HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / TASAVVUF
Okunma Says: 1064
Yazar: Mahmut Þevket Serik
TASAVVUF VE FELSEFE ÝLÝÞKÝSÝ

TASAVVUF VE FELSEFE LKSFennî ilimler, varlklar ve olaylar tek tek tahlil ederek, onlarn özeliklerini genel kaideler hâlinde ifade etmeye çalrlar. Buna “tabiat kânunlar” denir. “Felsefenin sahas” ise bütün bu ilimlerin ortaya koyduu genel hükümleri birletirmeye çalan beerî ilim ve düüncelerden oluur.

Bu bakmdan, ilimlerin ilmi olarak kabul edilen felsefenin, gerçee ulamak için bavurduu yegâne vasta “akl”dr. Aklclk, (Rasyonalizm: Bilginin kaynann akl olduunu; doru bilginin ancak akl ve düünce ile elde edilebilecei tezini savunan felsefi yaklama verilen isimdir.) Filozoflarn hakikat araynda dayandklar tek vasta olarak kabul edilmitir.

Her din, her sistem akl kullanmaya mecburdur. Bu nedenle de slâm’da akl ihmal edilemez temel bir durumdur. Akl; insan hayra ve Allah’a götürmelidir. slâm; akl, mükellefiyetin asgarî artlarndan biri olarak kabul eder, ancak akln hakikatlere ulamak hususunda yetersizliini de kabul ettiinden, “aklî” saylan felsefeye nazaran ayn zamanda “nakli”yi de (nakle dayanan, kitap ve sünnete dayal olan) esas alr. slâm’da ulvî bir anlay ve mükemmellik aray demek olan “tasavvuf”da temel tasavvufî düüncelerin birer er’î mesnede bal olmalar, bu fikrî faaliyetin de naklî olduunu kabul etmeyi gerektirir. slâm’da akln kâmil bir fayda salayabilmesi için, vahiyle terbiye edilmesi gerekir.

Filozoflar srf akl kulland için çelikilerden kurtulamam ve ortaya çkan her filozof, kendinden öncekileri ret ve tenkitle ie balamtr. Bunda benlik duygusunun ve nefsanî iddialarn ön planda tutulmasnn rolü olsa da asl sebep, akln çelikilerden kurtulamama özelliidir.

Kulun ulaabilecei en yüksek seviye

Hakikaten akl, bir bçak gibidir. nsana terör de yaptrr, sâlih ameller de iletir. Allah’a götürmeyen akla “akl- sakim” denir. Allah’a yol bulan akla da “akl- selim” denir “Ahsen-i takvîm”e (kulun ulaabilecei en yüksek seviyeye) akln yardm olmakszn gidilemez. Fakat insan çou kez “bel hüm edall”e, yani idrâk bakmndan hayvandan da aa bir seviyeye götüren de akldr. O hâlde akln bir disiplin altna alnmas icap eder. O disiplin de vahiy terbiyesidir. Eer akl, vahyin kontrolünde ise insan selâmete götürür. Fakat vahyin dna çkartlrsa, insan felâkete götürür. Onun için akln rzâ-y ilâhî yönünde istikametlemesi lâzmdr.

Tarih boyunca akln zirvesindeki birçok zalim, yaptklarndan en ufak bir vicdan azab bile duymamtr. Çünkü yaptklar zulümler kendilerine göre en akllca hareketlerdi. Badat’a girip Dicle’nin sularnda 400 bin masum insan boan Hülâgu, hiçbir vicdan azab duymamt. Veya slâm’dan önce Mekke devrinde bir efendi kölesini boazlasa asla vicdan szlamaz, en ufak bir pimanlk hissi duymazd. Bir köle veya bir odunu kesmek onlarn akl nazarnda ayn idi. Hatta bunu tabii ve meru haklar olarak görürlerdi.

te bu insanlarda da akl vard, fakat vahyin terbiyesi altnda olmad için, insan saptryor, saysz cinayetlere sevk ediyor ve bunu da normal gösteriyordu. Böyle bir akl, vicdanlar köreltmi; efkat, merhamet ve acma hislerinin önüne perde olmutu.

Felsefe erbab filozoflar, her eyi aklla izaha kalkt için ne kendilerine ne de toplumlara doru yolu gösterebilmilerdir. Zaten akl bütün ii görebilecek kudrette olsayd; hidayet rehberi peygamberlere ihtiyaç olmazd. Bu bakmdan, akl, vahyin klavuzluuna muhtaçtr.

Bu gerçei fark eden baz filozoflar, akln bu acizliini itiraf ederek, hakikati aratrma konusunda baka vastalar aramaya koyulmulardr. Böyle filozoflardan biri olan Fransz filozof Henry Bergson, “entuisyon” denilen “hads”, yani sezgiyi gerçee ulamann vastalarndan biri olarak kabul etmitir. Bu kelime, eskilerin “sünûhât- kalbiyye” dedikleri, mükâefe (kalb gözü ile görmek) ehlinin kalbî faaliyetinin addr.

Bergson, birtakm ruhi temrinlerle (tasavvufta zikir vs.) kalben arnan dindarlarn vasl olduklar manevi bir mertebede içlerine doan gerçeklere, fiziki hakikatlerdeki gibi laboratuvar tecrübeleriyle kontrol edilemedikleri gerekçesiyle itirazn yersiz ve mantksz olduunu ileri sürmütür. Tasavvufî tecrübelerde olduu gibi bütün soyut gerçeklerin laboratuvar tecrübesine mevzu olmadn belirtmitir. Bu da felsefenin pek az bir ksmnn dine ve netice itibariyle de tasavvufa yatkn bir mahiyet arz ettiini göstermektedir. Çounlukla filozoflar, hakikate ulamak için akldan baka bir vasta kabul etmemektedirler. Buna mukabil enbiyâ ve onlarn vârisi mevkiindeki evliyâ, hep ayn kaynaktan, vahiy ve ilham yoluyla feyizlendikleri için birbirlerini te’yîd edegelmilerdir.

Akl tek bana yeterli mi?

Büyük slâm mütefekkiri mâm Gazâlî -rahmetullâhi aleyh- öyle buyurur:

“Felsefe mevzuundaki idrâk, tedkîk ve tenkid safhalarndan sonra bu husustaki youn mesâimi sona erdirince maksadm itibâriyle bu ilmin de yetersiz olduunu, akln tek bana her eyi kavramaya elverili olmadn, onun her meselenin üzerindeki perdeyi kaldramayacan anladm.”

Gazâlî Hazretleri’nin akl ve marifet sahalar arasndaki hâlini, Necip Fâzl Ksakürek bir eserinde öyle anlatr:

“«slâm’n hücceti» diye anlan büyük tefekkür adam... O; ilmî, fikrî bütün kafa ve idrâk ilerini bir tarafa brakp gerçek marifet istikametine yönelecei zaman öyle dedi:

«–Gördüm ki her ey, Peygamberler Peygamberi’nin ruh feyzine snmaktan ibâret ve gerisi sâdece yalan ve dolan, vehim ve hayal!.. Akl ise bir hiç... Sâdece hudut!»

Ve cihann bir eini görmedii bu mutantan kafa, bütün istifhamlarn söndürüp, Peygamberler Peygamberi’nin ruh feyzine snd, hudutsuzu buldu.”

Hakikaten snrl bir akl ile belli bir noktaya kadar gidilebilir. Fakat bütün gerçek, bu snrlarn muhtevasndan m ibarettir!? Onun ötesinde hiç mi gerçek yoktur? te bu gibi suallerin tatmin edici cevabn, felsefe gibi madde üstü bir tefekkür olan, fakat vahyin menbandan beslendii için ondan tamamen ayrlan tasavvufun gönül dünyasnda bulmak mümkündür.

nsan yaratan ve onun özelliklerini en iyi bilen, Allah Teâlâ’dr. Bu sebeple hakikat yolunda akln, ilâhî tebliin nda yürümeye mutlak bir surette ihtiyac vardr. Akln varabilecei son noktadan daha ötelerde ise kalb ve keif yolunun devreye girmesi zaruridir. Kalbî hayat ve onun manevi duyu ve hissedileri olmakszn srf aklla sonsuz hakikatler âlemine geçilemez.

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Mahmut Þevket Serik
12-08-21
E mail: dunyabizim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
TASAVVUF VE FELSEFE ÝLÝÞKÝSÝ
Online Kii: 23
Bu Gn: 242 || Bu Ay: 5.335 || Toplam Ziyareti: 2.928.286 || Toplam Tklanma: 58.601.299