İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : TÂRİH / TÂRİHE BAKIŞ
Okunma Sayısı: 4143
Yazar: A. Kerim Sencer
TARİH OKUYANIN AKLI ÇOĞALIR

Özcan Ünlü, dün Yeni Şafak’taki köşesinde son asır tarih anlayışımış üzerine teksifi bir yazı kaleme almış. Yazı, pek çok açıdan önemli yönlendirmelerde bulunuyor. Bilhassa tarihiyle bütünleşerek yeni bir dünyanın taşıyıcılığı yapacak gençler için bu tavsiyeleri gerekli, yerinde, zamanlı görüyor ve paylaşıyoruz…
 
Tarih ve vicdan
 
“Tarih, sadece geçmişi yargılama aracı değildir. Tarih yapanları yazan tarihçiler, böyle bir yanılgının içinde olduğu sürece objektif tarih algısının üzerindeki şüphe külü her zaman dokunulmaz olacak, hiç kimse bu küle üfleme cesaretini gösteremeyecektir.
 
Ömer Hayyam, "Tarih, kainatın vicdanıdır" der. Bu vicdanı kanatmaya yönelik her türlü istismar, kendi doğrusunda akan geçmiş olaylar ve kişilerin rollerini ve konumlarını değiştirir.
 
Tarih, öteden beri kendi matematiği içinde (Tarih, faydası herkesi kapsayan bir ilimdir. Yaşanılan çağın olaylarıyla, eski çağın olaylarını karşılaştırıp sonuca varmak gerekir. Nâimâ) devinip durur. Zaman zaman oryantalizm illetinin pençesine düşmüş 'yerli/yersiz' tarihçilerin elinde heba olmuşsa da, şükür, ülkemizde tarih yazanlar kontrollerini kaybetmeden bu insanlığın en değerli bilimini bugüne taşımıştır.
 
Günümüzde tarih yazanların bir kısmı, popüler bilimin kalıpları içinde kaleme aldıkları egzotik, iç gıcıklayıcı, oryantalist bakış açılarıyla ürettikleri eserlerle amaca hizmet etmiyorlar. Vitrin ve çok satma kaygısı ile kaleme alınan eserlerin tehlikeleri de var hiç kuşkusuz.
 
Halil İnalcık'ın, Semavi Eyice'nin, İlber Ortaylı'nın, Yılmaz Öztuna'nın, Mustafa Armağan'ın, Erhan Afyoncu'nun büyük bir dikkatle kaleme aldığı eserlerin, sağlaması kaynaklarıyla yapıldığı takdirde ne kadar yerli yerinde olduğu/oturduğu görülür. Hiç şüphesiz, bu kitaplar, yeni tarih okumalarına merakı da uyandıracak çapta dev eserlerdir.
 
Ancak, kısmen Murat Bardakçı, kısmen Soner Yalçın, kısmen Ergun Hiçyılmaz vb. tarihçiliği için aynı şeyleri söylemek çok da mümkün değil. Birkaç katmandan oluşan tarih yazıcılığı/aktarıcılığı, ikinci gruptaki yazarlar için sadece bir 'iş' olarak görülmekte, tiraja endeksli bir düşünceyle yansıtılmakta...
 
Merhum Ziya Nur Aksun'un tarihçiliği, bu iki gruba göre biraz daha farklı ve fakat Armağan, Afyoncu gibi genç sayılabilecek tarih yazarlarını da etkileyen Aksun, olaylardaki objektif, yorumlardaki subjektif bilim anlayışıyla, tarihi okunabilir, yararlanılabilir çapta arşivlik eserler kaleme almıştır.
 
Son birkaç yıl içinde Türk edebiyatı ve düşünce hayatına kazandırdığı yeni isim ve eserlerle büyük bir alkışı hak eden Ötüken Neşriyat, kuruluş ilkelerine bağlı olarak sürdürdüğü yayın çizgisinde, Atsız'ın, Kösoğlu'nun, Asya'nın eserlerini yeniden okurlarıyla buluştururken, Ziya Nur Aksun külliyatını da tamamlamayı sürdürüyor.
 
Saygın bir tarihçi olan Aksun'un "Yozlaşma, Yenileşme, Değişim Kıskacında Dört Muzdarip Padişah" isimli dev eseri, tam da, yukarıda anlatmaya çalıştığım kaygıları taşıyan bir eser. Yüce Devlet'in 1789-1861 döneminin trajik tarihini Sultan 3. Selim, Sultan 4. Mustafa, Sultan 2. Mahmud ve Sultan 1. Abdülmecid ekseninde anlatan kitap, Osmanlı'nın son iki yüz yılındaki derin çözülmenin kodlarını bugünden düne göndermelerle aktarıyor.
 
Bir televizyon dizisiyle yeniden ve hiç de hak etmediği biçimde ülkenin gündemine pop/figür olarak gelen Kanuni Sultan Süleyman da, Aksun'un nefis anlatımıyla yayınevinin raflarında yerini aldı. Cihan Padişahı'nın 'Türk asrı' denen 16. yüzyıla kattıklarını, onun yüksek idealleriyle harmanlayan Ziya Nur Aksun, vicdani bir duruşmaya da çağırıyor okurlarını. Ömrünün dörtte birini seferlerde, çadırda ve at sırtında geçiren, 'velî' sayılabilecek Muhteşem Süleyman'ın bir kale dibinde nasıl ve hangi idealler uğruna şehit düştüğünü, idraklerimize bırakıyor.
 
Küçücük bir beylikten Cihan İmparatorluğu'na yükselen Osmanlı'yı, sözü hiç dolandırmadan, farklı metaforlara girmeden, abartmadan ve olabildiğine anlaşılır biçimde kaleme alan Aksun'un Aşıkpaşazade tadında kaleme aldığı eseri de gerçek bir tarih aktarımı anlamında dikkate değer...
 
Son olarak, Ötüken'in önemli bir hizmetini daha hatırlatmak isterim: Ahmet Turan Alkan'ın bir kuyumcu titizliğiyle, kelimeleri ölçüp biçerek hazırladığı "Ziya Nur Hakkında Dostlarıyla Bir Sohbet" isimli kitabı da, gerçek bir tarihçi kimliğini okurlarına sunması bakımından mücevher değerinde. Tarihçiliği, fikirciliği, giyimi, konuşması, davranışları ile her zaman 'müdebbir', her daim 'mübelliğ' olan Aksun'un hüzünlü bir nehir gibi akan hayatında yer etmiş dostlarına aynı kitapta buluşturan Alkan, fotoğraflar ve ziynet değerindeki birtakım belgelerle zenginleştirmiş eserini.
 
İmam Şafi, 'Tarih okuyanın aklı çoğalır' der. Ancak, doğru tarihi, doğru kaynaktan okuyanın aklı daha zenginleşir, kavileşir.

Ben, yukarıdaki isimlerini zikrettiğim çok değerli kimselerin eserlerinin de Ziya Nur Aksun'un kitaplarının arasına koyarak okunmasını şiddetle öneriyorum. Fakat, Aksun'un Enver Paşa ve Sarıkamış Harekatı, Dündar Taşer'in Büyük Türkiye'si, 2. Abdülmahid Han, Darbe Kurbanı Abdülaziz Han, İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi, Osmanlı Padişahları Gayr-ı Resmi Tarihimiz vb. eserleri de dahil, bütün kitaplarının başucunda bulunması gerektiğini düşünüyorum.
 
Çünkü, "Tarihinin sürekliliğini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmeye mahkûmdur. Hâfızası parça parça kopmuş bir akıl hastası gibi, geçmişiyle, hâtıralarıyla ve benliğini terkib eden bütün varlık unsurlarıyla ilgisi kesilmiştir. Yabancı tesir ve müdahalelere, yabancı korumaya hazır ve muhtaç bir halde, önce bağımsızlığını sonra da bütün millî şahsiyetini ve varlığını kaybeder."
 
Vesselam...”
 
Günümüz gençlerini tarihiyle yeniden barıştıran kitapların müelliflerini Aksun Hoca’nın nezaretinde okumak hakikaten tadılası bir zevk ve feraset işareti. Dahası İmam Şafii rahmetullahu aleyhin ifade ettiği vechiyle ‘aklımızın çoğalması’ için bu bir zaruret.
 
 Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: A. Kerim Sencer
06-03-11
E mail: haberkültür.net
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
TARİH OKUYANIN AKLI ÇOĞALIR
Online Kişi: 19
Bu Gün: 9 || Bu Ay: 5.487 || Toplam Ziyaretçi: 1.815.811 || Toplam Tıklanma: 45.359.351