Harnâme, Kütahyalı Şâir Şeyhî'nin meşhur manzum hikâyesidir. Bir hastalığını tedavi etmesinin mükâfâtı olarak Padişah Çelebi Mehmed, Şeyhî'ye Tokuzlu köyünü hediye eder. Köyünü görmek ve sahiplenmek için yola çıkan Şeyhî eşkiyalar tarafından dövülür ve soyulur. Bunun üzerine Şeyhî Harnâme'yi yazar.
Harnâme'nin hülâsası: Yük çekmekten bir deri bir kemik kalmış bir eşek vardır. Buna canı sıkılmaktadır. Kendilerinin yük altında zayıf ve çaresiz, öküzlerin ise arpa tarlalarında keyif içinde yaşamalarını kabullenemez. Bir pîr eşeğe, eşeklerin kaderinin hikmetini sorar. Pîr eşek ona, "Eşeklerin vazifesinin yük taşımak, öküzlerin ise rızık olmaktır" der. Kadere rıza gerektiğini söyler. Ama eşek nasihate kulak asmaz. Öküzler gibi olmak hırsı gözünü bürümüştür. Bir gün öküzlerin yayıldığı bir arpa tarlasına iştahla dalar. Tarlada arpa bırakmaz. Tarla sahibi bir de bakar ki bir eşek bütün arpayı tüketmiş. Sövüp saymakla yüreği soğumaz. Eşeği, gücü tükeninceye kadar sopalar. Ama öfkesini dövmekle de dindiremez. Bıçağını çıkarır ve eşeğin kulak ve kuyruğunu keser, bırakıverir. Hikâyenin hissesi şu beyittedir:
Bâtıl isteyü haktan ayrıldum Boynuz umdum kulakdan ayrıldum
(Bâtıl, olmayacak şey istedim, haktan ayrıldım. Boynuz umarken kulaktan da oldum)
Hikâyenin aslı:
Bir eşek var idi zaîf ü nizâr Yük elinde katı şikeste vü zâr
Gâh odunda vü gâh suda idi Dün ü gün kahr ile kısuda idi
Ol kadar çeker idi yükler ağır Ki teninde tü komamışdı yağır
Nice tü kalmamışdı et ü deri Yükler altında kana batdı deri
Eydür idi gören bu sûretlu Tan degül mi yürür sünük çatlu
Dudağı sarkmış u düşmiş enek Yorılur arkasına konsa sinek
Toğranur idi arpa arpa teni Gözi görince bir avuç samanı
Kargalar dirneği kulağında Sinegün seyri gözi yağında
Arkasından alınsa pâlanı Sanki it artuğıydı kalanı
Bir gün ıssı ider himâyet ana Ya’ni kim gösterür inâyet ana
Aldı pâlanını vü saldı ota Otlayurak biraz yüridi öte
Gördi otlakda yürür öküzler Odlu gözler ü gerlü göğüzler
Sömürüp eyle yirler otlağı Ki çekicek kılın tamar yağı
Boynuzı ba’zısınun ay bigi Kiminün halka halka yay bigi
Böğrişüp çün virürler âvâze Yankulanurdı tağ ü darvâze
Har-ı miskîn ider iken seyrân Kaldı görüp sığırları hayrân
Geh yürürler ferâgat ü hoş-dil Gâh yaylâ vü kışla geh menzil
Ne yular derdi ne gâm-ı pâlân Ne yük altında haste vü nâlân
Acebe kalur u tefekkür ider Kendü ahvâlini tasavvur ider
Ki birüz bunlarunla hilkatde Elde ayakda şekl ü sûretde
Bunlarun başlarına tâc neden Bize fakr ü ihtiyâc neden
Bizi ger arpa ok u yây itdi Bunlarun boynuzun kim ay itdi
Didi bu müşkilümi itmez hal Meger ol bir falân har-i a’kal
Var idi bir eşek firâsetlû Hem ulu yollu hem kiyâsetlû
Çok geçürmiş zamâneden çağlar Yükler altında sızırup yağlar
Nûh Peygamber’ün gemisinde ol Virmiş İblîse kuyruğıyla yol
Dir imiş ben döşedimdüm döşeği Dirilürken ölüp ’Üzeyr eşeği
Hoş-nefesdür diyü vü ihl ü fasîh Hürmet eyler imiş humâr-ı Mesîh
Kurd korkar idi kulağından Arslan ürker idi çomağından
Ol ulu katına bu miskîn har Vardı yüz sürdi didi iy server
Sen eşekler içinde kâmilsin Âkıl ü şeyh ü ehl ü fâzılsın
Anda k’ıslâh ide tapun şer ü şûr Har-î Deccâle diyeler ker ü kûr
Menzil-i mü’minîne rehbersin Merkeb-i sâlihîne mazharsın
Nesebündür mesel hatîblere Nefesün hoş gelür edîblere
Sen eşeksin ne şek hakîm-i ecell Müşkilüm var keremden itgil hall
Bugün otlakda gördüm öküzler Gerüben yürür idi göğüzler
Her biri semîz ü kuvvetlü İçi vü taşı yağlu vü etlü
Niçün oldu bulara enzâni Bize bildür şu tâc-ı sultanî
Yok mıdur gökde bizüm ılduzumuz K’olmadı yir yüzinde boynuzumuz
Her sığırdan eşek nite ola kem Çün meseldür ki dir benî âdem
Har eger hâr ü bî-temîz oldı Çünkü yük tartar ol azîz oldı
Bâr-keşlikde çün bizüz fâik Boynuza niçün olmaduk lâyık
Böyle virdi cevâb pîr eşek K’iy bilâ bendine esîr eşek
Bu işün aslına işit illet Anla aklunda yog ise kıllet
Ki öküzi yaradıcak Hallâk Sebeb-i rızk kıldı ol Rezzâk
Dün ü gün arpa buğday işlerler Anı otlayup anı dişlerler
Çün bular oldu ol azîze sebep Virdi ol izzeti bulara Çalab
Tâc-ı devlet konıldı başlarına Et ü yağ toldı iç ü taşlarına
Bizüm ulu işimüz odundur Od uran içümüze o dûndur
Bize çokdur hakîki buyrukda Nice boynuz kulağ u kuyruk da
Döndi yüz derd ile zaîf eşek Zâr ü dil-haste vü nahîf eşek
Didi sehl ola bu işün aslı Çünki şerh oldı bâbı vü faslı
Varayın ben de buğday işleyeyin Anda yaylayup anda kışlayayın
Nice yiyem odun ile letler Bulayın buğday ile izzetler
Gezerek gördi bir gögermiş ekin Sanki dutardı ol ekin ile kîn
Aşk ile değdi girdi işlemeğe Gâh ayaklayu gâh dişlemeğe
Arpa gördi gögermiş aç eşek Buldı cân derdine ilâç eşek
Değme kerret ki şevk ile karvar Toprağın bile götürür harvar
Eyle yidi gök ekini terle Ki gören dir zihî kara tarla
Yiyürek toydı karnı çağnadı Yuvalandı vü biraz ağnadı
Başladı ırlayup çağırmağa Anup ağır yükin ağırmağa
Dimiş ol âdemî ki hoş-demdür Niam oldukda bî-nagam gamdur
Pes idüp cûş içinde eşvâkı Rast düzdi nevâ-yı uşşâkı
Çeker âvâze tîz ider perde Hoş ser-âğaz ider muhayyerde
Nice düzmek ki bozdı âhengi Perdesin açdı ol cihân nengi
Çıkarur har çün enker-ül esvât Ekin ıssına arz olur arasât
Ağaç elinde azm-i râh itdi Tarlasını göricek âh itdi
Dâneden gördi yiri pâk olmış Gök ekinliği kara hâk olmış
Yüreği sovumadı söğmeg ile Olımadı eşeği dögmeg ile
Bıçağın çekdi kodı ayruğını Kesdi kulağını vü kuyruğını
Kaçar eşşek acıyaruk cânı Dökilüp yaşı yirine kanı
Uğrayu geldi pîr eşek nâgâh Sordı hâlini kıldı derd ile âh
Yermürü inleyü didi iy pîr Har-ı rûbâh bigi pür-tevzîr
Bâtıl isteyü haktan ayrıldum Boynuz umdum kulakdan ayrıldum
Benem ol gâm yükinde har-ı leng Gussalar balçığında vâlih ü deng
Ne yüküm bir nefes giderici var Ne biraz çekmeğine yarıcı var
Har gedây-iken arpaya muhtâç Gözedürem k’urıla başuma tâc
İster iken halâldan rûzî Varım itdüm haramîler rûzî
Ger tonuzlara olmaya buyruk Âh gitdi kulağ ile kuyruk
Hükm-i sultâna k’ola pâyende Çarh çâkerdürür felek bende
Kim ola bâri bir iki eclâf K’ide tevk-i pâdişâha hilâf
Şâh kahrı ne’ûzü-billâh eger Çarh baş çekse ide zîr ü zeber
Göklere irdi nâle vü feryâd Dâd iy pâdişâh-ı âdil dâd
Şeyhî uzatma nâle vü âhun Nüktedândur bilür şehen-şâhun
Ger inâyetden istesen tevfîr Kılma devlet duâsını taksîr
Nice kim bu zamâne-i nâ-sâz Câhile nâz vire ehle niyâz
Ne kadar kim cihân-ı bî-ihlâs Ârifi hâric ide âmiyi hâs
Ol şehün işi izz ü nâz olsun Düşmeninün gam ü niyaz olsun
Tam da bugünlerde bu şiiri niçin hatırlattık, bilin bakalım...
Beyitlerin günümüz Türkçesi için tıklayınız.
|