaya kadar olan ksm"n anlatan
oyluk/uyluk anlam, "omurga"nn yannda ancak ikincil bir unsur olarak
zikredilmitir. Zira meal yazarnn "salât" kelimesinin izahn yapt
hemen her yerde önde olan "omurga" metaforu ve buradan elde edilen "dik
duru" kalp-ifadesidir (Bkz. 20/Tâ-Hâ, 14 e düülen 3 numaral not;
87/el-A lâ, 15 in 15 nolu notu).

Sözlüklere (slamolu nun zikrettiklerine ve dierlerine) "durum nedir" diye
baktnzda, bu "operasyon" ile ilikili olarak görebileceiniz anlam
udur:
"Salâ", insann ve dört ayakllarn srtnn ortas; kalçadan
aas, hayvann kuyruu ile anüsü arasndaki bölge, kuyruun sanda
ve solunda bulunan bölgeler.
[15]

Acaba "salat" kelimesinin kök anlamlar arasnda slamolu niçin bunlar
"namaz" ve "salavat" kavramlarn buharlatracak tarzda öne çkarr da
dier kök anlam unsurlarna hiç iltifat etmez?
Yukardakilere ilaveten,
atee atmak, stp ekil vermek, zarar vermek… gibi unsurlar da
kelimenin kök anlam içinde zikredilmektedir.


Görebildiim kadaryla slamolu, kelimelerin kök anlamlaryla itigal etmeyi,
onlardan yola çkarak yeni anlamlara ulamay elenceli buluyor. Bunun,
okuyucu nezdinde meal yazarnn "dile vukufiyeti" konusunda güçlü bir
kanaat oluturaca açktr ve meal yazar da bunun farkndadr.
Buna
bir yere kadar tolerans gösterilebilir. Ancak i gelip "kavramlarla
oynama" snrna dayandnda, bu "elence", hem meal yazar, hem de
okuyucular açsndan "tehlike" alam ifade etmeye balar.
lk akla
geliveren örnek, "salavat" kelimesidir. Sahih hadisler, "Allah ve
melekleri Nebi ye salat eder. Ey iman edenler! Siz de O na teslimiyetle
salat ve selam getirin"(33/el-Ahzâb, 56) ayeti nazil olduunda
Sahabe nin, bu salatn nasl yaplacan sorduunu, Efendimiz
(s.a.v) in de buna, "öyle deyin: Allâhümme salli alâ Muhammedin…"
buyurarak mukabele ettiini haber veriyor.[16]

imdi siz bu hadisleri görmezden gelerek "salavat"n anlamlarndan birisine
abanrsanz, yaptnz i sadece baz insanlara "meer Peygamber e
salat-u selam getirmek diye birey yokmu" dedirtmekle yahut
mü minlerin, Peygamberlerinin ad anldnda ona ta zimle salat-u
selam getirme hassasiyetini kaybettirmekle snrl kalmaz; Hz.
Peygamber (s.a.v) ile ümmeti arasndaki ilikinin mahiyetine,
dolaysyla "Peygamber algs"na kadar uzanan bir süreci balatr!

Ümmet in Peygamber iyle ilikisinde zaman içinde kimi arzalar vuku
bulmu olabilir, kimi hassasiyetler zamanla etkisinden bir eyler
yitirmi olabilir. "Peygamber e salat-u selam getirme" anlaynn
içinde O nun sünnetinin ihyas ve hassasiyetle yaanmas da vardr.
Burada meydana gelmi bir arza söz konusuysa, bunun tamiri "Sünnet
bilinci"nin temel unsurlarndan birine ilimekle kaim deildir.
Salevatn kök anlamlaryla ilikisini kurarken, müsteriklerin
yap-bozucu faaliyetleriyle paralel seyreden bir edayla terim anlamn
berhava etmek yerine, bizzat Efendimiz (s.a.v) tarafndan tesis edilmi
yapy tahkim etmek temel amaç olmaldr…

"Yakîn" mi, "kesin gözüyle bakmak" m?

10.
Bir sonraki ayetin, bu ayete "Ama" ile balanmasndaki srr-u hikmeti
ben anlamadm, anlayan varsa izah ediversin:
"Direnerek ve dik durarak
yardm isteyin! Ancak bu, Allah a sayg duyanlardan bakasna ar
gelir. Ama (Allah a sayg duyanlar), Rablerine kavuacaklarna ve
sonunda O na döneceklerine kesin gözüyle bakarlar."

Son cümleye dikkat ettiniz mi? "Allah a sayg duyanlar, Rablerine
kavuacaklarna ve sonunda O na döneceklerine kesin gözüyle bakarlar."
nsan hangi durumlarda bir ie kesin gözüyle bakar? Elimizde
"delil/hüccet deil de, sadece "karine"lerin bulunduu durumlara,
mesela hastann iyileeceine, yamurun yaacana, beklenen otobüsün
falan saatte geleceine… kesin gözüyle bakarz. ncelik urada ki, ne
hastann iyileeceinden, ne yamurun yaacandan ne de otobüsün
beklediimiz saatte geleceinden yüzde yüz nisbetinde emin olamadmz
için, beklentimizin gerçekleeceine kesin gözüyle bakarz.

"Kesin gözüyle bakma" cümlesi, hakknda kullanld her ite bir
"beklenti"nin olduunu, ama küçük de olsa bir yanlma/aksama pay
bulunduunu ve bundan kaynaklanan "emin olamama" durumunu anlatr.

Bunun sebebi, sonuç hakknda önceden yaplm bir açklamann,
duyurunun ve verilmi bir garantinin bulunmamasdr.

Dolaysyla Allah a sayg duyanlarn O na döneceklerine kesin gözüyle bakmalar
ile, huu sahibi mü minlerin ahirete yakînen iman etmeleri arasnda en
az iman ile üphe arasndaki kadar fark vardr!..

Bataklk meselesi

11.
2/el-Bakara, 50: "Bir zaman da suyu sizin için açm…" slamolu bu
ayete dütüü notta öyle diyor: "Kur an da srailoullar nn geçip
Firavun un boulduu bu su "bahr" ve "yemm" olarak anlr. Arapça olan
"bahr" Arapça olmayan "yemm" ile birlikte düünülmelidir. Eski Ahid in
branice metninde bu su "Yem Suf" olarak geçer. "Saz Denizi" anlamna
gelen bu ibareyi Kutsal Kitap yorumcular Kzldeniz olarak yorumlar.
Fakat "saz" bitkisi yalnz tatlsu bataklklarnda yetiir. Sonraki
yorumculara göre bu yerin Msr n kuzeydousunda s bir göl ya da
Kzldeniz in hemen kuzey ucu ile daha kuzeydeki göller arasnda o
dönemde var olan su yolu üzerinde bir saz batakl olduu sanlr.
Olay Eski Ahid de anlatlrken Musa nn elini denizin üzerine uzatmas
üzerine bütün gece çok güçlü bir biçimde esen bat rüzgârnn denizi
kara hâline getirdii ifade edilir. Boulma olaynn "saz denizi" ad
verilen tatlsu bataklnda gerçekletiini Tâhâ 78 zmnen teyit eder."

Burada gördüümüz "gerekçe"yi slamolu nun "Yahudileme temayülü" olarak
ifade ettii durumun ümulüne sokabilir miyiz? Karar siz verin:

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

 


Yazar: Dr. Ebubekir Sifil
26-11-10
E mail: gizlenenler.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
MEALLERLE YENÝ BÝR DÝN TASAVVURU ÝNÞA ETME (Mustafa Ýslamoðlu'nun Mealini tenkid) 2
Online Kii: 35
Bu Gn: 785 || Bu Ay: 5.877 || Toplam Ziyareti: 2.929.020 || Toplam Tklanma: 58.616.457