İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : TÂRİH / TÂRİHE BAKIŞ
Okunma Sayısı: 2545
Yazar: Ahmet Selim
OSMANLI'YI ANLAMAK

Bazı topraklar bazı zamanlarda bazılarınındı. Tarih bu, döne döne akar. Önemli olan şu: Siz o topraklara ne kadar ruh verdiniz, oraların sahibi olmaya ne kadar liyakat kazanmıştınız? Bu sorular, bir manevî, ruhî liyakat coğrafyasının şifreleridir. Osmanlı, yaşatarak yaşadı, yaşayarak yaşattı.

Bir başka devletti Osmanlı. Bazıları sataşıp duruyor ama, akıl sahipleri bunu yapmaz. Osmanlı'nın teşrifatını, protokolünü, terminolojisini ayrıntılarıyla öğrenmek için bile bir ömür yetmez. Kitaplar, ciltler hep yanında olacak! Rehavete kapılırsan mahcup olursun. Eleştirilecek çok şey de bulursun tabii. Fakat o "bütün"e saygı duymaksızın onun "muhteva-mana" azametinden çekinmeksizin bunu yapmaya kalkarsan, çarpılırcasına gülünç olursun. Osmanlı'nın tarihi bu açıdan tehlikelidir! Esasen tarihin kendisinde böyle bir entelektüel tehlike vardır. Bir gün aklına gelip de "ben bu işi de halledeyim" diyerek tarihe balıklama dalarsan, çıkamayabilirsin! Doğan Avcıoğlu ile İdris Küçükömer'in hayatlarındaki son fasılda başına gelen budur.

 İlk tarih eğitimi, çocukluğumuzda dinlediğimiz şifahi tarihle başladı. Babam, yakın tarihin canlı şahidi gibiydi. Evdeki tarihin eğitimi, okuldaki de öğretimi. İkisi arasında çelişkiler olması bana ayrıca heyecan veriyordu. Yalnız şöyle bir avantajım vardı; babam, dayatmacı, kalıpçı, katı bir insan değildi. İtiraz üsluplu sorular sorduğumda kızmazdı. Hatta bazen "acaba biraz hak vermek mi lazım?" tereddüdünün yüzünde dolaştığını hissettiğim olurdu. Mesela bir yakın tarih olayı için "müretteptir o" demiş, ben kabullenememiştim. "Tamamı öyle değildir herhalde. O vesileyle bazı tertip ilaveleri de olmuştur herhalde" dediğimde, memnun olurdu, "İyidir böyle sormak!" derdi. Cemal Kutay'ın dergilerini titizlikle okurdum, ama çok güvenmezdim. Mesela yaptığı nakillerde, kendi kelimelerini kullanırdı. "Tespitlemek" bunlardan biriydi. O kelimeyi Cemal Kutay'dan başka kullanan olmamıştır ki, o nakil doğru olsun! Yavaş yavaş, doğruları okumaktan, "doğru okumak" ilkesine geçtim. Sadece doğruları yazan bir kitap, bir eser olamazdı; ama ihtiyatlı ve dikkatli olunursa, her kitaptan faydalanmak mümkündü. Mukayeseli ve ihtiyat rezervli okuyuş en iyisiydi. Sonraları Barkan'ları, Ülgener'leri tanımak da nasip oldu.

 Gençleri bırakın, kocaman kocaman unvanlar, etiketler taşıyan kişiler, tarihle oynamaktan büyük bir zevk alıyor. Çünkü tarih alanı, "aksini ispatlayamıyorsan bu iddiayı saygıyla karşılaman ve kabullenmen gerekir" dayatmasına çok elverişlidir. Aksini kim nasıl ispatlayacak? Bir bilim adamı saçma sapan bir iddianın yanlışlığını ispatlama işiyle uğraşır mı? Diyelim ki uğraşmayı göze alan biri çıktı; bilimsel tartışma ortamını nerede bulacak?

 Popüler tarihçilik denilen şey, genellikle tarih magazinciliğine benzer. Polemikçidirler, fikrî ve ilmî âdaptan yoksundurlar, "aman bulaşmayalım!" çekingenliğini telkin edici bir tecavüzkârlığa meyyaldirler. Amaçları bilimsel gerçek ve doğru düşünce değil, çocukların oyun hamuru gibi, bazı ideolojik iddiaların içini doldurmak için, girdiği kabın şeklini alan bir istismar hamuru üretmektir. Onlar ciddi kaynaklar ve belgeler göstermekten varestedir; sen onları çürütmek için söylediklerinin, yazdıklarının aksini ispat etmekle yükümlüsün! Aksi sabit olmadıkça her türlü tarihçilik ve araştırmacılık iddiası geçerlidir!

 Neler, neler söyleyip yazılmadı "Osmanlı laikti, Osmanlı dine bağlı devlet değildi." "Osmanlı İslam'a zarar verdi." "Osmanlı herkese zulmetti." "Osmanlı feodaliteye izin vermemekle, kapitalizme geçişin oluşmasını engelledi." Her düzeyde, bir sürü kolaycılık yakıştırması. Mevlânâ'daki fil hikâyesi gibi, kim neresine dokunabilmiş, neresini kendince tutabilmişse, Osmanlı'yı ondan ibaret zannetti. Osmanlı hakikati, bütün ihtişamıyla ve vakarıyla, sanki Süleymaniye'nin, Selimiye'nin şerefelerinden onları acı tebessümlerle seyrediyor. "Osmanlı'yı eleştirmeye de övmeye de hakkı yok bizim aydınların" diyesim geliyor. Osmanlı'yı anlayabilmek için; hem kalp ile akledebilmek, hem de akılla hissedebilmek, yani, kendi bütünlüğünüz sırrından, onun büyüklüğünü düşünebilme yolunu aydınlatabilecek bir ışık almak gerekir.

Yazar: Ahmet Selim
15-07-09
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
OSMANLI'YI ANLAMAK
Online Kişi: 17
Bu Gün: 20 || Bu Ay: 5.498 || Toplam Ziyaretçi: 1.815.822 || Toplam Tıklanma: 45.359.633